H. bana diyor ki "hey entel, bırak elinden kitabı da azıcık da mutfağa gir" Belli ki benim yemek yapmaktan zerre kadar anlamadığımı düşünüyor. Ona öğrencilik hayatım boyunca yemek yaptığımı hatta bazılarını kafadan uydurduğumu, o zamanlar herkesin yaptığım yemekleri sevdiğini falan anlatıyorum ama ı-ıh.Palavra attığımı düşünüyor. Muhtemelen benim mutfak hikayelerimi, yalancı avcıların av hikayelerini dinler gibi dinliyor. Ben ona aşure yaptığımı söylerken o benim hazır puding yaptığımı sanıyor, yaprak sarması desem makarna haşladığıma kanaat getiriyor ve beni deli ediyor. Tamam uzun zamandır yemek yapmadım. Ve yine tamam yemek yapayım da herkes yemeklerime hayran olsun diye dolaşan biri de değilim ama hakkımı yedirmem arkadaşım mutfakta hiç de fena değilim.
Eh bir de Ahmet var tabi. Cheese kek yapan, yaptığı künefelerin fotoğraflarını çarşaf çarşaf blogunda sergileyen bir Ahmet var. Adam bu işte iyi. Eh ben de onun kadar iyi olmasam da fena değilim sanki. Yani en azından bu öğleden sonraya kadar öyle olduğumu sanıyordum. Ama bakın şunu söylemeliyim; bazı günler vardır ki, hayatta yaptığınız en iyi şeyi bile berbat edebilirsiniz. O yüzden birazdan anlatacaklarımı bunu aklınızdan çıkarmadan okuyun. Zira hala ısrar ediyorum; mutfakta iyiyim. En azından biraz çalışırsam çok iyi olacağımdan eminim.
Günlerden cumartesi ve aklımda hep şu cümle; günlük yaşam akışınızı küçük şeylerle değiştirin. Eh ben de küçük birşey yapayım diye düşünüp mutfağa gireyim dedim. Hay girmez olaydım. Zira başıma gelmeyen kalmadı. Dünyanın en kolay pastasını rezil rüsva eylemekle kalmadım on beş dakika içinde kendime olan tüm güvenimi de yitiriverdim. (tamam abartıyorum. Az önce avcılardan söz ettik ya ondan olmalı)
Kolları sıvadım. İş basitti. Dolaptan puding çıkarılacak. Süte katıp pişirilecek. Kedi dili bisküviler dizilecek üzerine puding dökülecek falan filan. Anneannemin koca ineğini getirsen kuyruğuyla yapar hani. O derece kolay bir iş. Neyse efendim. İlk paket pudingi aldım. O da ne tarihi geçmiş. Vaka bir. Eh bu pudingin üçlü bir paketten çıktığı düşünülünce diğer iki paket de çöpü boyladı doğal olarak. Diğer pudingde sorun yoktu neyse ki. Dök tencereye koy sürü çırp pişir. Sen onu çırparken pencereden bakıp hayallere dal köpür babam köpürsün. Neyse sakin ol evlat dedim kendi kendime. O köpürmüş şeyi koydum ocağın üzerine. Sen onu pişirirken yine dal, tutsun mu dibi azıcık. Ciyaaaaak. Neyse tadına baktım sorun yok. Dibi kazımazsak herşey yolunda. Sıra kedi dili bisküvileri süte batırmakta. Süt mü? İyi de süt yok ki! Su olsa. Ilık su. Aman nolcak ayol bişey olmaz. Bir yandan böyle diyorum ama bir yandan da ikircikleniyorum. Neyse ılık su ile kedi dillerini hallettik ama hiç de iç açıcı bir halleri yok. Pudingle sıvadık. Ama pudingde iyice katılaşmış. Sıvanıyor,bisküvilerin sırasını bozuyor. Tencereyi adına pasta denmeyecek bu şeyin üzerine fırlatmamak için zor tutuyorum kendimi. Ama inatçıyım, ısrarlıyım. Bir yıkımdan bir şaheser yaratmaya kararlıyım. Ben en iyisi bunun içine muz falan bişey koyayım diyorum. Dediğimi yaparım söylemiş miydim? Evet muzlar fena görünmüyor. Ama durumu kurtarmak için yeterli mi? Elbette değil. O zaman ikinci sıra bisküvileri dizip kalan pudingi üzerine sıvayalım. Bizi fındık kurtarır arkadaşım. Yayalım üzerine tepeleme fındık. Battı balık yan gider. En azından sonuna kadar savaştım, direndim, uğraştım. Mutfakta pes edene hanım demezler (bunu ben uydurdum)
Sonuç bir çamur yığını üzerine düşmüş fındıklar. Görüntü böyle. Cesaretimi toplayıp tadına bakacağım ama hezimete uğramaktan korkuyorum. Korkma diyorum kendime. Yenile yenile yenmeyi de öğrenirsin diyorum. Başarısızlıktan ders çıkar diyorum. Bir pasta üzerinden fena halde kişisel olarak gelişiyorum.
Not: Pastanın (tabi buna pasta denilebilirse) fotoğrafını koymuyorum. Zira sizlerin göz zevkinizi bozmaya niyetim yok. Ayrıca bana yemeğe gelecek olanlara da buradan göz dağı vermek istemiyor ve şu mesajı iletiyorum: Vallahi mutfakta iyiyim!
Fotoğraf: Tabi ki bunu ben yapmadım.
Şuradan aldım. Ama yapabilirim evet kesinlikle yapabilirim.