08 Haziran 2009

GİZLİ SAKLI

Sizi bilmem ama ben yazdıklarımı yakınımda bulunan pek çok insandan gizliyorum. Bu ilk başlarda bilinçli yaptığım birşey değildi. Biraz utanıyordum yazdıklarımı göstermeye, belki yüzlerindeki ifadeyle yüzleşememekten korkuyordum belki de sırf beni sevdikleri için beğendiklerini söylediklerini düşünmekten... Çünkü, biliyordum dostların çoğu zaman incitmemek, kırmamak gibi duygularla biçimlenip sözlerini bu süzgeçten geçirdiğini. Ve yine biliyordum ki bunda yanlış olan birşey yok çünkü insan ilişkileri sandığımızdan çok daha kırılgan. Belki ben de öyleydim. Fakat bazen dürüstlük ilk başta can yaksa bile uzun vadede daha değerlidir. Bu yüzden adlarını bilmediğim yüzlerini görmediğim insanlara yazmayı yeğledim. Ne de olsa onların ne böyle bir kaygıları olurdu ne de bana duydukları bir gönül borçları. Yazdıklarımı beğendiklerini söylerlerse onlara güvenebilirdim. Beni kıyasıya eleştirdiklerinde bunu bana düşman olduklarından değil de sahiden bir hata yapmış olduğum için yaptıklarını bilirdim. Ve böylece objektif bir gözün gördükleriyle kendimi değiştirebilir tamir edebilirdim. Kısaca, sözcüklerimi gönül rahatlığıyla yabancı insanların kucağına bırakmayı seçtim.
Bazıları şöyle der: "Ben, beni okusunlar diye değil sadece kendim için yazıyorum." Oldum olası tuhaf gelmiştir bu cümle bana. Bir insan eğer kendisi için yazıyorsa neden sadece kendisinin okuyabileceği bir deftere yazmaz yazdıklarını? Eğer bu şekilde yazıyorsak elbette insanlar bizi okusun diye yazıyoruzdur. Bunun başka bir anlamı olabilir mi? Kimimiz beğenilmek istiyoruzdur, kimimiz anlaşılmak, kimimiz kendimize saklamak istemiyoruzdur güzel şeyleri, kimimiz ise yalnızlık duygusundan kurtulmak. Herkesin kendine göre bir amacı vardır elbet ama ortak amaç okunmaktır. Yoksa dediğim gibi hepimiz kendi defterlerimize yazar ve onları da kimsenin bulamayacağı bir yerlere gizlerdik. Değil mi?

Kısaca, şimdi ise bile isteye saklıyorum yazdıklarımı yakınımdakilerden. Çünkü, eğer onlar okursa özgür olamamaktan korkuyorum. Ne de olsa yazdıklarımın çoğu onlardan izler taşıyor. Kimi zaman kızıyorum yaptıklarına kimi zaman şaşırıyorum kimi zaman gülüyor kimi zaman da hayranlık duyuyorum. Hayranlığımın okunmasında hiçbir sakınca yok elbette. Bunu zaten dile getiriyorum. Fakat bazı kızgınlıkları onları incitmeden ya da kırmadan dile getirmek mümkün olmuyor. Uygun zaman uygun yer ve uygun örnek gerekiyor konuyu enine boyuna anlatabilmek için. Haklılık duygusunu tatmak için söylemediğimi bilmeleri ve bana gerçekten inanmaları gerekiyor. Oysa öfkeliyken insan bu kadar sakin düşünüp sözünü tartacak soğukkanlılığı bulamıyor çoğu zaman. Ama öfke içinde büyümesin diye onu bir yere dökmek de gerekiyor. İşte yazı bu noktada kurtarıyor insanı. Kimi zaman karşında öfkelendiğin insan varmış gibi yazıyor, sözünü sakınmadan söylüyorsun. Bu biraz da öfkenin korları üzerine soğuk sular serpmeye dinginleşmeye o yakıcı öfkeden arınmaya yarıyor.

