15 Mayıs 2008

Yarım yamalak

Hep yorgunum. Sabah uyandığımda yorgunum, yemek yerken yorgunum, çalışırken yorgunum, okurken, yazarken, boş boş bakarken, uyumaya hazırlanırken hep ama hep yorgunum. Zaman zaman bunu mırıldandığımda (ki çok alçak sesle mırıldanırım) kayıtsız ve umursamaz birinin keskin kulağından içeri süzülen bu mırıldanmalarım, o keskin kulağın üst bölümündeki herşeyi o çok bildik kalıplar içinde düşünen beyinde şekillenip, çoğu kez ne dediğinin farkında bile olmayan dudaklarından şöyle dökülüveriyor: "Bahardandır." Bu "bahardandır" lafından ziyade benim mırıltılarımı bile duyacak kadar keskin kulakların ağzından çıkanı bu kadar kayıtsızca belki farkında bile olmadan söylemesinin şaşkınlığında takılıp kalıyorum. Açıklamalara girişecek halim yok. Zira yorgunum ve basmakalıp laflar, iş olsun diye verilen yanıtlara cevaplar vermekten bıkmış usanmışım.

Neden yorgun olduğum ve bunun daha ne kadar devam edebileceği konusunda kafa patlatıyorum uzun zamandır. Buna bu kadar kafa patlatıyor olmak da beni yoruyor işin garibi. Tüm bu yorgunluk içinde günleri geçirirken ve bunun sebeplerini ararken ve ararken daha da yorulurken cevap birden bire geliyor. Tam yatağımı açmış ve yorgun bedenimi uykuya teslim etmek üzereyken anlıyorum herşeyi. Sebep gözümün önünde duruyor. Herşeyi alelacele yaptığım ve hiç bir şeyi tam olarak yapamadığım için tüm bu yorgunluk. Uyumak için bile acele ediyorum öyle ya. Gün bitmişken, tüm günü, olan biteni ve hayatı başucumdaki komidinin üzerine bırakıp uyumaya hazırlanırken bu acele de neden ki?
Günü, günleri düşündüm öyle tavana bakıp uyumak için hiç acele etmeden. Ne yaptığımı ve neyi neden nasıl yaptığımı... Kısacık günlere çok şey sığdırmaya çalışanlardan biriydim ben. Aklım 40 odalı bir ev gibiydi ve ben o odalar içinde koşturup durmaktan bitkin düşüyordum.Gerekli düşünceler, hayati mevzular, alınması gereken önlemler, planlar, yapılması lüzumlu işler, yapılması lüzumsuz fakat yapmaktan keyif alınan işler, filmler, kitaplar, gazeteler, fotoğraflar, resimler, şarkılar, arkadaşlar, tanıdığım tanımadığım henüz tanıdığım tanımaktan keyif duyduğum tanıdığıma pişman olduğum insanların cümlelerinden oluşan sesler, sokaklardan aklımda kalan kareler, televizyon, radyo... Tüm bunlar arasında koşturan ve hiç birşeye tam olarak yetişemeyen aklım.
Hep hızlı hareket ediyordum bir de. Çarçabuk içilen çaylar, yarım atılan sigaralar, hem yemek yiyip hem gazeteye göz atıp hem de televizyon izlemeler, birileriyle telefonda konuşurken aynı zamanda başka işleri halletmeye çalışmalar, dakikalara birden fazla işi sığdırmaya çalışmalar... Tüm bunlar budalalık değilse nedir?

İşte bütün bunlar yüzünden hiç birşeye konsantre olamıyordum. Çünkü kitap okurken aklım bir filmde kalıyordu, film izlerken yazmam gereken bir metinde, yazarken aklım bir köşe yazısına takılıyordu ya da... Bu nedenle hiç bir işi layıkıyla yapamadığım gibi gün bitiminde pestilim çıkıyordu. Gün sonunda elimde kırk yamalı bir bohça kalıyordu. Anlamsız belirsiz bir kumaş parçası...

