30 Mayıs 2008

Cuma Mektupları IV

Bu çok garip bir duygu Sevgili Dostum. İçimde, çok ama çok derinlerde yeniden dirilen bir şehir var sanki. Oysa, çok değil kısa bir süre önce, sanıyordum ki; bu şehir bir daha ayağa kalkamaz. Öyle değilmiş insanın içindeki şehirler. Yıkılır ve yeniden yapılırmış. Daha bir sağlam olurmuş duvarları ve çok daha güçlü depremlere dayanabilirmiş.

Biliyor musun; korkuyordum önceleri. İçimdeki o şehrin yıkılmasından, onu bir daha eski haline getirememekten ve bir daha ben olamamaktan korkuyordum. Farkettin mi; Biz insanlar korkularımızı bile söylemekten ölesiye korkuyoruz. Ama kimimiz artık bu korkuları söylemekten utanmıyoruz. Çünkü, zaman içinde öğreniyoruz ki korktuklarımız mutlaka ama mutlaka başımıza gelecek. Çünkü zaman içinde öğreniyoruz ki; hayatın bize öğretme biçimi bu. Yani bizi korkularımızla yüzleştirerek. Sanıyorum, hayat bize sadece ve sadece şunu anlatmaya çalışıyor; "Korkmamayı ve kabullenmeyi öğreninceye dek gerçek anlamda kendin olamayacaksın. O halde ders no 1: Şu an en çok korkutuğun başına gelmek üzere, hazır ol."Evet, korkuyordum içimdeki şehrin yıkılmasından.Ve hayat bana o zor dersi anlatmaya başladı.

Henüz bu korku ile yaşarken ve hayatın bizlere öğretme biçiminden henüz bihaberken, bilmiyordum insanın içi, yıkılan şehirler yerine çok daha güçlüsünü inşaa etmeye muktedir. Ve yine bilmiyordum insan yıkmadan, ya da yıkılmadan diyelim, yapmayı öğrenemiyor. Bir düşün Sevgili Dostum; sandalyenin ayağı kırılmasa onu tamir etmeyi öğrenebilir misin? Elbette hayır. Ama bir kırık sana çok daha sağlam bir ayak sağlar. İşte asıl öğrenilmesi gereken de belki budur hayatta. Bilemiyorum.

Uzun süre kendi yıkıntılarım arasında dolaştıktan sonra, bir sabah baktım ki; güneş altında yeni bir kent kuruluyor içimde. Sağlam duvarları olan ve dimdik ayakta duran dirençli bir kent. Ve işin en güzel yanı, o kent tüm katı duvarlarına rağmen hayata olan sevgisinden ve bağından hiç birşey kaybetmeden yükseliyor. Evet dostum, o kentin yükselişine şahit oluyorum bir süredir. Sevinç ve hayretle kendi içimdeki kente bakıyorum. Ve diyorum ki; "Artık korkma, bu kent yıkılsa bile, yerine çok daha güzel, dirençli ve sağlam olanı gelecek. Yıkıntıların arasında koca bir dev kent yükselecek. Ve o kent her zamankinden daha da çok "sen" olacak. Sakın korkma..."


Evet dostum bu çok garip bir duygu. Acı dolu bir yoldan yürüyüp güneş altında parlayan bir şelaleye ulaşmak gibi. Dilerim; o acı dolu yoldan geçmezsin demek istiyorum ama o acı dolu yoldan geçmeyen o ışıklı şelalenin kıyısına varabilir mi?


İşte böyle dostum. Yeni bir kentin kıyısından sana selamlar ve sevgiler yolluyorum. İçinin kentine bir çınar ağacı dik benim için, ömrü uzun olsun, koca gövdesi dostluğumuzun hatrına hep ama hep ayakta kalsın. Yüzyıllarca...

Resim: Ritva Voutila

13 yorum:

  1. İçinde hayatın derin anlamları saklı olan, gerçeği kabullenmiş ve gerçeği kaybettikten sonra anlamış bir yazı fikrimce...

    Dediğin gibi, insan kaybetmekten korkmamalı. Zira kaybedilmeden kazanılmıyor. Bunu kaybettikten sonra anlıyoruz...

    Harika bir yazıydı. Zevkle okudum...

    YanıtlaSil
  2. Çok çok teşekkür ederim güzel sözlerinize. Gerçekten öyle kaybetmek ne kadar acı olsa da insan başka türlü öğrenemiyor...

    YanıtlaSil
  3. Merhaba sevgili dostum,

    bu gün bahçeyi gezerken,toprak kokusuyla birlikte,geçen zamanları düşünürken bıraktı mektubunu postacı kapıya!ellerimi birbirine vurup daha sonra üzerime sildim,mektuba doğru yürürken elmin tersiyle hem göz yaşlarımı hemde burnumu sildim!

    Kana kana okudum mektubunu sevgili dostum!Diyorsun ya:

    "Biliyor musun; korkuyordum önceleri. İçimdeki o şehrin yıkılmasından, onu bir daha eski haline getirememekten ve bir daha ben olamamaktan korkuyordum."

    Şİmdi düşündümde,sanki yarışın,yaşamın amacı bu,doruğa çıkmak içn uğraşmak!Her düşüşte ayağa kalkabilmek.Yani konfiçyus demiş ya;

    "Zafer,hiç yıkılmadan ayakta kalabilmek değil,her yıkıldığında tekrar ayağa kalkabilmek"

    İşte mesel bu.Bırakmamak ne kendini nede içindeki şehirlere olan sevgini ve ümidini!

    Sevgili dostum,ilk bebeklik zamanlarımızdan yaşlı bir insan olana kadar sürecek olan bu serüvene kısaca "cehalletten,irfaniyete" diyebiliriz!

    Neyse benim bahçeye ve hayatla yüzleşmeye dönmem lazım!Cumaya görüşmek üzere!

    Sevgiler dostum!

    YanıtlaSil
  4. İnsan olmak da bu galiba Sevgili Dostum, içindeki yıkılan şehirleri inşa etmeyi öğrenmek yani... dilerim içinin kenti hep ayakta kalsın ve mevsimi hep bahar olsun. Kalbine diktiğin ağaçların gölgesinde kendi gökyüzüne bak her daim...

    YanıtlaSil
  5. Belkide okuyarak bulacağımı düşünmediğim bir dostluk ve bağ bu benimle , bizlerle kurduğun . Bilmiyorum hissediyormusun o bağı sende benim veya bizim gibi . Ama yazdığın mektupları okuyunca , her seferinde garip duygulara bürünüyorum .Ve öyle bir bağ ki bu kedi , sanki birbirine paralel iki dünyayız , iki yıkıntıyız ve kendi üzerimizde dolaşıyoruz . Aynı anda açıyoruz güneşi , aynı anda geceyi getiriyoruz ..

    Sana çok saygı duyuyorum ..
    Bilmeni istedim .

    YanıtlaSil
  6. Kelimelerin çok güçlü bağlar kurduğuna inananlardanım ben. Elbette hissediyorum o bağı hem bu mektupları yazarken hem de senden sizlerden bu mektupların cevaplarını alırken. Biz insanların kalbinde uzaktanda olsa yakınlık yaratabilen birşey var galiba Batuhan, bir ortak nokta, aynı düzeyde hissedilen acılar, aynı sınavlardan geçen kalplerimiz gibi...Çok teşekkür ederim kalbinden geçenleri esirgemediğin için, çünkü sözlerin beni çok mutlu etti.

    YanıtlaSil
  7. bu hayatın kuralı sanırım.Ahirete inananlar için Allah en büyük örneği göstermiş.''üzülme bu hayat bitince,daha güzeli,ebedisi var.''Ama elinde olanı güzelleştirmelisinki sonraki gelen daha güzel olsun.Elindeki şehre bir çınar dikki,gelecek kentin ormanlarla dolu olsun...

    YanıtlaSil
  8. İPEK: O çınarlar kalbimizin göklerini aşıp başka kalplerin semalarına ulaşacak... buna inanıyorum...

    YOLCU: İnsan hayatını tek bir hayat gibi görmeli ve ona göre yaşamalı... Yanan kentleri yeniden diriltmeli ve yeşil ormanlarla bezemeli... Bir sonraki hayatlarımızda nefes alabilmek için...

    YanıtlaSil
  9. "Artık korkma, bu kent yıkılsa bile, yerine çok daha güzel, dirençli ve sağlam olanı gelecek......" derken kendini kandırıyo olabilir misin..:D ?

    yazı komple öğrenilmiş çaresizliğin örtülmüş tezahürü olabilir mi ajaba? :D

    moral bozmaya bayılıyorum da.. :D

    YanıtlaSil
  10. :))) Moral bozmaya bayılıyorsan yanlış kişiyle uğraşıyorsun Sevgili Dostum :))Ben başkasının sözleriyle moral bozanlardan değilimdir.:) "Öğrenilmiş çaresizlik" lafı asıl kalıp ve öğrenilmiş bir laf olmasın sakın :) Hayat böyle; çok basit acı var. kaçınılmaz. İki seçeneğin var: ya acı ile hayatını sürdürürsün ya da acıdan yeni bir sen yaratırsın. Ve öğrenilmiş çaresizlik diye birşey yoktur. Çaresizlik diye bir şey yoktur ki öğrenilmişi olsun.Çaresiz hissediyorsan çareni bulmayı beceremiyorsundur.Hepsi bu. Önemli olan kendi derdini bilmek ve kendi derdinin ilacını kendin yapabilmektir. :) Bu yazı öğrenilmiş çaresizliğin değil kendi gücünün farkındalığının ürünü. Hiç birşeyden korkmamanın belgesi. Çünkü korkulacak birşey yok. Yıkılan yıkılsın yenisini yaparsın. işte tek öğrendiğim bu :)

    YanıtlaSil
  11. tamam üstad..öğrenilmiş kalıp&lafları kullanmııcam bi daha.. 1-0 öndesin.. :D

    YanıtlaSil
  12. Karşı çıktığın noktayı çok iyi anlıyorum. Öğrenilmiş sözler meselesini yani... Anlıyorum çünkü benim de karşı çıktığım birşey bu. Ama hayatta okurken, dinlerken ve gözlemlerken bazı şeyleri zihinlerimiz alıyor ve bazen ne yazık ki bunlar üzerine öyle pek fazla düşünmüyor. Almak elbette önemli yoksa nasıl öğreneceğiz? Ama aldığımızı damıtmak kendi zihnimizde süzüp bizim yapmak gerekiyor. Bu arada önde olmak gibi bir amacım yoktu :)

    YanıtlaSil