11 Nisan 2008

Günaydın, günaydın ve günaydın


"Günaydın" Telefondaki ses böyle diyor. İsteksizce günaydın diyorum. Ne konuşmaya halim var ne sohbete ne sorulara cevap vermeye. Şu köşedeki saksı gibi kimse bana ilişmesin isteğindeyim.



"Günaydın" diye karşılık veriyorum. "Nasılsınız" diyor "iyiyim" diye yalan söylüyorum. Şimdi bu yalanın ne gereği var. Ama ne yapabilirim ki? Bir yanıt vermek zorundayım adama. "Ay valla hiç iyi değilim. Şöyle oldu da böyle oldu da kendimi kötü hissediyorum da..." diye cümleler kuramam ya...



Ben de ona soruyorum "siz nasılsınız?" O da bana yalan söylüyor ve "iyiyim" diyor. Çünkü kısılmış bir sesle konuşuyor ve arada bir burnunu çekiyor. "İyiyim" dedikten sonra "tamam konuşma bitmiştir kapatabiliriz telefonu" diyor. Duraksıyorum sonra durgun olan zihnim espriyi anlıyor. "Demek sabahın bu saatinde sadece hatrımı sormak için aradınız. Ne kadar incesiniz?" diyorum. Karşılıklı kahkahayı patlatıyoruz. Sonra asıl arama sebebini söylüyor. İş konuşuyoruz.



Şimdi yine arasa ve sorsa "iyiyim" diyebilirim. Ve bu kez yalan olmaz. Çünkü o kahkaha birden nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde bana iyi geliyor. "İnsanları seviyorum."diye geçiyor aklımdan. "Onları gerçekten seviyorum."



Hele de böyle beklenmedik zamanlarda çıkıp gelen ve birden ruh haline bir küçük dokunuşla ışıltı katanları... Muhtemeldir ki; o şu anda benda nasıl bir değişiklik yaptığının bile fakında değil. Ben de biri için böyle birşey yapmış mıyımdır acaba?Dilerim yapmışımdır...
Resim: Marie Cailliau

1 yorum:

  1. mesela bana şimdi yaptın! yazdıklarınla, duru dilinle, hassas gözlemlerinle...
    iyi ki varsın.

    YanıtlaSil