Bugün biri hala yazıp yazmadığımı sorunca geçti tüm bunlar aklımdan. "Hala mı?" diye sordum şaşkınlıkla. Uzun zamandır yazdıklarımı okuduğunu, son zamanlarda pek fırsat bulamadığını söyledi. İşte o zaman aslında sandığım kadar gizlenemediğimi farkettim. Sonra, gizlenmenin aslında gerekli olup olmadığı üzerine uzun uzun kafa patlattım. Aklıma Hasan Ali Toptaş'ın Okuyana Mektubunda söylediği cümleleri geldi: "... ne kadar uzak ve anlayışlı olursan ol özgürlüğümün senin varlığınla kuşatıldığını düşünürüm. Bakışlarının, ne yapıp edip benim atacağım adımları şekillendireceğini düşünürüm sonra.Dahası senin varlığında eşsiz güzellikler oluşturan bazı zayıf noktalarımın beni ister istemez kışkırtacağını, içimde uyuyan ezeli boşlukları harekete geçireceğini, bu hareketlerin de beni tutup sana yaranmaya çalışan tuhaf bir kılığa sokacağını düşünürüm." *
FOTOĞRAF: Life
* Harfler ve Notalar- Hasan Ali Toptaş syf:10

17 yorum:

  1. Haklısın kedicim...
    İnsan hem gizli olsun, kendine kalsın ister bazı şeyleri; hem de birileri okusun, onun farkında olsun ister. Buraya sadece kendi için yazar, ama bir yorum, bir insan izi gördüğünde anlamsız bir haz duyar içinde. Yalnız olmadığını, onu anlayan, en azından onun farkında olan biri olduğunu hisseder.

    Yazarın biri demiş ya " Yazmasaydım çıldıracaktım." diye... Çıldırmak istemeyenlerdeniz sanırım = )

    YanıtlaSil
  2. yakınları insanı pozitif değerlendiremiyor. ya da insan yakınlarıyla paylaşamadığını uzakları ile paylaşabiliyor. belki durumdan vazife çıkarmalarından rahatsız oluyorsun. belki meraklı bakışlardan. ben de yazdıklarımı okuyup tebrik ettiklerinde rahatsız olur, suçluymuş gibi utanırdım...

    YanıtlaSil
  3. Her zaman söylerim
    Ben burada yazılarımı sadece kendime yazıyorum.Renk ve uyum adeta ahenkle dans ediyor burada. Birileride gelip o pistin üzerinde raks ediyor. İşin öznesine gelirsek, kendimi burada çok kullanılmaya alışkın bir pist gibi hissediyorum. Bu piste inenler, yamru yumru eğik büzük göçebe edip tüyenler, alışkanlık yarattığı için çadır kurup direnenler, benim burada kendime yazmamın asıl sebebi. Aslında bizler yorumsuz üretenleriz. Kime yazdığımızın ne önemi var be arkadaşım. İşin tek gerçeği şuan tatildeyken, sana çok yakın bir yerden, Anamurdan bunu yazıyor olmam.

    Göçebe ettik gönle uçtu bir hoş seda, ulan ne güzel yazmışsın yine seni gidi Fulya :) Uysada oldu, uymasada. Tutki kafam iyi, tutki bir gecekondu.

    Sevgilerimle

    Ahmet

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Aydan Atlayan Kedi,

    Hepimizin sorununa değinmişsin. Ben ilk kez yazarken gizlenmek gereksinimi duymuştum. Çok da rahattım. Sonra sonra bu durumdan rahatsızlık duymaya başladım. Sanki birilerini kandırıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. Giderek kimliğimi daha çok açığa vurur oldum. Bu hem hoşuma gidiyor hem de ,senin de çok güzel belirttiğin gibi, özgürlüğümün kısıtlandığını hissettiriyor.

