27 Nisan 2009

DELİKANLI

Kapının kuytusunda duruyordum. Yok öyle saklanmak falan gibi bir niyetim yoktu. Sadece duruyordum. Hepsi bu. Eğer bir ad koymak gerekirse sabah mahmurluğu denebilir belki. Ya da o hali tanımlamak gerekiyorsa illa; işe gitmekle yatağa dönmek arasında kalmış bir ruhun arafı diyebiliriz o kapının kuytusuna.

Sonra yandaki evin dış kapısı açıldı ve gümbürtüyle kapandı. Anladım ki o delikanlı çıkıyor sokağa. Hep böyle kapardı kapıyı ve her sabah aynı saatte okul yoluna düşerdi. O kapının çarptığını duyanlar bunu o çocuğun ergenliğine verir, ses etmezlerdi. Her sabah karşılaşırdık. "Günaydın" derdim ben, onun hep toprağa bakan başı önce bir şaşırır, sonra sanki gizli alanına girilmiş gibi gerilir ve en sonunda dudakları belli belirsiz kımıldar "günaydın" diye karşılık verirdi.
Ama bu kez kuytudaydım. İyi ki de oradaydım. Bu kez alanına girmedim. Bu kez kendi olmasına sabahın bu saatini kendisi olarak yaşamasına izin verdim farkında olmadan. İnsan farkında olmadan yaptıklarından da birşeyler öğrenir mi? Öğrenirmiş. Bunu bu sabah olan bitenden sonra anladım.

Sallana sallana geçti sokaktan. Ağır ağır. Mırıldanıyordu. Sanırım bir şarkıydı bu. Çok kısık bir sesle söylüyordu. Sonra saçlarını düzeltti. Bir erkek olmakla bir çocuk olmak arasında kalmış kararsız bedeni üzerindeki giysileri yokladı eliyle. Pantolonda bir saç buldu ve gömleğinin kolunda bir kırışık farketti. Saçı attı, kırışığı yapabildiğince düzeltti. Sonra burun deliklerini yokladı. Sanki temiz olduğundan emin olmak istiyordu. Belli ki iyi görünmek istediği biri vardı. Gülümsedim.
O gidince biz insanların ne tuhaf olduğumuzu düşündüm. Tuhaf ve asla tek kişi olmadığımızı. Tek başımızayken başka biri, karşımızda biri varken başka biriydik hepimiz. Öyle ya; bana çekinerek günaydın diyen çocukla sokakta tek başına olduğunu sanan, kendisini kimsenin görmediğinden adı gibi emin şu çocuk arasındaki uçurum başka türlü nasıl açıklanabilirdi ki?
Fotoğraf: channel4.com

16 yorum:

  1. Adile Naşit'in bir filmi vardı.Adını hatırlamıyorum. O filmden çok hoşuma giden bir replik: "canını seveyim." Sizin apartmandaki o ufaklığın saçlarını karıştırmak geldi birden içimden:))

    YanıtlaSil
  2. Her zamanki gibi mükemmel yazmışsın kedim. Uzat patileri:)

    YanıtlaSil
  3. Bir de kendi kendiyleyken bile kendisi olamiyanlar, hep "gunaydin" diyen biri etraftaymis gibi yasayanlar var degil mi?
    "bazen gorunmez olsam" derim ben de.. Ciktigim odalara geri donsem yokken ben..

    YanıtlaSil
  4. Gerçekten d einsanı anlamak ne zor kediciğim:
    Çok güzelddi yine:))
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  5. İnsan her koşulda sahiden kendisi midir?
    Serbestlik, zor ve güç insanı aslına döndürüyor..
    Aslında hepsi biziz, biraz biraz.. Sadece parçalarımız bir araya gelince bütün ortaya çıkıyor.
    Günaydın!

    YanıtlaSil
  6. ŞİRVAN: Benim de içimden bu geçmişti o an :)

    KARA KALEM: Teşekkür ederim Ahmet'ciğim :)

    MEHTAP P.G: O insanlar için hep etraflarında kamera varmış gibi poz yaparak yaşayanlar diyorlar. Hep merak ederim onlar gerçekleriyle karşılaştıklarında yabancıya bakıyor gibi hissederler mi acaba?

    ÖZLEM: Çok teşekkür ederim :)

    UZAĞA GİDEN KADIN: Bence insan her koşulda asla kendisi değil. Bu elimizde değil birileriyle karşı karşıyayken daha temkinli daha dikkatliyiz. Saklıyoruz kendimizi. Zayfılıklarımızın keşfedilmesinden ödümüz kopuyor. Ve hepsinin bütünüyüz. zaman zaman parçalansak da...

