25 Nisan 2008

Kendine ait bir ev

İnsanın kendine ait bir evi olmalı. Tek başına yaşayabileceği ve tek başına kalabileceği. Böyle geçiyor aklımdan zaman zaman...

Mesela bir kedi alabilmelisin evine. Şöyle yumoş yumoş avuç kadar bir kedi. Koltuğunda tek başına otururken ve akşamın ilk saatleri güneşin son ışıklarında ruhun yıkanırken dizlerine tırmanmaya çalışan ve bir türlü isim koyamadığın bir kedi...

Ya da istediğin gibi dağıtabilmelisin o evi. Bir yanda içilmiş çay bardakları, koltukların üzerine atılmış yorgun bir günün bittiğini anımsatan bir kazak... Televizyonun, kanepenin, masanın üzerine dağılmış gazete ve kitaplar gönlünce kalabilmeli orada bir de... Arada bir içinden çekip çıkarılmış kitaplar yüzünden eksik dişli bir ağıza benzeyen kitaplığına bakıp düşünmelisin sonra "kitaplığımın düzenlenmeye ihtiyacı var" diye.

İstediğin zaman sessiz ve ışıksız oturabilmelisin akşamın bir vakti. Yan odalardan televizyon sesi dolmamalı kulaklarına. Kendi sessizliğinin hesabını kimseye vermeden oturabilmelisin, bunun en doğal hakkın olduğunu düşünerek...

Berbat geçen bir iş günü sonrasında evine geldiğin vakit elin zile uzanırken yüzüne bir gülümseme yerleştirmek zorunda kalmamalısın. Tüm bezginliğinle anahtarı kilide sokup girebilmelisin evine. Sonra elinde ne var ne yok fırlatıp yığılabilmelisin koltuğuna.Akşam yemeği yemek zorunda kalmamalısın canın istemiyorsa... O gün yaşadıklarının hesabını bir kez daha yaşayarak vermemelisin sevdiklerine. Kendi çektiğin acıya onları ortak etmemelisin.

Yatağında geç saatlere kadar kitap okuyabilmelisin kimse sana "yeter artık gözlerin bozulacak" demeden. O kitabın derinliklerinde uykuya karşı koyarak yitip gitmelisin. Sonra rahatça ağlayabilmelisin kimse sana ilişmeden. Aptalca bir reklam müziğinde, kitaptaki en sevdiğin kahraman bir hiç uğruna öldüğünde ya da öylesine sinirlerin boşandığında kimseye sebebini anlatmadan ağlayabilmelisin...

Biliyorum tüm bu düşüncelerim, evde yalnız geçireceğim bir kaç günden sonra sabun köpüğü gibi uçuverip gidecek. Önce annemi özleyeceğim. Onun bana "yine mi çok sigara içtin" diye bağıran sesini bile... Ben ağlarken babamın gözünden dökülen yaşlara acıyan yüreğimi özleyeceğim sonra da... Anneannemin "kızım bu kadar çok okuma gözlerin bozulacak" diyen sesini... Sabah annemle babamın fısıltılarla tatlı tatlı konuşmalarını özleyeceğim biliyorum. Uyandığım vakit evi dolduran ekmek kokusu ve televizyondan yükselen neşeli şarkıyı özleyeceğim bir de...

Çünkü bileceğim ki; içimdeki insan sıcaklığının yeri yalnızlığa duyduğum özlemden çok daha büyük...

6 yorum:

  1. Yazıyı okurken "ohaaa" dedim. Resmen kendimi gördüm. Bir zamanlar kendi evimde, kedimle ve dağınıklılığımla birlikte yaşarken bir anda ailemle yaşamaya mahkum oldum. =(


    www.buzcevheri.com

    YanıtlaSil
  2. bu dediklerini iki haftalık yaşadım kış günlerinde.. ebeveynlerim konstantinapolis'ten terk-i diyar eylemişlerdi.. Senden farkım onları özlemek yerine unutmaya başlamamdı :) .. her gün telefon açmasalar döndüklerinde annem-babam olduklarını inkar bile ederdim :D

    YanıtlaSil
  3. Merhabalar,

    Ben evlerin de kendi kimlikleri olması gerektiğini düşünenlerdenim. Ev dediğin içinde yaşattığı insanın izlerini, kokusunu, sesini, nefesini taşımalı.

    Salonda sehpanın ya da okuma koltuğunun üzerinde o an o evde okunan kitaplar durmalı sıra sıra. Müziği olmalı evin, 'ben' müzik olmalıyım.

    Yemek kokmalı o ev. Kurabiye kokmalı...

    Bir mabet gibi olmalı ev. Değerli dostların toplandığı bir çatı, bir birleştiren...

    Bugün başıma gelen en güzel şey, Kendine ait bir ev başlığı altındaki bu satırlardı. Yazarına binlerce kez teşekkür:)

    Zeren

    YanıtlaSil
  4. Yazınızı çok beğendim.Aslında eminimki herkes, bir kaç gün yalnız kalma ihtiyacı duyar,ama sadece bir kaç gün, çünkü o bir kaç günlük zaman ruhun arıtılması,hataların,günahların muhasebesini yapma gereksinimidir.nasılki kan şekerimiz düştüğü zaman hemen tatlı yeme ihtiyacı duyarız.Yalnız kalma ihtiyacıda hepimizde böyle kendini hisettir.Azı karar, fazlası zarar diye düşünüp, ama hepimizin bir yerde böyle bir evinin olması gerektiğini düşünüyorum.Üç dört günde olsa istediğin gibi yaşamak ve her şeyi boş vermek adına off bakın şimdi nasıl ihtiyaç duydum. Böyle bir eve ve başkası için değilde bir kaç günde olsa kendim için yaşamaya...

    YanıtlaSil
  5. Merhaba Sevgili Derince,dediğin gibi "sadece bir kaç gün, çünkü o bir kaç günlük zaman ruhun arıtılması,hataların,günahların muhasebesini yapma gereksinimidir" Ve sanıyorum zaman zaman hepimiz bunu yapmalıyız kendi iç huzurumuz ve artı olarak etrafa yayacağımız huzur için...

    YanıtlaSil