    Okunduğunu bilmek çok hoş bir duygu. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. sevgili kedi,
    benim amcamla ilgili yazdığım yazıyı, amcamın kızının okuması, sonra bundan bir çıktı alıp yengeme götürmesi, yengemin beni ağlayarak araması beni de acaip duygulara gark etti.:)
    Ben, en azından yorum yazdığım blogların amcamın kızları tarafından okunmadığını umuyorum.
    Okumuyon dimi Figuş??? :)))

    YanıtlaSil
  6. O kadar yazıdan bunu mu gördün demezsiniz umarım ama bir şey dikkatimi çekti:

    "Aklıma Hasan Ali Toptaş'ın Okuyana Mektubunda söylediği cümleleri geldi aklıma"

    Aklıma sözcüğü iki kere kullanılmış. Neyse bu önemli değil. Güzel bir yazıydı. Okurken ben de düşündüm. Gerçekteki çok az arkadaşım bilirdi eski sitemi. Bir kere de ablam bir şiirime yorum yazmıştı. Sonra yeni bir blog açtım. Şimdi kimse bilmiyor. Hiçbiri de blog okumayı sevmiyor zaten. Eski siteme girmek akıllarına gelirse yeni sitemin de adresini öğrenmiş olurlar :)

    İkinci olarak da şunu belirtmek isterim. İnsan okunmak ister. Bir yazıyı internette bir alana gönderiyorsak dediğiniz gibi okunmak istiyoruzdur. Bunu daha da genişletebiliriz. İnsan kendini ifade etmek ister. En yalnız insan bile kendisini yalnızlığıyla ifade ediyordur bence.

    YanıtlaSil
  7. ben blogumu ilk actigimda aklımda çok bir şey yoktu aslında. sadece film ve kitap yorumları yazabilirim diye düşünürken açılış heyecanıyla çevremdekilere söylemiştim. ama sonradan ben de çok kısıtlandığımı hissettim. olduğu gibi yazamadığım bazı şeyler oluyor hala. ama sonuç olarak okunmak güzel şey gerçekten de.
    Abiye de sabah sabah beni yine güldürdüğü için selamlar sevgiler olsun buradan :))

    YanıtlaSil
  8. MAKYAJ GÜNLÜĞÜ: aslında kendi içinde bile yazma amacımız değişiyor değil mi? Bazen yalnız olmadığımızı hissetmek istiyoruz bazen de ilginç olan birşeyi paylaşmak. Hatta insanların bir konu hakkında neler düşündüğünü bilebilmek için yazıyoruz zaman zaman da.

    İBRAHİM: Yakınımızdaki insanlar objektif olamıyorlar. Bu doğru. Ya da olsalar bile bizim içimizde kuşku oluyor. Hele de olumlu irşey söylediklerinde :)

    KARA KALEM: Kime yazdığımızın bir önemi yok. Hatta sanıyorum tamamen özgür olabilmek için okuyacak insanları unutmak gerekiyor :)
    Anamur'da mısın? Yakında mısın yani? Ne güzel. Akdeniz'e Karadeniz havası hoş geldi o zaman :)

    AYSEMA:Ben kimliğimi saklamadım da yakınlarıma pek söylemedim yazıyor olduğumu. Kafama ne eserse yazayım diye. Bilirsiniz yakınındakiler insanı fazlaca deşer :) ama yabancılar öyle mi ya? Onlar bizi olduğumuz gibi kabul ederler.

    ABİ: Abicim abicim biraz dalga geçmişsin galiba :D İyi de yapmışsın. güldürdün beni sabah sabah iyi geldi :) Sağol varol...

    MUSTAFA: yok öyle demem. Hemen düzelteceğim. Çok teşekkür ederim. Bazen insan kendi hatasını göremiyor. Hele de benim gibi yarı şaşkınsa :)

    CİNAR: O kısıtlanmışlık duygusunu hiç ama hiç sevmiyorum. ama artık karar aldım yazdıklarımı birilerinin okuyacağını düşünmeden yazacağım. aklıma ne eserse yani :)

    YanıtlaSil
  9. yok walla, dalga geçmedim. samimi içimden geçenleri yazdım. belki "gark etti" lafını kullanmamdan dolayı öyle anlaşılmış olabilir. ama burada yazılanlar gizli kalmıyor manasındaydı dediklerim. ve kendim için yazıyorum saçmalığına protestoydu...

