Bana mekanlardan söz ediyor. Bir dizi için mekan aradığını, pek çok yer dolaştığını, oyuncu bulamadıklarını, senaristin garipliği ve buna benzer pek çok şey. Oyuncuların isimlerini söylüyor. Ama hiç birini bilemiyorum. Bu kez onların oynadığı dizilerden söz ediyor. Yine bilemiyorum. Vazgeçiyor. Benim aklım mekanlar için ve oyuncular için ödenen paralara takılıyor. Söylediği rakamlar akıl alacak gibi değil.
Ben hiç bir zaman dizi izleyen biri olmadım. Çünkü günlerimi o dizilere göre planmaktan kaçındım. Çünkü "Bugün akşam bir kahve içsek birlikte" teklifine "aaa katiyen olmaz bugün bilmem ne dizisi var" diyenlerden biri olmak istemedim. Çünkü günlerce bir dizinin kadın karakterine edilen "ahlaksız teklifi" sanki herşey bitmiş gibi tartışmak istemedim. Ve bir diziyi haftalarca izleyip her bölüm sonunda "ayyy ne olacak acaba? Kadın öldü mü acaba? Adamı kim kaçırdı acaba?" gibi abuk sabuk soruların cevaplarına sabremedim.
"Bu dizi furyası elbet biter bir zaman" diyor. Ben ise hiç sanmadığımı söylüyorum. Neden bitsin ki alan memnun satan memnun. Hem izleyip hem de çocuklarının dizi oyuncusu olması için kendilerini paralayan bu kadar insan varken dizi furyası neden bitsin? "Doğru diyorsun" diyor. El kadar çocuklarını oyuncu olsun, reklam filminde oynasın diye ajansa kaydettiren ana babalardan söz ediyor. Eh bir oyuncu bölüm başına bu kadar para alırsa adam çocuğunu 4 sene okutup neden işsiz bir mühendis, kpss sınavının sonucunu telaşla bekleyen bir öğretmen olarak yetiştirsin ki?
Yetiştirmez elbet ama kahvehanelerde, sokaklarda, dolmuş duraklarında, işyerlerinde "ne olacak bu memleketin hali?" demeye devam eder. Öyle ya onun çocukları oyuncu, şarkıcı, futbolcu olacaktır ama memleketi başkalarının çocukları kurtaracaktır. Hem ona mı düşer canım memleketi kurtarmak bu kadar adam varken? O kızının başını okşar "reklamda oynayacak beniiiim kızııım, ünlü olacak benim evladım" der, oğlunun poposuna şakacıktan vurur, gülerek "futbolcu olacak benim aslan oğlum" der. Sonra da çocukların sırtından akacak paraların hayali ile tatlı bir düşe dalar. Ne mi olacaktır bu memleketin hali? Memleket gemisini kurtaramayanların sırtında taşınacaktır. Ve onlar ölüp gebereceklerdir o yükün altında, kimsenin ruhu duymayacaktır. Çünkü televizyonlar ancak haberler bittiğinde, diziler başladığında açılacaktır. Gemisini kurtaranlar ise çocukları sayesinde "ne olacak bu memleketin hali" demekten kurtulacaklardır. Hatta böyle bir soruyu bir zamanlar sorduklarını bile unutacaklardır. En azından o çocuklar var oldukça böyle bir umutları da olacaktır.
Sorun şu ki insan biraz düşününce o ana-babaya öyle kolayca öfkelenemiyor. Bu ülkede okuyan insan aç kalıyor, işsiz kalıyorsa, bilim adamları ancak yurt dışında kendi işini yapabiliyorsa, okumak artık risk haline gelmişse o ana-babaya ne hakla öfkelenebilirsin ki zaten? Varsın kimse üretmesin, kimi rol kessin, kimi tv karşısında pineklesin. Varsın ana babalar çocukları ajanslara kaydettirip umutlanmaya devam etsin. Ne mi olacak bu memleketin hali? Hep birlikte bekleyip görelim. Bakalım ne olacak bu memleketin hali.
Read more...