Annem çiçeklerle, ağaçlarlarla ve hayvanlarla çevrelenmeden yaşayamayanlardan. Bu yüzden de çocukluğumuzdan beri biz de onlarca çiçek, portakal, mandalina, çam, dut, erik, hurma ağaçları, tavuklar, köpekler, kediler, zaman zaman kazlarla çevrelenmiş olarak yaşadık. Bütün bunlar bugün olduğumuz kişi olmamızda kaçınılmaz etkiler bıraktı muhtemelen ama ben o etkilerin neler olduğunu, dışardan bir göz olmadığım için, bilemiyorum. Tek bildiğim bütün bir ömrü bunlarla geçirmiş olmama rağmen hala onlar hakkında pek birşey bilmiyor olduğum ve hergün yeni birşey öğreniyor olduğum.
Tavuklar mesela. Tavuklar bana her zaman sakin ve çok ürkek hayvanlar gibi gelmiştir. En azından dün annemin o kırmızı çılgın tavuğunu keşfedene dek böyle düşünüyordum. Ama o tavuk sayesinde anladım ki bazı tavuklar kümesten dışlanma, diğer tavuklardan dayak yeme ve kanlar içinde kalma pahasına kendileri olmayı sürdürüyorlar. Ve tuhaftır ki pek birşeyden korkmuyorlar.
Gel gelelim o tavuğun nasıl bir tavuk olduğunu anlama hikayesine. Masa örtüsünün üzerine dökülmüş ekmek parçalarını pencereden onlara vermek için pencereyi açtığımda onunla göz göze geldik. O meraklı suratı burnumun dibindeydi çünkü nasıl yapmışsa yapmış pencerenin hemen önüne sıçramayı başarmıştı. Onu birden karşımda görünce çığlık attım o ise hiç istifini bozmadan bana bakmayı sürdürdü. Kıstığı gözüyle sanki hayatında ilk defa bir insan görüyormuş da "bu da ne biçim bir yaratık" böyle dermiş gibi baktı suratıma. "Aşağıya in küçük hanım" dedim elimi sallayarak. Yine beni umursamadı. Elimi hızlı hızlı salladım o da yavaşça atladı aşağıya. Tavuklar çok korkaktırlar. Sesinizi biraz yükseltin canını alacağınızı sanıp var güçleriyle kaçarlar. Ama bu öyle değildi. Masa örtüsünü pencereden çırptım. (Bu arada tavuk sahibi olmanın en iyi yanı budur. Hiçbir şey ziyan olmaz. Onlar maydonoz çöplerinden domates kabuğuna kadar herşeyi keyifle yerler ve yediklerini size yumurta olarak geri verirler.) Örtüyü çırptım ve geri çekmek için hamle yaptım ama örtü ucuna ağır birşey bağlanmış gibi bir türlü geri gelmek bilmedi. Aşağıya eğilip baktığımda örtünün ucuna asılı olan şeyin bir demir parçası değil de bir tavuk olduğunu gördüm. Elbette bu tavuk az önce suratıma garip garip bakan o tavuktu. Örtünün ucundaki püskülü gagasının ucuna sıkıştırmış çekiştirip duruyordu. Ben çektim o çekti ben çektim o çekti sonunda ben galip geldim ve örtüyü bıraktı.
Kahkahalarla anneme anlatım olayı. Annem güldü. "o biraz değişik" dedi ve anlatmaya başladı. Bu tavuk diğerleri uslu uslu kümeste kalırken sürekli o yüksek duvardan kaçıp duruyormuş. Bazen kümesin önündeki teli bir şekilde aralıyor ve kaçmayı beceriyormuş. Dolaşıp geliyor bu arada komşu bahçelerden sürekli kovuluyormuş çünkü maydonoz, tere ne varsa hepsini yiyormuş. Kümese dönüp geldiğinde de diğer tavuklar bunu bir güzel benzetiyorlarmış. Annem bir kaç kez bunun kanlar içinde kalmış kafasını tedavi etmiş. Başında sargı beziyle yine kaçmayı sürdürmüş ve döndüğünde yine dayak yemiş. "Senin anlayacağın kümesin asisi bu." dedi annem.
Güldüm. Hiç böyle bir tavuk görmediğimi söyledim. "Seni bırak, bunca tavuğum oldu, ben bile böylesini görmedim." dedi annem. "Pek düşkün özgürlüğüne bu" diye ekledi sonra. "Onu bıraksak mı?" dedim. "Yok" dedi "komşuların bahçelerini mahvediyor, hem aç kalır ya da biri yakalar keser onu. Yine en iyisi burada kalması. Kaçar yine gelir." Gülümsedim. "Anne bak" dedim "nasıl insanlar arasında farklı olanlar dışlanıyorsa tavuklar arasında da öyle. Yoksa neden onu paralasınlar ki?" Annem başını salladı: "O da kümesin kurallarına uysa belki hiç sataşmazlar. Ama bu kural falan tanımıyor bildiğini okuyor. Ne yapalım bu da böyle işte."
O çılgın asi tavuğa müthiş bir saygı duydum. Çünkü, kendinden hiç taviz vermeyen kişi, bu bir tavuk bile olsa, saygıyı mutlaka ama mutlaka hakeder...
RESİM: Anton Van Dalen




