16 Mayıs 2008

Cuma Mektupları II


Hep o şiir geliyor aklıma. ,

"Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana
Mendili kan kokan sevgili arkadaşım..." (1)


Ben sana cevabı ömür süren bir soru bırakmayacağım sevgili arkadaşım. Bunun için şimdiden endişelenme. Olsa olsa tam anlatamadığım cevaplar kalacak benden sana. O cevapların iskeletine deri giydirmen gerekecek belki. Evet, en fazla bu olacak. Söz veriyorum.

Zaman geçiyor benim sevgili dostum. Bukowski'nin deyişiyle "Günler Tepelerden Aşağı Koşan Vahşi Atlar Misali." Zamanın hızına ayak uyduramaz oldum ben. Tepelerden aşağıya korkarak koşuyor da koşuyorum. Sanki bir ağacın ardına saklanmış muzip bir çocuk zaman. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle o ağacın ardından uzattığı sıska bacağına takılıp düşüverdiğimde kahkahalarla yine kaçmaya başlayacak. Yüzüm toprakta öyle kalakalacağım. Hayat geçecek, zaman koşacak ve ben o toprakta öylece asırlarca kalacağım sanki...

"Yaşlanıyorsun" dedi biri bana geçen gün. Üzüldüm mü? Hayır. Zamanı ve hayatı olduğu gibi kabul edenlerdenimdir bilirsin. Yüzümde oluşan çizgilerden değil istediklerimi yapamamaktan korktum. Bütün bunlara gücüm yetmezse artık diye. Bilirsin...

Öyle ya; yapmak istediklerimin onda birini bile yapamadım daha. Hep dersin ya bana; "Bir hedef koyduğunda kendine ve sonra o hedefe ulaştığında, bitmiyor herşey. Daha yeni başlıyorsun." Pek de haksız değilsin hani. Bu yaşam açgözlülüğü değilse nedir? Biliyorum, sen buna "yaşam coşkusu" demeyi tercih edersin. Bu daha da yumuşatılmış ve nezaket paketine sarılmış hali mi yoksa? Öyle ya da böyle bizler, yani bütün insanlar, en vazgeçmiş anımızda bile tüm hücrelerimizle yaşama sımsıkı tutunan bir tür değil miyiz? Bu nedenle gerek yaşam açgözlülüğü diyelim gerekse yaşam coşkusu hepsi bir.

Tüm bu yaşam isteğinin dışında bir de kendimle kavgalarım var bu ara. Öfkeleniyorum ve o öfkeli halime kızan başka biri oluyorum, umutsuzluğa kapılıyorum sonra kendimi azarlıyorum "neden bu kadar umutsuzsun"diye. Dünya ve hayat bu kadar olasılığı içinde tutarken, bu milyonlarca olasılık içinden hep negatif olanın gelip kucağına düşeceği budalalığı da nedir böyle? Söyle bana, insan neden aydınlığa değil de karanlığa çekiliyor. Karanlığın mıknatısı neden daha güçlü? Kendimize ışığı alan ve aydınlığa çekilen mekanizmalar edinmeliyiz, ne dersin?

Bu haftada böyleydi benim güzel dostum. Böyle kendimle kavgalarla, uzun uzun düşüncelere dalmalarla ve tepelerden aşağıya koşan vahşi atları yakalamaya çalışmalarla geçti... Böyle...
(1) Murathan Mungan- Omayra

7 yorum:

  1. Sevgili dostum,mektubun bugün elime ulaştı!İçinde bulunduğun durumu anlıyorum.Askında sen karanığa çekilirken ve kovalarken atları tepeden aşşağıya bir kaç kilometre uzağında bende toprakla yüz yüze ve yüksek bir sessizlikte düşünüyordum;

    Ellerimden kayıp giden bu zamanı içime sığdıramıyorum.Koşsam yakalıyamıyor,yakalasam pek tutamıyorum elimde!Bazen koşmayı bırakmak istiyorum ama korkuyorum ozamanda!Atlar çok uzaklaşırsa bir daha hiç yakalayamam diye korkuyorum.En azından koşarak yaıyorum zamanı!

    Birdahki mektubunu bekliyorum!Bir kaç kilometre ötende atların arkasında!

    Sevgiler!

    YanıtlaSil
  2. Düştüğümde toprağa, kulağımı dayadım ses var mı diye? Günlerin peşinden koşup da düşen var mı? bilmek istedim. İşte o an ulaştı cevabın bana sevgili dostum. Ellerinden kayıp giden zamanı içine sığdıramadığını, koşup yakalasan da ellerinden kayıp gittiğini söylüyordun. Ve yeniden koşmaya karar veriyordun sonra. Böyle diyordun. Atların arkasından baktım, oradaydın. Ve bana şöyle dedin: "Kalk ve koş, kimbilir belki yakalarız o çılgın atları"
    Daha aydınlık mektuplar yazmak dileğiyle, sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Atları yakalamak değil de, yakalamak için tutturulan bu koşudan ne kadar keyif alabildiğin önemli sanırım şu hayatta. Çünkü haksız rekabetin olduğu bir koşu bu. Adil değil koşullar. Daha en başından başlıyor adaletsizlik diyeceğim, umutsuzluk şak diye oturacak yine yazının ortasına. Madem bu kadar çok var elimizde bu meretten, bundan bir doping ilacı yaratmak mümkün olamaz mı acaba? İşte sanırım o zaman kimse tutamaz bizi:)

    YanıtlaSil
  4. Benbu içsel kavgaları, kendinle sohbetleri, küçüklü büyüklü ruhsal keşifleri çok seviyorum....Tüm kırılganlığımıza rağmen yaşamak yine de güzel....Sevgiler...

    ***Aşağıdaki yazına yorum yazmıştım ama ulaşmamış sana galiba.

    YanıtlaSil
  5. ZERO: Çok doğru aslında.Önemli olan atları yakalamak değil koşu sırasında ne kadar keyif alabildiğin. Ama insan bir süre sonra o koşunun hızından yoruluyor daha fenası o koşunun anlamını sorguluyor. Sanırım böyle zamanlarda biraz durup dinlenmek, düşünmek kaybolan anlamı yeniden yaratmak gerekiyor.

    EVRENSEL YAŞAM:Aslında bu ruhsal keşifler olmadan biz asla kendimiz olamıyoruz galiba. Biraz acı verse de kolumuzu kanadımızı kırsa da sonuçta olgun ruhlar oluyoruz daha iyisi kendimiz oluyoruz.
    not: Yorumun bana ulaşmadı.

    YanıtlaSil
  6. Murathan Mungan'ın güzel makale ve şiirleri var paylaşımın için teşekkürler aydan atlayan...

    YanıtlaSil
  7. Murathan Mungan'ı çok severim. Mektup hakkında düşünürken aklıma o iki dize geldi. Onun dizeleriyle başladım bu yüzden yazıma.

    YanıtlaSil