    YanıtlaSil
  7. Kedicim, cok güzel bir gözlem ve cok güzel bir anlatim, ellerine saglik:))

    YanıtlaSil
  8. Gözleriyle gözlemlediklerini, kulaklarıyla duyduklarını,dillerle söylenen ağızdan çıkanları kelimeleri birleştirip manalara çeviren simyacı gibisin doğrusu.

    YanıtlaSil
  9. Hem tek başımıza hemde bütün dünya ile birlikte yaşıyoruz aslında. En güzelide aslında, tek başımıza olduğumuza inandırdığımızda kendimizi gerçek bizlerin ortaya çıkması. Saklanacak yer yok.

    YanıtlaSil
  10. BELGİN: Çok teşekkür ederim Belgin'cim:)

    SUFİ: Ben ne desem bilemedim şimdi. Teşekkür etsem az kalacak bu güzel sözlere...

    OWL:Ve bu yüzden tek başımızayken başka biri bütün dünyayla iken de başka biri oluyoruz. İkiye bölünen insana selam...

    YanıtlaSil
  11. acaba hep kendi kendimizeymiş gibi mi, başkalarıylaymış gibi mi olmak lazım, yani ya göründüğün gibi ya olduğun gibi olmak sorunsalı:) ah bi bilsem hangisi gerçek ben, yakaladığımda sıkı bi tokat aşk edecem yüzüne: nerelerdeydin bakiim sen:):)
    hani çok susamışsındır, sokakta oynarken bi koşu musluğa dayarsın ağzını, suyun soğukluğu tam kıvamındadır sen de bir o kadar susuz. Yazıyı öyle okudum işte. Kedişim.

    YanıtlaSil
  12. Aslında hepsi bizim bütünümüz galiba. birinden birini seçmek çok zor.değil mi?
    Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  13. ya ne kadar güzel anlatmışsın o kısacık anı.. çok güzel olmuş, çookk..

    insan en çok kendi gibi olduğu zaman rahatlıyor sanırım ve biz birbirimizi kasıyoruz, zorluyoruz, kendimiz gibi olamıyoruz karşılıklı.. suç karşımızdakinde değil, tamamen egomuzda, iç dünyamızda.. bi türlü kalabalıklarda kendimiz olamıyoruz.. aslında olmamalı mıyız ne..

    YanıtlaSil
  14. O ego yok mu aslında bizi kendimizden ediyor. Kimin karşısına geçsek başka biriyiz. Ayna karşısında bile... Ancak kendimizi unuttuğumuz anlarda belki kendimiz oluyoruz.

    Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  15. Ne garip Mehtap'ın sınıfına üye olmuşken üyelere şöyle bir göz atayım derken keşfettim sizi.Tesadüf diye bir şey yoktur biliyorum.Siz oradasınız ve ben keşfetmem gerektiği zaman keşfettim.Profilinizin tamamını görüntülemeden şöyle bir göz attığımda beni ilk anda yakalayan "Tam kim olduğunu söylecekken, söylediği kişi
    olmadığını anlayan biri... " cümlesi oldu.Gülümsedim...Ne zaman kendimle ilgili bir şeyler yazmam zorunlu tutulsa aynı şeyi düşünürüm.Devam ettim okumaya çünkü daha ilk cümlede yakalamıştınız beni, peynir..; evet benim birde gözlerim dolu dolu olur, müthiş bir çekim oluşur söz konusu nezaketli insanlara karşı böylesi durumlarda,aslında olması gerekendir ama gerçek üstü gibi gelir...delikanlı..,sufi zaten hislerime tercüman olmuş.Bir şey sorucam sizin şöyle ayaklarımızı uzatıp elimizde sıcacık bir çay eşliğinde okuyabileceğimiz uzun soluklu bir romanınız var mı? Garip belki ama dilini anlatımını beğendiğim yazılar için "lezzetli" sözcüğünü kullanırım.Dilimizde mutlaka betimleyecek nice sözcük bulabiliriz ama benim aldığım keyfi en çok bu açıklıyor.Aklınıza
    ve kaleminize sağlık.Neşeli Ayaklar

    YanıtlaSil
  16. İnanın bana şaşkın bir sevinçle okudum yorumuzu. Çok ama çok teşekkür ederim. Bende kalan hayatın izlerini buraya yazıyorum. Ben biraz tembelim roman hep hayalimde kalıyor o yüzden :) Belki bir gün... Ve dilerim mutlaka...

    YanıtlaSil