08 Ağustos 2008

CUMA MEKTUPLARI

Sana da olur mu bilmem ama ben bazen bir cümleye böyle takılıp kalıyorum. Gündelik hayatta sıklıkla duyduğum bir cümle birden aklımı alıp başka yerlere götürüyor. O cümleler sanki, toprak üzerinde unutulmuş ve güneş açmadığı için parlayamayan altın parçalarına benziyorlar. Ve birden güneş bulutların ardından çıkıp o narin ışıklarını onun üzerine gönderdiğinde farkediyorsun ancak onları. Böyle bir benzetme yaptığıma aldanıp da o cümleleri görülmedik, duyulmadık cümleler sanma yanılgısına düşmeni istemem. Hiç değiller. Öyle basit öyle çok kullanılan ve belki bolluğu nedeniyle artık kimsenin dikkatini çekmeyen cümleler bunlar... En azından çoğu kimsenin...

Az önce biri, her zamanki gibi gereksiz yarattığım paniğe, oldukça soğukkanlı yaklaşıp işi nasıl yapacağımı yumuşak, kadife gibi bir ses ve hisle anlattıktan sonra şöyle dedi: "nasıl yapacağını bilirsen eğer, çok basit." Ve gitti. İş bir çırpıda halledilmişti. Benim iç fırtınamdan dağılmış denizime sakin bir güneş oldu o cümle: "nasıl yapacağını bilirsen eğer çok basit." ÇOK BASİT.

Basitliği unutmuş bir kalbe, yöntemlerin bolluğundan karmaşaya düşmüş bir akla unuttuğu birşeyi anımsatıyordu gülümseyerek. Tüm bu yorgunlukların, akıl karışıklıklarının ve dünyadan bıkıp usanmaların sebebi bunu unutmuş olmak değil miydi? BASİTLİK neydi sahi?

Anneannemden söz etmiş miydim sana hiç? Şimdi 93 yaşında. Ve 93 yıldır hiç bir zaman böyle bir karmaşanın içinde bulmamış kendini. Hep basit yaşamış o, hiç ihanet etmemiş kendi doğasına. Belki de böyle yaşadığı için 93 yaşında bile yorgun değil. O ne kadar aksini iddia etse de, onu bahçelerde dolaşırken, toprak üzerine hiç çekinmeden otururken ve sabahın erken saatinde kapının önündeki çiçekleri sularken gördüğümde anlıyorum aslında hiç ama hiç yorgun olmadığını. Bizlerin kalbinde şimdiden yorulmuş ve usanmış insanlar otururken o hala uzun saç örgülü genç kızlığını gittiği her yere beraberinde taşıyor.

Eski zamanları asıl bu yüzden mi özlüyoruz acaba? O zamanın insanlarının yaşam tarzı mı özlediğimiz? Geçmişe sığınırsak tüm bu karmaşadan uzaklaşacağımızı mı sanıyoruz? Kendi kendime "artık daha yalın düşünmeli ve daha basit yaşamalı" diyorum ve biliyorum ki yeryüzünde bir insanın mutlu olabilmek için başka şansı yok. Kendi doğamızı zorlamadan ve doğa ile hayat ile bir olarak, akıntının tersine yüzmeden kendimizi suyun kollarına bırakmaktan başka yolu var mı bu gerginlikten kurtulmanın? Hayat bildiği yöne akıyorken bizim bu hiç bilmediğimiz yönlerde aradığımız ve bulmayı umduğumuz ne olabilir ki?

Bizler, Sevgili Dostum, hayatı artık bir yük gibi görmeye başlamışız. İnsanların gözlerine bakınca bunu okuyorum. Ama basitliğin değerini bilenler hayatı bir armağan gibi görüyorlar. İşte "yaşadım" diyebilenler onlar. Bizler ise "hayatı sırtımda taşıdım" diyenleriz. Bunun sorumlusu ne hayat, ne içinde yaşadığımız çağ ne de diğer insanlar. Bunun tek sorumlusu bizim kendimiz. Basit bir yaşamı yaşayıp yaşayamayacağından emin olamayan yorgun kalbimiz.

Kendi kendime mırıldanıp duruyorum şimdi: "Nasıl yaşanacağını bilirsen eğer, hayat çok basit." Kendi içini dinler ve kendi doğana karşı durmazsan çok ama çok basit...

Ne dersin; Bunu başarabilir miyiz bu saatten sonra? Yoksa artık çok mu geç?

8 yorum:

  1. Hayatın yük haline gelip gelmemesi çoğunlukla kendi içimizde halledeceğimiz bir şey ama öyle haksızlıklar ile karşılaşıyoruz ki bizler de bozuluyoruz, o saflığı kaybedip, boşvermeye başlıyoruz, boşvermiş insana bazı şeyler yüke gelmeye başlıyor. Sanırım başkalarının dolaylı da olsa bizlerin hayata karşı duruşunu değiştirmemesi için çaba göstermemiz gerekli. O çaba göstermemize yetecek gücün azaldığı anlar acı verici.

