25 Ağustos 2008

SAVULUN VELETLER

Hanımefendiler saçlarını yaptıracaklarmış. Biri röfle yaptıracakmış diğeri de kat verdirecekmiş saçlarına. Üç numara ise renginden sıkılmış. Tüm öğle arası bunlardan söz ediyoruz. "ah şekerim" diyor biri "kat attırayım da biraz hacim kazansın saçlarım." "E tabi hacim iyidir. Ruha ve bedene faydalıdır. Hem saçları hacimli olanlara toplumda daha çok saygı duyulur." diyerek sırıtıyorum. "Kızım" diyor "saçlarım seninki gibi olsa ben de böyle dalga geçerim." Benim bu bonus saçlarımı beğenmesine şaşırıyorum. İki numara ise röfle ile yaşlı görünüp görünmeyeceği konusunda kafa patlatmakla meşgul. "Yok yok "diyorum "yaşlı görünmezsin." Gözleri ışıldıyor "sahi miii?" diye soruyor. "Sahi ya" diyorum "zaten yaşlısın" Elindeki kağıt mendil paketini kafama atıyor. Üç numara ise kızıl mı, siyah mı diye soruyor. "Siyah yap" diyorum "asil renktir." Karşıdaki ne söylerse ona itiraz eden tiplerden olduğu için "yok yok ben kızıl olayım" diyor. Omuz silkiyorum. Biraz durup "Acaba siyah mı daha iyi olur ki?" diyor. Bütün bu sohbetten içime fenalık geliyor. Hepsi kendi saç hayallerine dalıp gidiyor. Bir süre sessizlik sağlanıyor daha sonra üç numara kayıtsız görünmeye çalışarak: "aslında biz senden birşey rica edecektik." diyor. "Elbette" diyorum. "Bizim çocuklarla bir kaç saatliğine ilgilenebilir misin?" Ağzımdan nasıl çıktığını bilmediğim bir "tabi" onların yüzünde güller açtırıyor. Ben az önce bir cumartesi öğle sonrasında üç tane velete bakmayı kabul mü ettim? Bu bir kabus olmalı. Evet kesinlikle bir kabus olmalı...

Cumartesi öğle sonrası çalınan kapı ve karşımdaki üç velet bunun bir kabus değil gerçeğin ta kendisi olduğunu anlatmaya yetiyor. Anneleri birşeyler vıcırdayarak çocukları bırakıp kaçarcasına gidiyorlar. Kaçtıklarına bakılırsa anneleri bile canlarından bezdirmişler. "Ne var canım" diyorum "üç çocukla baş edemeyecek miyim? ahahhaha bu çocuk oyuncağı..."

Çocukları içeri alıyorum. Pınar 7, Ece ve Mert 4 yaşındalar. Sevimli sevimli gülümsüyorlar. (Bunun bir maske olduğunu daha sonra anlayacağım elbette.) Sırtlarında kocaman birer çanta. Allah'ım bu kadınlar bu çocukları başıma atıp kaçmış gitmiş olabiler mi? Yok canım daha neler? Annelik duygusu diye birşey var hem. "Ne var o çantalarda?" diyorum. Ece "ne olacak oyuncaaaaak" diyor. Yüzündeki ifade "seni aptal, bir çocuğun çantasında ne olur ki başka?" der gibi. "İyi tamam, siz oynayın hadi. Ben de birşeyler okuyacağım." diyorum. Büyük bir gürültüyle çantalarını yere boşaltıyorlar. İçinde ne olduğunu bilmediğim bir sürü şey her yana saçılıyor. Halının üzerine oturup mırıltılarla oynamaya başlıyorlar. "İyi iyi" diyorum "eğer böyle giderse rahat edeceğiz." Kitabımı okumaya başlıyorum. Çocuklar oyunlarına devam ediyorlar.

