12 Mayıs 2008

İnsanlar, caaanım insanlar

Evinin her yanına biblolar, plastik çiçekler, oyuncaklar, tablolar doldurmuş. "Canım çıktı vallahi haftasonu"diyor. "Hayırdır" diyorum. "Eh temizlik yapmaktan"diyor. Ah be benim güzel arkadaşım evini böyle "ne bulursam alırım" müzesine çevirirsen tüm haftasonun da temizlik yapmakla geçer. O bibloların, tabloların tozunu alacaksın plastik çiçekler silmekle olmaz onları şöööyle bol köpüklü sularla yıkayacaksın, balkona koyup kurumalarını bekleyeceksin. Tüm o danteller, örtüler de tozdan nasibini almış olacak elbet. Bir koşuda onları yıkacaksın. Bitti mi haftasonun? Bitti elbet. Ah be arkadaşım ev sana hizmet edeceğine evin kölesi olmanın mantığı nedir?

*****

Adam açık unutulmuş bir karikatür dergisinin sayfalarından can havliyle fırlamış gibi. Gözlerimi ondan ayıramıyorum. Ben dolmuş beklerken o büfeden birşeyler alıyor. Yumurta topuk ayakkabılar, beyaz çoraplar, sıska bacaklara yapışmış fındık kabuğu bir pantolon, üzerinde aynı renk ceketi, beyaz ve düğmeleri tüm göğsünü gösterecek şekilde açılmış gömleği, üçte biri beyaz üçte biri siyah ve üçte biri de bir kaç ay önce boyanmış kahverengi kızıl arası boyadan kalmış saçı, fırça kaşları ile tam bir karikatür tipi. Dergide görsem "hadi canım böyle bir tip mi kaldı?" diyeceğim türden bir adam. Ama kalmış... Üstelik öyle bir kendine güvenle yürüyor ki "ben farklıyım" fiyakası her yanından taşıyor. Ben ve sokaktaki herkes ondan gözünü ayıramıyor. "Ben farklıyım" diyerek yürümekte haksız mı şimdi bu adam?


****

Ciyak ciyak bir çocuk sesi tüm ofislere yayılıyor. Kıkırdamadaya başlıyor ardından bir başka çocuk. Sonra ciyaklayan da ona katılıyor. Ofis mofis dinlemeden nerede olduklarını unutup koşturmaya başlıyorlar. Bacakları vücudunu taşıyamaz olmuş anneleri can havliyle yetişmeye çalışıyor çocuklara. "Oğlum dur kızım yapma evladım gel buraya." Bir koşturmacadır gidiyor. Tüm öğleden sonra sessizliğin karargah kurduğu ofis iki bücürün sesiyle bambaşka bir yere dönüşüveriyor. Çocuklar ne tuhaf ne anlaşılmaz yaratıklar. Kendi doğalarında hareket edip de oldukları yeri bir anda değiştirebilen başka bir canlı var mı?


****

Yemek yerken bir yandan da televizyona bakıyorum göz ucuyla. Bir yeşil fasulye tanesi bir reklam bir parça ekmek bir reklam bir kaşık yoğurt bir reklam... "Geleceğin teknolojisi" diye davudi bir erkek sesi müjdeler veriyor. "Hah" diyorum "başımızı göğe erdirecek bir icad daha. hele bakalım neymiş?" Bir robot kadın işve ile tuşlara dokunuyor. Neden "geleceğin teknolojisi" lafı geçer geçmez illa bir robot karşımıza dikilivermek zorunda.Bu bir mesaj mı insanlığa: "Sizi sersemler, hepiniz öleceksiniz. Ama robotlar hep yaşayacaklar. Gelecek sizin için değil, onlar için var nıhahahaha" Reklamlar saman altından bu mesajı mı veriyorlar bizlere... Ah caanım insanlar, siz yoksanız gelecek de yok zaten. Robotlar mı alacak dünyayı bırakın alsınlar. Kadın robotlar mı evleri uğruna feda edecekler kendilerini, saçsız başlarındaki neyi süpürge edecekler, hangi robot "geleceğin karikatür dergisi"nden fırlamış olacak da diğerlerine "ben farklıyım"diyecek, çocuk robotlar olacak mı bulundukları her yeri kıkırtılarıyla şenlendirecek? Geleceğin teknolojisiymiş? İnsan olmayınca gelecek sahiden gelecek olacak mı?