    YanıtlaSil
  10. Ben de genelde saklıyorum yazdığımı. Hoş çok yakınımda olanların bir kısmı da bildiği halde okumuyorlar:) Ama annem bu konuda çok objektiftir. Beğenmediyse neresini ve niye beğenmediğini söyler. Çok beğendiklerinde övgüler yağdırır. Hele bir senaryo yarışması öncesi yazdığım senaryoyu okuyup "Bence olmamış" demişti. O gün çok bozulmuştum ona. Sonra da bir şey "Olmadı" zaten:)) "Demek ki jüri de benimle aynı fikirdeymiş" diyerek güldü; ben de güldüm.
    Ön elemeyi geçtiğim gün; işin zorunu başardım demektir:)))

    YanıtlaSil
  11. ABİ: Yazının böyle bir tarafı var işte Abi. Ses, yüz ifadesinden yoksun olduğu için kendimize göre yorumluyoruz okuduklarımızı. İşte ben de bu yüzden dalga geçiyorsun sandım :) Dalga geçilmeye itirazım da olmaz hani. Tam aksine hoşuma gider. Benim bildiğim en hoş en eğlenceli eleştirme yoludur bu :)

    YEŞİM: Bir de işin bu yönü var değil mi? Yakınımızdaki bazı insanlar bilseler de okumuyorlar. Ben hiç anlamam bunu. Merakımdan okur yine okurum :)

    YanıtlaSil
  12. demk ki yalnız değilmişim, benim de çok yakınmdakilerin yazdıklarımı okumalarını istememek gibi bir takıntım vardı, çocukluğumdan beri ama.
    Oğlumun günlüklerini ible kimsye okutmadım. Bu doğru mu kediciğim?

    YanıtlaSil
  13. Belki de sürekli içimizi sakladığımız için yakınımızdakiler görmesin istiyoruzdur. Öyle ya kim kendini saklamadan yaşabiliyor ki? Her zaman öfkemizi açık edebiliyor muyuz ya da üzüntümüzü? Birileri üzülmesin diye mutlu numarası yaptığımız zamanlarımız yok mu? Belki de sırf bunlar yüzündendir.

    YanıtlaSil
  14. "bu hareketlerin de beni tutup sana yaranmaya çalışan tuhaf bir kılığa sokacağını düşünürüm"
    en çok bundan korkuyorum işte. çünkü içimde böyle bir zeminin varlığını hissediyorum. bazen birbirimizin hislerine ne güzel tercüman olabiliyoruz. en büyük korkumu bana tariflemiş oldun: özgürlüğümün elimden alınacağı yada bile isteye onu benim teslim edebileceğim korkusu. ayyyy korkudan ürperdim yine:)

    YanıtlaSil
  15. bu beni de korkutur. İnsan ne kadar da "ben her zaman kendim olabilirim" dese de bu öyle kaygan bir zemin ki her an kendimizi başka bir noktada bulabiliriz.

    YanıtlaSil
  16. Ne güzel söylemiş Oktay Akbal''yazmak yaşamaktır'' diyerek değil mi? İster gizli ister belirli kişilerle paylaşarak olsun önemli olan yazmak..
    Kimi zaman herkes bilsin istiyorum kimi zaman keşke bilmeselerdi yazdığımı ..Özgürlüğünü kısıtlamaya karar verip vermemek insanın elinde olabiliyorsa da güzel bir övgü, yapıcı bir eleştiri daha güzele ulaşmaya katkı sağlıyor düşüncesindeyim.. Kimi zaman söyleyecek söz bulamadan içtenlikle söylenen''çok güzel olmuş'' cümlesi de yeterli olabiliyor değil mi?
    Bu da diğerleri gibi kendimden çok şey bulduğum bir paylaşımdı sevgili Fulya. İyi ki yazıyorsun ve paylaşıyoruz.

    YanıtlaSil
  17. Çok teşekkür ederim Sevgili Tuğba :)

    YanıtlaSil