Çok geçmeden bacağıma birşey batıyor. Acıyla bağırıyorum. Başımı kaldırdığımda Mert'le göz göze geliyoruz. "Sana iğne yapıyorum" diyerek elindeki sivri şeyi yeniden bacağıma batırıyor. "Çocuuuuğuuum ne yapıyorsun?" diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Çocuk oralı değil. Can havliyle elinden o sivri şeyi kapıp "bak" diyorum "bu yaptığın çok tehlikeli. Birine zarar verebilirsin." Geçip yerine oturuyor. Yaptığım konuşmanın etkisinden memnun yeniden kitabıma dönüyorum. (ah ne aptal ve çocuk psikolojisinden ne kadar uzağım. Bunun fırtına öncesi sessizlik olduğunu sezemiyorum.) Sükunet uzun sürmüyor. Birazdan kafama bir top atılıyor. Ve bundan sonra kıkır kıkır gülüyorlar. Sinirle gülümsüyorum. "Çocuklar lütfen amaaaa..." diyorum, artan kıkırtılara başıma yağan bir sürü oyuncak eşlik ediyor. Bu canavarlarda kesinlikle vicdan diye birşey yok. Kafam, gözüm, bacağım nereye rastgelirse, ne buldularsa atıyorlar üzerime. Oyuncak arabalar, bebekler, toplar... Yastıklardan birini kalkan yapıp, olduğum yerden kaçıyorum. Kapıyı üzerlerine kapatıyorum. Kapının önüne oturup düşünüyorum ne yapacağımı. Şu an öyle çaresiz ve sefil görünüyorum ki kendime acıyorum. Evde tek başına filmindeki hırsızlara benziyorum. Bu çocuklar da o filmdeki çocuk kadar cin ve acımasızlar.

Ne yapacağımı düşünürken aklıma parlak olduğunu sandığım bir fikir geliyor. Evet bu çocuklar ne sever? dondurma ve çikolata. Hemen her birine birer tabak dondurma hazırlıyorum. Döndüğümde onları yerde oturur buluyorum. Sanki az önce bana saldıran onlar değilmiş gibi uslu uslu oyun oynuyorlar. Halüsinasyon görüp görmediğimi düşünüyorum. Bu çocuklarda melek ve şeytan iç içe kesinlikle...

Dondurmayı görünce sevinçle yerlerinden zıplıyor ikisi. Diğeri, yani Pınar çok sinir bir bilmişlikle "dondurma yersek hasta oluruuuuuz" diyor. "İyi sen yeme o zaman" diyorum. Alt dudağı üzgün bir biçimde öne doğru uzuyor "belki de olmayııız" diye mırıldanıyor. "Yavaş yavaş yerseniz birşey olmaz, gel hadi" diyorum. Hevesle oturuyor. Diğerleri çoktan başladılar bile. Bu beni bir süre rahat bırakmalarını sağlar en azından. İyi ama beni rahat bırakmaları için bu çocuklara sürekli dondurma veremem ki? İşte o zaman kesin hasta olurlar ve röfleli, boyalı ve katlı saçlı anneleri de beni boğazlar. Acil olarak başka çare bulmak zorundayım yoksa bu veletler beni kesin delirtirler. Allahım şu saatler geçse de evim yeniden sükunete kavuşsa of of of...

Onlarla oyun oynasam? Ama bir süre sonra canları sıkılıp yine ne bulurlarsa kafama atmaya başlayabilirler. Parka götürsem iki arada bir derede kaybolmayı başarır bunlar. Bu riski alamam, o strese kalbimin dayanabileceğini sanmıyorum. Yok bu da olmaz. Uyutsam? Hiç uyuyacak gözleri yok. Hepsi cin gibi bakıyor. Evet çizgi film? Evet evet evet...

Televizyonu açıyorum. Bir kaç kanalda çizgi film var. Hep bir ağızdan bağrışmaya başlıyorlar. Her biri bir kanaldakini istiyor ve anlaşmak bir türlü mümkün olmuyor. Sonunda televizyonu kapatıyorum. İki elim yanda ne yapacağımı bilmez bir biçimde dikiliyorum. (Hiç bu kadar çaresiz olmamıştım ve hiç bu kadar canımdan bezmemiştim.) Bugün çıldırmazsam kesinlikle başka bir gün çıldırmam herhalde diye geçiyor içimden. Bunlar kesinlikle çocuk değil canavar.
Bir bardak kahveye ihtiyacım var acil olarak. Sakin olmalıyım sakin olmalıyım... Onlar sadece çocuk. Üç küçük çocuk. Omuzumdaki şeytan kahkahalarla gülüyor "o kadar emin olma" diyerek. "Kuyruğuna teneke bağlamadıkları kaldı nıhahahahah" Defol başımdan şeytan şimdi seninle uğraşamam, ki senden daha fena üç veletle başa çıkmaya çalışıyorum.

Ben kendime kahve yaparken biri onu tuvalete götürmemi istiyor. Götürüyorum. Çıkmasını bekliyorum. Uzun zaman çıkmıyor. Çıktığında da üzeri başı tamamen ıslak. "Ne yaptın seeeen?" diyorum. Sırıtarak ve bilmiş bilmiş uzaklaşıyor "banyoooo" diyor. Allahım Yarabbim deli olmamak işten değil. Ben ne giydireceğim bu çocuğa şimdi. Gidip tişörtlerimden birini alıyorum. Üzerindekileri çıkarıp onu giydiriyorum. Öyle ufak tefek ki ayak bileklerine kadar geliyor tişört. Çok komik görünüyor. Gülüyorum kendi de gülüyor. "Bu benim olsun mu?" diyor. "Olsun gözüm olsun" diyorum.