10 yorum:

  1. 'Adam açık unutulmuş bir karikatür dergisinin sayfalarından can havliyle fırlamış gibi'

    beyazötesi bir benzetme !! Tam puan :D
    ***
    bi yaştan sonra insanların ekserisi robotlaşıyor ztn. Hatta programları küçüklükten yazılmaya başlanıyor 3. kişilerce. Çalışma yeri/şekli, gülme/eğlenme/sıkılma anlayışı, konuşma biçimi, sosyal davranış normları ...all pre-defined

    reklamı görmedim ama robotun kadın olması ayrı bir gerzeklik. Kadınlar = ev işi yapmaya mahkum mahluklar mı? Robotu da gelse böyle mi?.. göyya ev hanımlarına hitap ediyor..

    YanıtlaSil
  2. Bence zaten şu anda robot çağının provası yapılıyor yeryüzünde. Görünüm açısından olmasa da yaşamsal anlamda robot gibi yaşamayan kaç insan var etrafınızda? Hem görüntü nedir ki, sadece şekilden ibaret. Ama işin özüne baktığında, hepimiz bu tehlike ile karşı karşıyayız aslında. sabah 8 akşam 6.30 çalıştığım dönem bitip o işten arıldığımda ilk işim işsiz olduğum ilk sabah erkenden Kadıköy çarşısına inmek olmuştu. Ve hayatımda hiç o andaki kadar hayattan geri kaldığımı hissetmemiştim. Çünkü deli bir tempunun içinde haftanın altı günü çılgınlar gibi çalışmıştım. Hayat devam etmişti, ben nefes almıştım, ama sadece nefes almıştım, yaşamamıştım. Bu robotluk değildir de nedir? Ve böyle yaşayan kaç insan var etrafınızda? Benim saymakla uraşamayacağım kadar çok.

    YanıtlaSil
  3. Üç farklı mekan ve üç farklı konu!Ama düşünen yazan bir kişi!

    Bizim etrafımızda mı bir dünya var?Biz mi bir dünyanın etrafındayız?

    YanıtlaSil
  4. ARTİFİCİAL: Öncelikle teşekkürler :) İnsanların robotlaştığı konusunda hemfikirim. Evet, pek çoğu robotlaşıyor ama bazıları da o robotlaşmanın bir zaman sonra farkına varıp yeniden kendi olabilmek için yola çıkıyor. Programlarımız toplum tarafından baştan yazılıyor. Farkında bile olmadan o programa ayak uydurup sonra da yaşadık diyoruz. Oysa derinde bir yerde kendimizi çoktan unutmuş olduğumuzun farkına bile varmıyoruz.

    ZERO:Bu bir prova evet. Önce bizler dönüşüyoruz daha sonra yerimizi daha dayanıklı ve duygusuz robotlar alacak belki de. Hayat öyle bir hal aldı ki, öyle bir hız kazandı ki ne yaptığımızı bilmeden program dahilinde hareket ediyoruz. O hıza ayak uydurmaya çalışırken bir insan olarak artık yetişemediğimiz noktada robotlar mı devreye girecek dersin?

    ZEHİRLİ ÖRÜMCEK: Bu konu çok kafamı kurcalıyor biliyor musun? Dünyanın içinde miyiz, yoksa dünya aklımızın içinde olup bitenden mi ibaret. Hep şunu düşünüyorum; ya aklımda önceden programlanmış bir sistem varsa ve ben dünyayı bu sisteme göre algılıyorsam? Herşey bir yanılsamaysa? Bu aslında çok uç bir düşünce değil bence. Yanılsamalar bazen öyle gerçekcidir ki; sonradan şaşkına dönersin. Herşey birden yalan olur. Matrix'i anımsa. Matrix çok da uç değil bence. Böyle olmadığını kim iddia edebilir ki?

    YanıtlaSil
  5. Bu yorumun beni çok heyecanlandırdı!Ben Matrix'i ilk seyrettiğim zaman,heyecan ve şaşkınlıkla etrafıma bakındım!Benim gibi şaşıran var mı diye!Matrix'in efekleri falan değildi şaşırtan beni!KOnusu!Matrix denen durum gerçek ve ben bunun içindeyim!

    şaşırmamda onun için olmuştu!Aslında Mavi veya kırmızı hap sunumuda doğru.Tabi hepsi mecaz anlamda!Aslında şunu sunuyorlar:

    Gerçeği mi istiyorsun?
    Yalanı mı?

    Gerçek,büyük beklenti vaad etmeyen bir çöl.Ama gerçek

    Yalan,renkli bir dünya ne istersen onu yap.

    Aşık Veysel daha önce bu Mavi hapı alanlardan bence!

    Sen yada bu yorumumu okuyan herhangi birisi;bunları yazdıktan sonra bana sormak istiycektir.Gerçek nedir diye?Buna cevap veremem!Hani Matrix te neo soruyor ya mmörfise(nasıl yazılıyorsa artık):

    -Neden herkesi kurtarmıyorsunuz?
    -Aklı özgürleşmemiş hiç kimseyi kurtaramayız!Akıl gerçeği bilmeye dayanamaz ve gerçeği inkar eder!