Karar verdim. Hızlı hareket etmek yerine ağır hareket edip ağır ağır tane tane konuşacaktım. Bir işi yaparken aklımın diğer bir işe kaymasına izin vermeyecektim. Dakikalara birden fazla iş sığdırmaya çalışmayacak ve en önemlisi de tek bir kişi olduğumu unutmayacaktım. Bu yorgunluğu başka türlü yenmenin imkanı yoktu.
Uykuya geçmeden şunları mırıldandım kendi kendime; "İnsan sakin yaşamalı hayatı... Tadını çıkara çıkara, ağır ağır ve yorulmadan... Günleri yamalı bir kumaşa çevirmemeli bir de. İnce ince her ilmeği bilerek anlayarak dokumalı. Çünkü hayat yarım yamalak yaşanarak ziyan edilmeyecek kadar kısa ve değerli..."

11 yorum:

  1. tatlı yorgunluk diyebilirdim yorgunluğuna , ama tadı pek ekşimsi sanırım senin dilinde .. Oysa dolu dolu , herşeyi ucundan tadarak , tadında bırakarak yaşamak ve yorulmak hoş değilmidir birçoğunun yorulmadan yaşadığı boşluğa nazaran .. ?

    YanıtlaSil
  2. Son zamanlarda kendi kendime fazla yüklendiğimi hissediyorum.Bu yüzden belki de bu yorgunluğum. Hep aklımda sade basit bir yaşam var. Hani hayatın tadını çıkararak acelesiz bir yaşam. Bu hız çağına ayak uyduramaz hale geldim ben galiba. Herşey çok hızlı ve ben sürekli peşinden koşturup duruyorum sanki zamanın. Bir ağaç gölgesinde dinlenmeli,gücünü toplamalı ve yeniden katılmalı hayata... Böyle yapmalı...

    YanıtlaSil
  3. "İnsan sakin yaşamalı hayatı... Tadını çıkara çıkara, ağır ağır ve yorulmadan..."

    bir bunu ogrenemedim ben. bir de huzurla uyumayi. sakin bir hayat isteyen, beyni ve yuregi celisen bir insan oldum. peh.

    YanıtlaSil
  4. Birden şaşırdırm!Bunları ben mi yazdım yoksa diye!

    Seninle aynı şeyleri yaşıyorum!Gerçekten bir filmi izlerken,bir kitapta aklım yada bir çizeceğim bir karikatürde!Ajandamdaki notlara bakıyorken,aklım blogumdaki bir şeye takılıyor ve gerçekten hep yorgunum!Son günlerdede iyice artan bu yorgunluktan bir bıkkınlık geldi!İşlerime karşı bir soğukluk.Sanırım herşeyden çok kendimize zaman ayırmalıyız.Ağır ağır tadını çıkararak.Çünkü geri gelmeyecek zamanları harcıyoruz!

    YanıtlaSil
  5. BEAUTİFUL DİSASTER: Böyle konuştuğuma bakma sen ben de öğrenemedim bir türlü. Hep kendime sakin ve ağır hareket et, odaklan derim ama yine de binbir karmaşanın içinde yüzer giderim. Bu hız beni yoruyor, tüketiyor...

    ZEHİRLİ ÖRÜMCEK: Beni anlıyorsun o halde. Tüm bu olan bitenden, hayatın hızından nasıl yorgun düştüğümü, yapmak istediklerimi 24 saate sığdıramadığımı, hep acele edip hiç bir şeyi tam yapamadığımı... Aslında bu yarım yamalak yaşamalar koca günü hiçe indirgiyor biliyor musun? Boşuna yoruluyor ve hırpalanıyoruz gibi geliyor bazen bana. Sanki bir süre herşeyden tüm dünyadan uzak kalsam yavaşlayacakmışım da kendi yörüngem de gidecekmişim gibi... Ama olmuyor yapamıyorum işte... Denemek gerek sakin bir zihinle ağır hareket etmeyi...Ben deneyeceğim...