Birazdan çocuklardan biri daha ortadan kayboluyor. Mert bu. Az sonra sudan çıkmış fare gibi geliyor. "Bana da ver. Ama benimki erkek tişörtü olsun." diyor. "Emredersiniz küçük bey" diyorum. Kardeşimin tişörtlerinden birini giydirip salona götürüyorum. Ve Pınar'ı hemen uyarıyorum "Sakın sen de gidip üzerini başını ıslatma Pınar." Pınar kaşlarını kaldırıp aldırmaz bir edayla gülümsüyor "Ben büyüdüm artık" diyor. Hey büyük Allah'ım...

Beni canımdan bezdiren bu veletler biraz sonra orada burada uyuyakalıyorlar. Pınar ise bulduğu bir dergiyi büyük bir ciddiyetle okumaya çalışıyor. Sanki az önce kafama gözüme birşeyler atan çocuk gitmiş de yerine kocaman bir insan gelmiş. Bana asırlar gibi gelen 4 saatin sonunda nihayet kapı çalıyor. Süslü Pakizeler içeriye giriyorlar. Ece'nin annesi çığlığı basıyor: "aaaaaa ne oldu ayol bunlara?" Omuz silkiyorum: "Merak etme sadece bayılttım" diyorum. Şaşkın şaşkın bakıyor suratıma, yaptığım espriyi anlamamış belli "yahu ne olacak uyuyakaldılar. Eğer üzerlerindeki kıyafeti soruyorsan onu da sonra anlatırım. Çünkü çok yorgunum. Pılınızı pırtınızı ve çocuklarınızı toplayın toz olun. Teşekkürler." Gülüyorlar.

Kapıdan çıkıp giderken arkalarından bağırıyorum: "Sakın bir daha bana böyle bir istekle gelmeyin. Güle güle ve hatta elveda."

15 yorum:

  1. Tuh gordun mu! Benim de saclarimi boyatasim ve de bebisi birilerine birakasim geldi simdi:P Bu Cumartesi ogleden sonrasi bana uyar, ya size?

    YanıtlaSil
  2. Pekii :) Nasıl olsa bu küçük canavarlarla nasıl başa çıkacağımı öğrendim :)) 3 çocuğa bakabildiysem 1 bebeğe de bakabilirim di mi :)))

    YanıtlaSil
  3. Yok kiyamam ben size:) Cok iyidir, cok sekerdir benim bebegim ama inanilmaz bir duzen dusmanidir. Baslangicta deliler gibi pesini topluyordum. Ama bir sure sonra farkettim ki ben topladikca o dagitiyor ve bu etki tepki oyunu ona buyuk keyif veriyor. O yuzden artik hiiic orali olmuyorum. Dogal olarak, evimizin hali sanki icinden Timurun azgin ordulari gecmis de tas ustunde tas birakmamis gibi. Aksam esim isten geldiginde kapidan girmeden once etrafi iyice kolacan ediyor, eger konu komsu yoksa etrafta suratlice iceriye giriyor. Mazaalah birisi kapi araligindan bile gorse evin halini, rezil oldugumuz gundur. Durum o denli vahim yani:)

    Hem ayrica, ben de sizin gibi karnibahar kafayim ve kuafore 3-4 yilda bir ugrarim:)) Doktor olana kadar da kuafore muafore gitmeyi kendime yasakladim:)

    YanıtlaSil
  4. Desenize bebişle iyi anlaşırız çünkü ben de bir düzen düşmanıyım :) Hatta odamı bazen öyle bir dağıtırım ki sizin ufaklık "cık cık cık" diyerek odamı toplamaya bile karar verebilir :) Bu açıdan onun çok iyi arkadaş olacağımızı düşünüyorum.