    Ayrıca,kahine gittiklerinde mörfis kapıda duruyor ve"Bundan sonrasını kendin yapmalısın" diyor.

    Gerçeği nasıl bulacaksınız?

    Neo,birşey arıyordu.Bu aramayı internette yapıyor gibi gözüksede;aklında bazı sorular vardı,birşeylerin ters gitiğini düşünüyordu.Gerçeği arıyordu yani!

    Bir hikaye var,belkide gerçektir!

    Hani bir adam dereden geçerken bir elma bulur.Elmayı ısırır ve der ki;"Bu elmanın sahibini bulup helallik almalıyım" adamı arar ve bulur.Derki;"Elmanı yedim.Hakkını helal etéElmanın sahibi "peki" der.Yanlız benim yanımda "7" yıl çalışmalısın.Sonra benim bir kızım var.Sağır kör dilsiz topal onu almalısın.Kabul eder adam ve "7" yıl sonunda kızı görür.Bir bakar ki kız ne kör ne topal ne sağır ne dilsiz.Dünya güzeli!...

    Şİmdi burada anlatılmak istenen bir şey var.Hikayeyi olduğu gibi okuyup sırrına eremessen sadece iyi bir hikaye olur!

    Ama aslında o adamı neo'ya benzetirsek;Adam bir şey arar ve bir ip ucu bulur.Bundan çok hoşlanır.Yani gerçei bulur.Elmadan ısırış "gerçeğin" birazını anlamaktır.Bunun devamı nerde diye arar ve bunun kaynağına gider.Kaynakta karşılaştığı ikinci sır "7" dir!

    Dünyanın yaradılışı 7 gün.Cennet 7 kat yukarıda,cehennem 7 kat aşşağıda.Kabede hacılar 7 kez dönerler...

    Böyle işte.Şimdi buraya bir elma bırakıyorum yada iki hap.İster mavi hapı alır gerçeğin çölüne gelirsin ister kırmızı hapı alır ne istersen ona inanır ve yaşarsın...

    Yorum çok uzun oldu!Çok özür dilerim!Burada anlattıklarım tamamen hayal ürünüdür.Hç bir gerçekliği veya bir hedefi yoktur.Aklıma geldi yazdım.

    Saygılar.

    YanıtlaSil
  6. Özür mü diliyorsun? Neden? Bence çok çok önemli şeyler söylüyorsun. Ve iyi ki bütün bunları yazmışsın, çok teşekkür ederim. Matrix ve Mevlana'nın görüşleri arasında bağlantı kuran bir makale okumuştum. Onu bulursam sana yollarım. eminim çok ilgini çekecek. İnsana sunulan seçenekler konusunda seninle hemfikirim: "Gerçeği mi istiyorsun yalanı mı?" Çok insan sahteliklerden ibaret bir dünya içinde yaşamayı tercih ediyor. Neden? çünkü kolay, önceden planlanmış ve prospektüsü sunulmuş. Adına toplumsal kurallar deniyor. Bunlara uy ve kendin olmaktan vazgeç. O güzel beynini yorma denileni yap ve adına hayat de. Rahatlığın mahmur kolarından kim neden ayrılmak istesin ki? Gerçeği arayanlar ise Don Kişot gibi görülür. Boşuna savaşan bir hayalperest yani. Çünkü insanlar derler ki; gerçek bu gördüğünden ibaret. Gerçek bu gördüğümüzden ibaret olamaz. Bu imkansız. Bunun ötesinde birşeyler olmalı. İnsan olmanın amacı da budur belki? Gerçeğe ulaşma çabası. Neden sence bu kadar çok huzursuz ruh var? çünkü hepsi arıyor. Ve ne aradıklarını bilmeden arıyorlar. Bir sahne vardı. Biftek sahnesi anımsadın mı? Adam aslında o bifteğin var olmadığını bile bile yalan olduğunu yanılsama olduğunu bile bile sırf o tad duygusu beynine gitsin diye matrix'in içinde olmayı göze alıyordu. Her yiğidin harcı değil elbet gerçekle başa çıkabilmek. Morpheus haklı: aklı özgürleşmemiş kimse kurtarılamaz. Çünkü akıl gerçeği bilmeye dayanamaz. Beyin toplum tarafından progranmış bir makine. O program dışına çıkamaz. Ama o programı bir kez kıranın aklı özgürleştirmiş olur bence. Sanıyorum herşey düşünmeyi öğrenmekle başlıyor. Ne yani biz düşünmeyi bilmiyor muyuz diyecekler. Biz düşünüyoruz ama belli kalıplar ve elimize verilen akıl kullanma klavuzu ile düşünüyoruz. Program dahilinde. Gerçek nedir diye sorarsan bunu ben de bilmiyorum. Ama belki böyle bunları konuşarak karşılıklı fikirleri konuşturarak onu bulma yolunda küçük de olsa bir adım atmış oluyoruzdur. İçinde bulunduğumuz cam fanuslarda küçük ince bir çatlak açıyoruzdur. Olamaz mı? olabilir bence...

    YanıtlaSil
  7. Bu yazıya yazdığım ikinci yorum olacak. İlki nerede derseniz binamızda yaşayan bir tane onun bunun çocuğunun fevrice apartmanın sigortasını indirmesinden dolayı rahmetli oldu. Anlayacağınız bu yorumum bir nevi anka kuşu.

    Her paragrafa ayrı yorum yapabilecek kudret timsali:

    Biraz önce valide sultana ev işlerinde yardımcı oldum. Ev süpürdüm, toz haldım, düzenleme yaptım. (Bütün işi ben yapmışım be..)
    Yıllar önce yoğun baskılarım neticesinde kaldırttığım dantellerin yerini daha modern örtüler almış. Bu temizlik vesilesiyle onlar da tarih oldu. Daha minimalist bir anne istiyorum..

    ------

    Bizim mahalle karikatür dergisi gibi zaten. Karkaterleri görmeniz lazım. En güzeli de Süper Mario amca. Tıpatıp kendisi hatta. Boy pos, bıyıklar, saçlar, şapkası, tulumu. Hatta o da tesisatçı. Tek farkı var, o da saçları ve bıyıkları bembeyaz. Geçenlerde bıyıklarını simsiyah boyatmış. Görseniz o kadar aykırı ki..

    ------

    Kafamı kazana çeviren çocuklara karşı içimde 10 uçan kafa atabilecek güç peydahlanıyor. Evet ben de çocuk oldum, ben de zamanında kullaklarda iğrenç titreşimler bıraktım.
    Peki bana kafa atan oldu mu?
    Olmadı.
    O zaman ben atarmıyım?
    Atmam.
    O zaman sadece ne oluyormuş
    Peydahlanıyormuş. ^^

    ------

    Gelecek, baki kalan kubbeden kalan hoş bir yellenme olacak. ^^

    YanıtlaSil
  8. Şu ev işleri meselesinde gerçekten çoğu kadını anlamış değilim. Ev onlara değil onlar eve hizmet ediyorlar. Çok süslü püslü evleri sevmeyen biri olarak sade bir evin daha kolay temizlenir olmasının yanısıra daha şık ve ferah olduğunu düşünürüm.


    -----
    İnsanlar diyorlar ki; başka insanlara karikatür dergisinden fırlamış gibi demek onlara hakarettir. Hiç de değil. Ben öyle çok seviyorum ki o karikatür adamlarını kadınlarını. Hem neden hakaret oluyormuş çok sevimliler bence. Değil mi?

    -----
    Bazen çocukların gürültüsünden benim de çıldırdığım oluyor. Ama onlar çok garip yaratıklar. Biraz dikkatle izlersen ve dikkatle dinlersen seni şaşkına çevirecek kadar akıllı olduklarını anlıyorsun.Ve en güzeli de öyle kendi doğalarından ödün vermeden yaşıyorlar ki... Toplumsal kurallar kafalarına kazılmadığı için masumlar...

    ----
    Bu arada gelecek tanımlamana ve ifade ediş biçimine bayıldım.:)

    Not: Bana sen diye hitap etmeni isterim. Resmiyet gereğinden fazla var hayatımda zaten :) Olur mu? Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  9. Sevgili Fulya, farklı karakterleri gözlemlemeni ve onları anlatış biçimini seviyorum. Geçen gün bir alışveriş merkezinde bir anne ve kızının konuşmasına şahit oldum. 5-6 yaşlarındaki kız, hamburgerini yerken annesine bir şey söyledi. Anne sinirli bir şekilde çocuğa "biraz bağırarak konuş. Mıy mıy mıy... seni duymuyorum." dedi. (Duyamıyorum değil)Çocuk birden (senin dediğin gibi doğası gereği) "patates istiyoruuuuum" diye avaz avaz bağırmaya başladı. Anne bu kez "sus bağırma" diye azarladı. O an aklıma sen geldin. Dedim ki içimden "Fulya bunu görmeliydi, kimbilir ne muhteşem anlatırdı"
    Yanaklarından öpüyorum, sevgiler Fulyacığım. Nilgün Akad

    YanıtlaSil
  10. Canım Nilgün çok çok teşekkür ederim. En içten sevgimle sana...

    YanıtlaSil