    YanıtlaSil
  2. Biliyor musun Vladimir bizlerin çok yanlış bir tavrı var: Hayatı ve insanları kendi davranışımızın yanlışlığından sorumlu tutmak gibi bir tavır bu. Eğer doğru ve erdemli hareket edersek insanların bizi aptal gibi görmesinden korkuyoruz. Çünkü, sanıyoruz ki herkes kötü, kötü olmasa bile bencil. Elbette kötü ve bencil olanlar var. Ama bence aslında erdemli olup da uyum sağlayabilmek için bencil olmak zorunda hissedenler sayıca daha çok.Eğer bunun böyle olduğunu kabul ederse bu insanlar ve oldukları gibi yaşayacak kadar yürekli olurlarsa, kendi doğalarına ihanet etmezlerse bizler de eminim bu kadar çok haksızlıkla karşılaşmayacak ve hayatı bir yük gibi görmekten kurtulacağız.

    YanıtlaSil
  3. Düşünün ki kıyafetlerimizi,konuşmalarımızı bile seçtirdikleri bir mahkeme var ortada.Kararları hükmen birlikte sürdükleri ve seçim hakkın olmadan yaşayabileceğin eğer aksini yaparsanda bundan uzaklaştırılacağın güzellikler zinciri.Ne kendinin bir hayali var nede onların sana verdiği sınırlı hayali...Şimdi de düşünmeye gerek yok aslında yitip giden hayallerimizde bu örnekteki kadar yabaniyiz bu sisteme :(

    YanıtlaSil
  4. Toplumun baskıcı ortamlarında düşünebilmiş insanlar vardır ama neyi...Bugüne kadar Dekart,Sokrat veya Atatürk gibi düşünmüş olanlar ya çok derindekileri kurcalayıp ortaya çıkaranlardır yada onlarların içinde boğulmaya mahkum kalanlardır...
    Kastım şu ki ufak tefek hayatlarımızda gözün kulağından kaçırılmış bazı şeyleri tekrar hissetmeye çalışmamızın ve bunun meyvesini verebilme çabamız bizi onlar gibi ölümsüzleştirebilir.Bazen içimizde kalarak bazende gerçekleştirerek.Bence bu süreçte bizi üzen şeyler başka insanların göremedikleridir belki :( Tabii bi umut bu :)
    Kedi yazıların çok güzel ama aydan niye atladın :PP

    YanıtlaSil
  5. UMUT: Böyle düşününce umut kayboluyor. Bir sistem var mengene gibi dört yandan sıkıştırıyor seni ve sen o sistemin verdiği bu sıkışmışlık hissini unutmaya çalışarak ve dünya böyle diye kabullenerek yaşamaya çalışıyorsun. Hepimiz yabani değiliz aslını istersen Umut, sadece farkında olan ve kabul edemeyenler yabani...

    SİN: Çok ama çok haklısın. İnsan zaman zaman düşünüyor: "bu kadar ayan beyan açık olan birşeyi neden görmüyorlar? Görüyorlar da görmemiş gibi mi yapıyorlar?" diye. Ve bunların hangisi daha kötü? Görmemek mi yoksa görmezden gelmek mi?

    Aydan atlamış gibi yabancı hissediyorum :))) Tüm sebep bu :))

    YanıtlaSil
  6. Bence kötü olan bir yandan görmezden gelmek bir yandanda bunu bir anda dışarı vurmak,sorunu görüpte bozuk bir şekilde nesillere sunmak.Çok küçük bir gözden bakarsak dünyanın neresinde olursak olalım halen
    afrikada açlıktan ölenler,su bulamayan insan varken
    biz saatlerce duş alabiliyoruz,milyarca insanı çeken domates savaşlarını yadırgamıyoruz

    Bende dolunayda bir dede gördün sanmıştım ben bakınca bir siluet sadece :))

    YanıtlaSil
  7. Dünyanın bu çelişkisi akıllara ziyan. Bazen düşünüyorum da bütün bu çelişkileri her daim görmek ve akıl içinde onlarla savaşmaya çalışmak insanı delirtebilir. Tüm bu umursamazlığı kayıtsızlığı normal kabul etmek dahası onlardan biri olmaya çalışmak ise daha kötü...İki uç arasında gidip geliyor akıl. Ne yapacağını bilmemek, doğru olanı bilip de koca topluluğun doğru olanın aksi yönde gittiğini görmek insanı umutsuzluğa sürüklüyor.

    :) Orada dede yoktu. En azından ben atlamadan önce :) Şimdi ne durumda bilmiyorum. Belki bu canavarlar orayı da istila etmeye karar vermişlerdir. Olur mu olur...

    YanıtlaSil