19 Mayıs 2008

Su gibi...

Su usul usul akıyor... Kayaların arasından usul usul... Öyle kendi halinde ki şaşıp kalırsın... Sanki gideceği yolu biliyor ve durup düşünmüyor bile "acaba hangi yoldan gitmeliyim" diye... Suyun doğası bu... Böyle... Kim diyebilir ki; "Su o, sadece eğime göre akar gider" diye... Hayır o bilerek akıp gidiyor, bilerek ve şaşmadan...

Güneşli bir mayıs öğleden sonrasını suya imrenerek geçiriyorum. Bu taşların üzerinden aşıp geçen, kendi yolunda ilerleyen suya bakarak, ona sorarak ve onunla konuştuğum için etraftakilerin ne diyeceğinden çekinmeden...

Herşeyle konuşabilir insan. Suyla, toprakla, dağlarla, gökyüzüyle, geceyle, yıldızlarla, ayla... Herşeyle... Bir kural yok. Ve insanlarla konuştuğun zamankinden çok daha fazla şey öğrenebilirsin pekala. Ya da öğrenmeyi bir yana bırak rahatlayabilirsin. Çünkü bunların hiçbiri seni yargılamaz ya da seni ayıplamaz. Onlar dünyanın kadim bilgeleridirler ve dünya varolalı beri öyle çok insanlık hallerine şahit olmuşlardır ki herşeyin kabul edilebilir olduğunu ve dünya üzerinde herşeyin imkan dahilinde olduğunu bilmektedirler. Bu yüzden herşeyle konuşabilir insan...

Suyun içindeki taşların üzerinden yürüyorum. Sanki defalarca buradan geçmişim gibi yolu bilerek ve tedirginlik duymadan ilerliyorum. Suyun doğasını almışım gibi... Dünya üzerindeki birşeyler uzun uzun bakarsan onların doğasını mı alırsın? Bu mümkün mü? Suyun, gecenin, güneşin ya da ayın... Gecenin içine uzun uzun bakan bu yüzden mi böyle karanlıkta?

Köpürerek akıyor. Taşların üzerinden akıp geçiyor. Taşları yıkayıp paklıyor, ağaçlardan yapraklar, tohumlar çalıp götürüyor başka topraklara... O gideceği yolu biliyor ve yanında götüreceği şeyleri de... O yolunda duran taşları temizlemesi gerektiğini biliyor ve o tohumları başka topraklara götürmesi gerektiğini de... Akıyor, akıyor, akıyor...

Ve akarken şöyle fısıldıyor: "Her ruh aslında kendi yolunu bilir, yeter ki onun önüne set koyma. Yeter ki onu kendi doğasında bırak. Her ruh yolunu mutlaka bulur..."

Fotoğraf: http://foureyes.deviantart.com/art/yulong-river-68712773

6 yorum:

  1. Ve su gibi duru, su gibi dingin olmalı insan...Hem de çağlayan gibi güldür güldür akarken yaşamın içine..............

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Dostum,konuyla alakalı olur mu bilmiyorum?Birşeyler söylemek istedim bu yazına göre:

    Aslında her yaradılan varlık veya eşyanın bir görevi var!Ama İnsan dışındaki hiç bir canlı veya cansız bu örevini ve doğayı etrafını yadırgamıyor!

    Mesela Bıçak.Bıçak kesme işine yarar ve amacı budur.Hiç kimse bıçağa çamaşır yıka diyemez!Yıkatamazda!Kül tablası kül biriktiri izmarit saklar görevi budur ve itiraz etmez kesinlikle!Tavuğun görevi yumurtlamak,yağmurun yağmak.Yağmurun bir garip tarafıda var;O gökyüzü ağladığı zaman yer yüzü güler!

    Yani her canlı ve cansızın bir görevi var ve görevini icra ederler,itiraz etmezler yaradılış amacına uyarlar.İnsan hariç!O herzaman kendini yaradılışını değilde kafasındakileri nefsini takib eder!

    Ne kadar alakalı oldu bilmiyorum sevgili dostum?Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Mitolojide hep su tanrıları ilgimi çekmiştir benim de. Ne ateş, ne aşk, ne savaş, ne barış, sadece su tanrıları... O dediğin bilgeliğin en yücesine sahip olduklarını düşünürüm. Başka hiç kimselerin sahip olmadığı berraklığı ve doğada onun kadar doğal ayna görevi gören başka hiç bir varlığın bulunmamasından dolayı... Suyu yaşamına dost edinen ruhların da zamanla o bilgelikten payını alacağını düşünürüm. Su, huzurla tanıştırır insanı ve dediğin gibi ruh da, su gibi kendi yolunu mutlaka bulur.

    YanıtlaSil
  4. su insan vücudunun %75'ini oluşturur. ayrıca bilim adamlarının yaptığı moleküler düzeydeki bir tesstte, 5 farklı kaptaki suya farklı kelimeler yazılarak cam şişe içerisinde bırakılmış. her suyun moleküler yapısı kelimelere göre değişmiş. vücudumuzun 4'te 3' ü suyken biz kelimelerden, davranışlardan ne kadar etkileniriz siz tahmin edin.

    http://www.life-enthusiast.com/twilight/research_emoto.htm

    YanıtlaSil
  5. EVRENSEL YAŞAM: Ah bir başarabilsek su gibi dupduru yaşamayı... Hayat o zaman hayat olacak işte...

    ZEHİRLİ ÖRÜMCEK: İnsanoluşun da temel sorunu bu değil mi? Kendi doğasını takip edemediği, kendi doğasını unuttuğu için değil mi tüm yaşadığı sorunlar? Dediğin gibi herşeyin kendi doğası var oysa biz insanlar kendi doğamızın yanında başka şeylerin de doğasını alıp kendimize yamamaya çalışıyoruz. Bu yüzdendir ki hayat böyle hep yarım yamalak yaşanıyor. Sürekli kaybettiğimiz doğamızı arayan huzursuz ruhlar oluyoruz.

    ZERO:Suyun bilgeliğin en yücesine sahip olması dışında başka bir özelliği daha var, o olmadan hayat olmuyor. Ve herşeyi arıtıp temizleyen tek şey su... Aslında o hayatımızda o kadar sıradan bir hale geldi ki; ona daha dikkatli bakmamız gerektiğini farkedemiyoruz. Bir gün yok olup gittiğinde, ki dilerim bu asla olmaz, o zaman onun içilmekten çok daha büyük bir anlamı olduğunu anlayacak insanlık...

    JACK: Geçen gün şöyle birşey okudum ben de: Diyor ki biri; Su neden bu kadar önemlidir insan için? Cevap: Çünkü insanın %75'i sudur. Ve onu içtikçe kendisiyle buluşur.

    YanıtlaSil
  6. belki su da bilmez nereye gittiğini ama onun yoludur orası.çizilmiştir,doğru yoldadır,gider ve gidecektir de öylece...

    YanıtlaSil