18 Mayıs 2008

Pencereden

Dakikalardır böyle... Kıpırtısız oturuyorum asma yapraklarına bakarak... Gökyüzü pembe gri bulutlarla kaplı, hafif bir rüzgar, kayıtsız ve kimseye hesap vermez bir akşamüstü... Tüm bunların içinde öylece oturuyorum... Üşüyen ayaklarıma aldırdığım yok, kendime ve hayata da...

Bazen böyle yapmalı insan. Darmadağın bir odanın darmadağın oluşuna hiç ama hiç aldırmadan oturmalı. Çekmeli sandalyesini pencerenin önüne ağaç yapraklarına bakmalı, gökyüzüne, kuşlara... Evet sadece bunlara bakmalı. O an için bakılası olan tek şey o yapraklar olmalı. Başka bir şey değil...

Sanki tüm hayatı gözlerimin önüne sermek ister gibi nasıl ve ne zaman dağıttığımı hatırlamadığım bir şekilde dağıtmışım odayı. Bir yanda yarısı okunmuş kitaplar, işaretlenmiş gazete sayfaları, defterler, kalemler, dergiler, giysiler... Paket kağıtları var bir de... İçinde ne olduğunu çoktan unuttuğum birşeylerin paketleri... Böyle aklım gibi dağınık bir odanın içinden asma yapraklarına bakmakta hala ısrarcıyım... O an için yapılacak en iyi şey bu gibi geliyor... Nedense?

Sanki kendi bedeninden, ruhundan çıkıp da dışarıya bakmak gibi bir duygu olduğundan belki. İnsan kendinden uzklaştığında kendini unuttuğunda, sadece bir çift gözden ibaret sandığında kendini daha mı rahat ediyor ne? Kimsin ve nesin? Ne yapıyorsun ve ne yapmak niyetindesin? Gelecek için planların ne? Ya korkuların? Endişelerin? Saçma sapan insanlık halleri...

Bütün bunların hepsi o kitapların defterlerin giysilerin arasında kendi dağınıklıklarında kalsınlar diye mi bakıyorum yapraklara? "Unutmak insana verilmiş en büyük armağandır." demişti biri bana. Haksız da sayılmazdı hani. Bu planlar, endişeler, zorunluluklarla yaşarken ve o an için yapabileceğin birşey yokken unutmak en güzel armağan değilse nedir sahi?

Hala bakıyorum. Su, güneş ve yeşilden oluşan sade basit yaşamlarının içinden kendime bir pay almak ister gibi büyük bir aç gözlülükle baktıkça bakıyorum... Oda hala darmadağın... "Kalsın öyle... Endişelerin peşinden koşacağım daha çok zamanım var." diye mırıldanıyorum sonra. Dedim ya saçma sapan insanlık halleri işte... Biter tükenir mi?

Fotoğraf: http://photogurl88.deviantart.com/art/grape-leaves-29875449

5 yorum:

  1. Bazen en iyisi insanın kendisine dışarıdan bakmasıdır, tıpkı başka bir insanı izlermiş gibi. Neleri kaçırdığını hayattan, sıkıntıları ile nasıl başedeceğini, değmeyen dertler yüzünden 'büyük' yüreğini nasıl ufalttığını görebilmesi için... Bunun için bir süreliğine mola alıp hayattan herşeye bir dur demesi lazım. Bir süreliğine beden değiştirmek gerek. Ya da senin yaptığın gibi "durmak" sadece. Bunu bana yıllar önce bir dost önermişti. Evet belki hep biliriz böyle olması gerektiğini ama nedense uygulamak için kılımızı pek kıpırdatmayız. Biraz da bilgelik gibi gelir belki bu öneriler; hâriçten gazel okumak... Öyle olmadığını es kaza bir gün kendine bir iyilik yapıp önerileri dinlediğin zaman anlarsın. Ve artık sen de bir 'bilge'sindir:) Her şey asker nizamındaki gibi simetrik mi olmak zorunda etrafımızda? Bazen de dağınık kalsın odalar... Hem toplanmak için önce dağılmak gerekmez mi?

    YanıtlaSil
  2. Sanırım insanın aklıyla yaşam düzeni birbirine eşit!Kafan dağınıksa odanda dağınık,çalışma ortamında dağınık!

    Aklımızdaki yarım kalanlar,etrafımızdada yarım yaşamları oluturuyor!

    YanıtlaSil
  3. unutmak; basarabildikten sonra hakikatten buyuk bir armagandir ama iste basarabilmek zor sanaat..

    YanıtlaSil
  4. Kabul ederseniz sizi mimledim :)

    YanıtlaSil
  5. ZERO: Bu konuda seninle hemfikirim. Dışardan bakmak pek çok kaçırdığımız ya da farkedemediğimiz diyelim görmemizi sağlar. Ve söz ettiğin o molalar hayatımızın huzurla ve yolunda olarak devam edebilmesi için mutlaka gerekli. İnsan yorulduğunun farkına varmıyor uzun zaman, hayattan nasıl sıkıldığının ve dünyanın gidişinden nasıl bunaldığının farkına varmıyor. Ama herşey çok fazla gelmeye başladığında bir pencere kenarı bulup kendine öyle darmadağın bırakmayı becerebiliyor herşeyi. Çünkü artık son çaren bu oluyor. eğer biraz daha devam edersen biliyorsun ki çözümsüz hale gelebilir herşey. O dağınıklığın ortasında neyin farkına vardım biliyor musun? Aslında o dert edindiğimiz endişelendiğimiz pek çok şey aptalca ki. Ve o dağınıklığın ortasında öylece durmak çok iyi geldi :)

    ZEHİRLİ ÖRÜMCEK: Bu kesinlikle doğru. Aklının içi yaşadığın yere mutlaka yansıyor.

    BEAUTİFUL DİSASTER: Bence nasıl anımsamak için özel yöntemler geliştiriyorsak unutmak için de böyle yöntemler geliştirebiliriz. Çünkü çoğumuz yaşamlarımızı geçmişe gömüyor bugünü unutuyoruz.

    VİŞNE AĞACI: Benim için zevktir elbette kabul ediyorum. Yazını okudum az önce. Elimden gelen herşeyi yapacağım.

    YanıtlaSil