23 Mayıs 2008

Cuma mektupları III

Sözlerim, toprağa savrulan buğdaylar gibi. Filizlenecek mi yoksa kuraklığın kurbanı mı olacak bilemiyorum şimdiden. Ama gökyüzüne güveniyorum Sevgili Dostum. Toprağa da, güneşe de ve yağmura da öyle... Binlerce söz attım şimdi bu mis kokulu toprağa. Sonra bir avuç alıp ondan, ceplerime doldurdum. Bilirsin, hatıraları saklayanımdır ben. Nice topraklar ceplerimde...

Bütün sabahı kırlangıçları izleyerek geçirdim. Binanın üst tarafına yuva yapmışlar. Öyle çoklar ve öyle küçükler ki... Farkında mısın, hayatlarımızı pek çabuk yıkıveriyoruz. Ölümler, kayıplar ve aşk acıları... Binbir emekle inşa edilen hayatları birden çöpe atıveriyoruz. Şimdi bu kırlangıçlara bakarken kendimden utanıyorum. O küçücük bedenlerin hiç durmadan çamur damlalarını taşıyarak kurduğu hayatlara baktıkça en çok da... Onlar doğanın sırrına vakıflar. Ne olursa olsun hayatın en iyi biçimde devam ettirilmesi gerektiğini biliyorlar. Sen hiç dert ve kederden bir nehir kıyısında sulara gözlerini dikmiş öylece oturan bir kırlangıç gördün mü? Hayat devam ediyor ve geçmiş her zaman geçmişte kalır. Kırlangıçlar bunu biliyorlar.


Okuduğum kitapta şunu söylüyor: "Kendi mağaranda bir süre zaman geçir." İnsanın kalbinin bir mağaraya benzediğini hiç düşünmüş müydün? Bence benziyor. Ve orası dünyadan, hayattan, insanlardan ve insan olmaktan yorulduğunda dinlenebileceğin bir yer. Ama o mağaranın asıl amacı kendini bulacağın tek yer olması. Sanki tüm duvarları aynalarla kaplı. Ve o aynalar sana seni anlatmak için var. Hani deriz ya: "Dünyayı, hayatı anlamak istiyorum." diye. İnsan kendini anlamadan dünyayı ve hayatı anlayabilir mi? Kendini anlamak bir bakıma dünyayı ve hayatı anlamak değil midir zaten? Küçük bir dünyayız biz de, farkında olsak da olmasak da...


İnsan kendi gücünü nasıl da küçümsüyor Sevgili Dostum farkında mısın? Kendinden bir tanecik olduğunu unutuyor da kendi içinde kendini sıradan, önemsiz hale getiriyor. İnsanlara bakarken bunu görüyorum çoğu zaman. Ve bu yüzden hem kızıp hem üzülüyorum onlar için. Çünkü, kendilerinin farkında olmadıkları için yapabilecekleri pek çok şeyi yapmaktan korkuyorlar, mutlu olma fırsatlarını çöpe atıyorlar.Hayatlar böyle harcanmamalı...

İnsanlara baka baka, onlar üzerine ve daha çok da hayat üzerine düşüne düşüne çok zaman geçirdim bu günlerde.Zaman zaman hayaller bile kurdum dünyanın geleceğine dair. İmkansız hayallerdi elbette. Çünkü süresiz bir barışa dairdiler. Hüzünle gülümsedim önce. Ama sonra dedim ki; "Tüm gerçekler, bir zamanlar sadece hayaldiler."

Böyleydi günler... Sabun köpüğü gibi uçup gittiler, geride leylak kokusu bırakarak...

Resim: http://wedders.deviantart.com/art/Swallow-and-Gulp-53520852

8 yorum:

  1. Bu kelimelerin üzerine birşey yazmak istemedim. Yazdıkların düşündüklerimle aynı...Çok da güzel anlatmışsın. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Öyle güzel bir şeye deyinmişsin ki... Bence de insanları bırakıp kırlangıçları izlemeli insan. Onların vakıf oldukları o sırdan nasiplenmeye çalışmalı. İnsan yaratıcı olduğu kadar çürüten de aynı zamanda. Yuları elden kaçmış vahşi bir sirk hayvanı gibi... Kimi zaman sakin, duyarlı, çoğu zamansa yırtıcı, saldırgan, bencil... Evet evet en iyisi kırlangıçları izlemeli...

    YanıtlaSil
  3. EVRENSEL YAŞAM: Çok teşekkür ederim. Benden de sana sevgiler...

    ZERO: Aslında yanlış yere bakıyoruz huzuru ararken. Hep birbirimize bakıyoruz yani insanlara... Oysa herkes huzur peşinde, birbirimizden farkımız yok. Bu zamana dek öğrenemediysek birbirimizde biraz da hayatı egosuz yaşayan canlılara bakmak gerek. Kırlangıçlar gibi...Çok doğru bir cümle: insan yaratıcı olduğu kadar çürüten de aynı zamanda. Sanırım bu ikisinden hangisine ağırlık verdiğimiz bizi biz yapan. Seçim yapmak zorundayız ya yaratan ya da çürüten... Dünya da ne çok çürüten var değil mi? Ama farkındalar mı?

    YanıtlaSil
  4. -dilinde dolaşır hep ''batsın bu dünya,bitsin bu dünya''
    ''ne bu şiddet ne bu kavga''
    peki sen bir şey yaptın mı söylesene.
    gözünde büyüttüğün şu üç günlük dünyaya...-

    Çok güzel anlatmışsın ya,senin cuma mektuplarına bayılıyorum gerçekten.Korkuyorum bi cuma yazmayacaksın diye ama akşam görünce içim rahatlıyor.

    YanıtlaSil
  5. Çok çok teşekkür ederim Sevgili Yolcu. Beğenmen beni çok mutlu etti. Bu cuma mektupları, onu okuyan herkes için özel olarak yazılıyor... Ve onları yazmak beni mutlu ediyor... Okuyanın sevmesi ise daha da çok... Tekrar çok teşekkür ediyorum...

    YanıtlaSil
  6. tüm insanlar biricik...

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Dostum,

    Mektubun biraz geç ulaştı elime.Ben tamda kendi mağarama çekilmiş kendimi tanıyorken bırakmış postacı kapıya.

    Bir başka heyecanla açtım zarfı,bir başka okudum mektubunu!Artık biliyorum sevgili dostum;Herşey içimizde,mutluluk ve buna dayanmak içimizde ve iletişimimizde!

    Mektubu okuduktan sonra,bir cigara yakıp elimde mektup,ve elim bacağımın yanında sırtım duvarda uzaklara baka durdum!İçimde daha neler var ve kendimi daha ne kadar keşfedebileceğim diye!

    Sakın unutma;İnsan kendinden ne kadar uzaklaşırsa gerçektende okadar uzaklaşır...

    YanıtlaSil
  8. Biliyor musun bunu hayatımızın bir döneminde yapmak zorundayız. Kendi mağaramıza çekilmeyi yani... Yoksa hep bir yanımız eksik kalıyor. Dediğin gibi; kendimizden ne kadar uzaklaşırsak gerçekten ve hayattan da o kadar uzaklaşıyoruz. İşte sırf bu yüzden o mağaranın sessiz karanlığında biraz vakit geçirmeli... Hayattan uzaklaşmamak için...

    YanıtlaSil