10 Nisan 2008

"İnsan yedikleridir."


Filozof: "İnsan yedikleridir." demiş. Bugün hiç birşey yemediğim dahası yemek yemeyi unuttuğumu anımsayınca aklıma geliyor bu söz. Gülüyorum kendi kendime: "Bugün hiç birşey yemediysem, ben hiç birşeyim." Mükemmel mantık...


Çikolata olmaya karar verip hemen bir parça bitter ve yanına da şekersiz bir kahve alıyorum. Neye dönüşeceğim merakıyla bir parça çikolata bir yudum da kahve içiyorum. Hem acı hem tatlı mı oldum şimdi? Mutluluk veren biri mi oldum ya da? Çikolata için öyle demezler mi; Mutluluk verir. İyi ya mutluluk veren biri olmaya itirazım yok. Keşke bu çikolatanın içinden süpriz antepfıstıkları ya da bademler çıksaydı. O zaman hem mutluluk veren hem de şaşırtan biri olabilirdim.


Peki ya kahve? Hımmm... Ayılmanı sağlar ama çok içersen de uykunu kaçırır. Şimdi bu içtiğim kahve sayesinde ben de bu özellikleri mi almış oldum? O halde uykudan uyandırabilirim birini ama çok konuşunca uykusunu da kaçırabilirim. Demek ki beni dinleyen birinin dozu iyi ayarlaması gerek. Uykusunu kaçıracağımı anladığında tası tarağı toplayıp yanımdan kaçması gerek. Bir fincan kahve olarak 40 hatır sahibi olabilirim ama birinin sinirlerini de gerebilirim. Kahve olmak biraz tehlikeli galiba.Vicdanım gürlemeye başlıyor: "Biraz yararlı şeyler ye"


Vicdanım neden hep annemin ses tonuyla konuşuyor? Bu çok tuhaf. "Peynir" diyorum kendi kendime. "Yararlı olan ve benim sevdiğim nadir şeylerden biri." Kahvaltıda değil ya da yemek aralarında değil çerez olarak yediğim bir yiyecek. Bunu hep garip buldular, belki haklılardır. Ama denemek lazım karşı çıkmadan önce. Televizyon izlerken ya da kitap okurken cips ya da çerez yerine ekmeksiz beyaz peynir yedim hep. Zaman zaman üzerine limon sıktım. Çerezimi süslemek için belki. Bu kadar peynir tükeken biri isem ve filozof haklıysa ben aynı zamanda peynir oluyorum. Çok yararlıyım çoook...


Sebzeler ve meyveler konusu var bir de. Onları seviyorum ama bazılarını daha az. Meyvelere hiç itirazım yok ama sebzelerle aramızda biraz sorun var. Pırasa ve bamya ile hiç anlaşamıyoruz, patates sevimli geliyor ama çok yan yana olmak istemiyoruz birbirimizle, maydonozla uzaktan birbirimize el sallamakla yetiniyoruz. Roka ile aramızda büyük bir sevgi var. Rokanın küçük kardeşi tere ile de öyle. Diğerleri ise mahalleden tanıdıklar olarak yer edinyorlar hayatımda.



Bir de pasta ve çörekler var ki onlarla aramızdaki sevgi anlatılacak gibi değil. Pasta ve çörek ülkesinin tüm üyelerine derin bir sevgi besliyor benim obur kalbim. Çikolatalılar, vanilyalılar, kıtır olanlar, ağızda dağılanlar hepsi ama hepsi gönül defterimde yer edinmiş vaziyetteler. Şişman biri olmayı aklımın çok uzak kıyısına atıp onlarla haşır neşir olduktan sonra vicdanın yine gürüldüyor: "Neden yararlı şeyler yemiyorsun?" Cevabım hazır ama ikna edici değil: "İyi ama onlar da yararlı, beni mutlu ediyorlar." Vicdanımın gürlemesi artıyor: "Seni sefil, kendini kandır bakalım. Yakında tombul ve mutlu biri olacaksın." Vicdanıma susmasını ve beni rahat bırakmasını söylüyorum. Ve onu, beni yemek yerken rahatsız etmemesi konusunda kesin bir dille uyarıyorum.


Şimdi ben yediklerimden oluşuyorsam çikolata, kahve, peynir, pasta ve çörekler, meyve ve sebzelerin karışımı mıyım yani? Biraz kahve özelliğinde sohbeti olan, biraz çikolata mutluluğu veren, biraz peynir yararında, biraz meyve ve sebze canlılığında, biraz da pasta ve çörek zararında biri miyim ya da?


"İnsan yedikleridir" demiş filozof. O zaman yamyamlar için tam anlamıyla insan diyebiliriz insan yiyorlar çünkü. Bizim filozof bu konuyu düşündü mü acaba?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder