02 Mayıs 2008

Ve öylece durdum günün tam ortasında

İşte buna kendini zorlamak deniyor. Bu yaptığıma yani. Berbat bir sabaha uyanıp, güne berbat başlayıp da ısrarla günün nasıl gideceğine meydan okuyan halimden söz ediyorum.

Şöyle sersemce bir inanış vardır: "Gün nasıl başlarsa öyle gider." Hayır efendim öyle gitmez. Sen günü o haliyle kabul edersen olacak herşeyi, negatif suların çağıldadığı kıyılara sürüklersin ki; bu da senin aptallığın doruğunda olduğun zamandır.
Dedim ki kendi kendime; "Ne olmuş yani böyle boynun tutulmuş uyandıysan. Hem ne olmuş geç kalıp acele etmek zorunda kaldıysan. Güne sakin değil de soluk soluğa şimdiden yorgun başladıysan. Biraz otur. Bir çay, iç bir sigara tellendir. Biraz o ufacık pencereden sokağa bak. Ağaçlara. Mavi gökyüzüne her zaman olduğu gibi şaşır. Mesela "bahar geldi nihayet" de. "Hava hep böyle şaşkın mavi olacak uzun bir zaman" de. Ya da buna benzer sevinçli cümleler kur. İçinden gelmiyor mu? Aldırma söyle yine de. Çünkü, bilirsin insan bir zaman sonra kendi söylediklerine inanmaya başlar. "40 kez söylersen olur." derler ya. Budur işte. 40 kez söyle, 80 kez söyle, 160 kez söyle. O kadar çok sözcük çıkıyor ki ağzından son zamanlarda, bunları da o sözcüklere ekleyiver.Ne kaybedersin ki? Hem bunlar iyi cümleler. Zararsız. Kimseyi incitmeyen, yaralamayan cümleler. Söyle ne kaybedersin? Bugün de kendin için konuş, başkaları için değil. Hem başkalarına söylediğin sözcüklerin iki kulak arası nasıl da akıp gittiğine, havada buhar gibi gözden kaybolduğuna kaç kez şahit olmadın mı? Üstelik güzel cümlelerdi onlar. Bencil değildiler bir kere. Sonra taaa içinden taşa taşa gelen cümlelerdi. O taşkın senden başkasını yıkar mıydı? Hiç düşünmedin. Boşver."

Sonra biraz sustum. Bir sigara daha içtim. Kendine gelmek için kendi sözlerin ve biraz sigara dumanı. Günün kahvaltısı. Ruhun mu demeli? "Şöyle bir çitileye çitileye yıkayasım var ruhumu." diye mırıldandım musluktan akan suya bakarken. "Ellerimdeki gazete lekesini nasıl yıkıyorsam, ruhumdaki o gazetelerin bıraktığı siyahlığı da öyle yıkayasım var." diye düşündüm. Sonra gündemimin acil maddesine geçtim. "Somurtkanlığı bırak"

40 kez söyledim. Sonra 40 kez daha. Bir daha, bir daha, bir daha, bir daha...Ve hiç birşey kaybetmedim. Birşey de kazanmadım. Çünkü ben hayatımı kayıplar ve kazançlar listesi üzerine kazımadım.

Ve öylece durdum günümün tam ortasında. Zamanın rüzgarına saçlarımı bıraktım... Öylece...
Resim: Guiseppe Mariotti

10 yorum:

  1. Bende miskin miskin okuyordum yazını!Sanırım harekete geçsem iyi olacak!Bir sigara ve kendime biraz poh poh!

    YanıtlaSil
  2. Kendini ikna et derim :) Çünkü inan bana o miskinliğin kucağına düşersen tüm günü orada geçiriyorsun. Düşündüm de; hayat böyle harcamak abuk sabuk sıkıntıntılar yaratmak için o kadar kısa ki.Haksız mıyım?

    YanıtlaSil
  3. Yöntem çok doğru...Ben bu olumsuz fısıltılara umursamaz ve alaycı davranıyorum. Hemen sönüp gidiyorlar.Gerçekten de birşeyi 40 kere söyersen oluyor. Çünkü önce kendini inandırmalısın birşeyin olabileceğine.Başkaları hakkında kouştuğumuz kadar kendimiz için konuşsak herşey daha güzel olacak ama ,bunu anlayan az maalesef :) Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. İşte meydan okuma dediğim de tam buydu: olumsuz fısıltılara ayalcı ve umursamaz davranmak. Kesinlikle böyle yapmalı.Koskoca günleri birer birer öldürmemek için...

    YanıtlaSil
  5. Haklısın!Ama sen aydan atlayarak stres atabiliyorsun :P

    YanıtlaSil
  6. Senin yazılarını okuduka kendimle çelişiyorum .. kendimle olan kavgam büyüyor .. Olduğum gibimiyim , yoksa başka bir oluşa mı inandırıyorum kendimi .. bilmiyorum .. uyanmak istiyorum sadece .

    YanıtlaSil
  7. kendinle çelişmek ve kavganın insanın ruhunu hep daha yükseğe taşıdığına inanırım. Eğer tüm bunlar olması sabit bir yerde kalmaz mıyız? Aynı gözle bakıp aynı görmez miyiz herşeyi? Bu yüzden insanın kendisiyle kavgası en onurlu kavgadır. Çünkü o kavga tüm kesinlikleri alt üst eder. Yeni bir bakış edindirir. olduğu gibi olmak diye birşey söz konusı değil. Olmasın da zaten. sürekli öğrenip gelişen değişen biri olmak gerek. Ben en azından bunu yapmak istiyorum kendimde. olduğu gibi olmak evet bazı temel özelliklerde bu olmalı. iyi olmak, vicdanlı olmak adil olmak gibi. ama olaylara hep aynı gözden bakmamak gerekiyor. neden uyanmak istiyorsun? kendinle kavgayı bir kabus olarak mı adlandırıyorsun yoksa?

    YanıtlaSil
  8. Tesadüftür, çay içip sigara tellendirirken okudum yazıyı. Bir tazelenme etkisi yarattı bünyede.

    YanıtlaSil
  9. Yorumum üzerine düşündüğün için teşekkür ederim .. Neden uyanmak istiyorum ? Öyle şeyler yaşadım ki artık karar verme ve düşünme yetimi yitirdim . Eskiden bir karaktere sahip hissederdim . Gurur duyardım o karakterle . Şimdi ben değilmişim gibi geliyor . Hata üstüne hata yapıyormuşum gibi geliyor . Gururumu kırdım çok . Kendime saygımı yitirdim bir o kadar . Yaralandım .

    YanıtlaSil
  10. "Şöyle bir çitileye çitileye yıkayasım var ruhumu." Ne kadar doğru bir ifade... Halbuki en az umursadığımız ruhumuz. Gözle görülene verdiğimiz önem ne kadar büyükse, gözle görünmeyeni umursamamaya da bir o kadar meyilliyiz. Ev tozlanmış, camlar lekeli, mutfak pis, hemen temizlenmeli, halbuki çoğu zaman ruhumuzun verdiği imdat çağrılarını duymamakta azimliyizdir. Evinin çöp eve dönmesinden korkar da insan, ruhunun çöplüğe dönmesini görmezden gelir. Sonra da bir bakmışsın ortada temizleyecek bile bir şey kalmamış.

    Sık sık yapmalı, bol güneşle, biraz yeşillik ve mavilikle, müzikle, kitapla, resimle çitileye çitileye yıkamalı, akıtmalı...

    YanıtlaSil