    Karnıbahar kafaların kalbimde özel bir yeri vardır her zaman :)

    YanıtlaSil
  5. Allah razı olsun aydanatlayan kedicim... Bir kere daha çocuk yapmamakla ne kadar iyi ettiğimi görmüş oldum. :P
    Herşey bir yana, çocuklar aslında yetişkinlerin yapamadıklarını, içlerine atıp aslında fırsatları ols yapacakları şeyleri yapan yaratıklar, yetişkinlerin doğal suretleri yani!
    Bu devirde, bu dünyaya çocuk yapılmaz zaten de, bu kedi ne alâka? iki İran kedisi sahibesi ve İran kedisi hastası olarak soruyorum bunu? Konuyla alâkası???
    :))))))

    YanıtlaSil
  6. Çocuklar güç de verebiliyor bazen ama.. Her şeyi yapabileceğinizin gücünü ya da cesaretini veriyorlar.. Çocukların elleri beni çok duygulandırır... O ellerle yapabildikleriiii:)

    YanıtlaSil
  7. NÜKHET EVERİ: Aslına bakarsan ben de zaman zaman düşünürüm bu dünyaya bir çocuk getirmek doğru mu diye. Küçücük çocukların başlarına gelenlerin en kötülerini gördüm, okudum ve duydum. Ve o küçük insanların böyle bir dünyaya gelmelerinin onlar için iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda çekincelerim var.

    Kedilere bayılırım ben. O yüzden adım aydan atlayan kedi :) O kedi ise çocukların beni çıldırttıkları zamandan sonraki yüz ifademi anlatıyor :)

    KARÖSHİ: Böyle çıldırdığıma bakıp çocukları sevmediğimi sanma, ben onlara bayılırım. Tek sorun nasıl davranacağımı bilememem :) Çünkü gerçekten onların çok farklı bir psikolojileri var. Ama öyle zorlar ki... Hem de çok zor...

    YanıtlaSil
  8. Karoshi'ye katiliyorum. Bebeklerdeki, gucluklerin ustesinden gelme ve bilinmeyeni kesfetme azmine hayranim. Asla pes edip vazgecmiyorlar ve hayata cok guclu tutunuyorlar.

    Buyudukce neden ve nasil bu kadar tukenip azaliyoruz ki biz?

    YanıtlaSil
  9. Benim de en çok aklıma takılan şeydir bu; neden büyüdükçe tükenip azalıyoruz? Dünya ve gördüklerimiz mi yoksa algılama biçimimiz mi herşeyi değiştiren? Belki de artık çocuklar gibi şaşırmamak, herşeyi kanıksamaktır tüm sorun. Hani derler ya "içindeki çocuğu koru" diye. Bu mümkün müdür?

    YanıtlaSil
  10. İçindeki çocuğu koruyabilmeyi seçince insan bu kez de yanındaki çocuğu koruyamıyor:( Anne olarak konuşuyorum.. :)

    YanıtlaSil
  11. Evet bu kesinlikle öyle olmalı çünkü bir çocuğu korumak ancak bir yetişkinin becerebileceği birşey... İnsan kendi çocukluğundan ancak kendi çocuğu için vazgeçer, değil mi? Ve bu büyük bir fedakarlık ancak bir evlat için yapılacak türden... Bunu hiç düşünmemiştim Karöshim...

    YanıtlaSil
  12. Anneligi zor kilan ikilemlerden belki de en onemlisi bu galiba. Hadi yaptin bir fedakarlik ve yanindaki cocugu korumayi tercih ettin diyelim. Bu sefer de, renksiz, eglencesiz, baskici bir anne olmakla suclanir, yaralanirsin. Hem de, ugruna icindeki cocugu kurban ettigin o velet tarafindan:) Sonra da geri kalan omrunu icindeki cocugu diriltip gonlunu almaya adarsin. Yaslilarin icine dustukleri cocukluk hallerini sadece biyolojik dongude degil biraz da burada aramak gerek belki de.

    YanıtlaSil
  13. İşte bu çok önemli ve doğru bir nokta. Çok zordur değil mi bir çocukla denge kurmaya çalışmak? Baskıcı bir anne olmamakla onu korumak arasındaki incecik sınırda insan ne zaman nasıl davranacağını bilebilmek için ciddi bir enerji harcamak zorunda. Çünkü sonuç olarak bir insan büyütüyorsun. Ve yaşlıların içine düştükleri çocukluk halleri bence biyolojik döngüden çok kendi içindeki çocuğu ortaya çıkarma çabası...

    YanıtlaSil
  14. Bak ya... Dört saatliğine bakamamış veletlere... =)
    Dünyanın en yaramaz çocuğu olduğuna herşeyine iddiaya girebileceğim hiperaktif tunahan'a koca bir gün bakmış biri olarak senin bahsettiğin veletler melek melek..

    YanıtlaSil
  15. Vallahi beni 4 saatte deli ettiler. Bu anlattığım daha kısa bir bölümü. Sen onları tanısan ne menem canavarlar olduğunu görürdün. Çocuk değil başka birşey oluyorlar bir araya gelince. Önemli olan bir arada olmamaları çünkü bir araya gelince voltranı oluşturup yenilmez oluyorlar :)))

    YanıtlaSil