    YanıtlaSil
  6. o kadar güzel anlatmışsın ki, yazını okurken işte tam da benim anlatmak istediklerim ama bir türlü uzun bir vakit bulmadığım için yazamadıklarım dedim.

    sevgilerimle

    YanıtlaSil
  7. Çok çok teşekkür ederim Acqua. Son zamanlarda hepimiz aynı dertten yorgunluktan muzdaribiz galiba...

    YanıtlaSil
  8. demin yazdığım yorum gitmedi, azimliyim, bi daaa..

    Bence bu yorgunluk genel kültür fazlalığının ağırlığından meydana geliyor. Birşeyle ilgilenirken ister istemez nöronların aklında askıda duran diğer şeylerle ilinti kuruyor. Önüne gelen enformasyonu absorbe edersen böyle olur işte :)

    Biraz ondan biraz bundan koparayım deyip oyalıyoruz kendimizi. Bunu becerebilmek için de hızlı olmalıyız yoksa geride kalmışız/yetişememiş gibimize gelir. Scan ederek yaşamak o an gayet sukun da veriyor ama Zehirli Bal..Ya sonra? Yaşayış Tarz'ımız olup hayatımızın her alanına sirayet ediyor. Uyurken bile acele etmeliyiz yoksa "istediğimiz" saatte kalkamyız. Uyku anksiyetesi diyorum buna ben. Dİnlenmeye bağlı değil saat miktarına bağlı uyku. Senin muzdarip olduğun bu durumlar aynen bende de mevcut maalesef.

    Çaresi dediğin gibi unutmak/ bırakmak/ let go.. Diyorum ya; bilinçalıtımız kirlendi bi kere.. Çıkmayan vişne lekeleri var üstelik..
    Hay aksi, Sıkışıp kaldık !..Hadi ölelim :)

    YanıtlaSil
  9. Çok ama çok haklısın. Aklımızın içine öyle çok şey tıkışıp kalıyor ki, duyduğumuz herşey bir çağrılım yaratıp bizi başka bir yere yönlendiriyor. Bu nedenle konsantrasyon bozukluğu yaşıyoruz ve gün sonunda hiçbirşey yapmadan yorgunluktan ölüyoruz. Bilnçaltımız kirlendi kirlenmesine ya bunu çözmenin bir yolu olmalı Artificial. Mutlaka olmalı. Ölmeyelim çözüm yolunu bulalım :)

    YanıtlaSil
  10. Yaşamımızın bir frekansı var. Kiminin yüksek kiminin düşük titreşimleri. Bu titreşimlerle uyumsuz olan her çaba yerini nedensiz gerilimlere ve dağılmalara bırakıyor. Oysa doğada böyle değil hiç bişi. Sorun şu ki kent yaşamında daha da belirginleşiyor bu durum. Her an yetişilecek bir süreç mutlaka var. Oysa ya biz o sürecin bir parçası değilsek diye sormak gerekiyor. Gerçekte bizim frekansımıza uygun olmayan her şey gürültü halinde algılanıyor tarafımızdan. Titreşimlerimize uygun yaşamamız gerek diyorum başka da bişi diyemiyorum.

    YanıtlaSil
  11. Sorun da buradan kaynaklanıyor galiba, yani yaşamın frekansı ile kendiminkini uyuşturamamamdan... Kendi doğasındaki hayattan söz etmiyorum elbette etrafımdaki yapay olandan söz ediyorum. Belki de yapaylığa şiddetli bir karşı koyuştur bu, doğama uymayana uyum sağlayamamam... Eski zamanlarda hayat normal seyrinde akarken kimse bu yaşadıklarımızı yaşamamıştır değil mi? Kesinlikle çok çok doğru bir bakış açısı. Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil