02 Nisan 2009

BU MAVİ GÖK ALTINDA...

Kötü bir uykunun doğurduğu bir güne uyanmışsan eğer, başka birine dönüşüyorsun. Söylenen, şikayet eden, hayatın ufak tefek aksaklıklarını büyüten birine... Sonra perdeleri açıyor göğe bakıyorsun ve sanki gök seninle dalga geçiyormuş gibi masmavi uzanıyor. Mırıldanıyorsun kendi kendine: "O bu kadar maviyken ben nasıl böyle bulutlu olurum?" Adil değil diye düşünüyorsun. Huzursuzluğun sebebini düşündüğünde ise adil olmayanın senin kendini yönetme biçiminden kaynaklandığını hiddetle farkediyorsun. Herşey var oysa. Eksik olan yok. Olan biten yalnızca, sahip olunanın kötü kullanılması. Başka birşey değil. Kızıp köpürüyorsun kendi kendine ama bazı şeyleri henüz yönetmeyi bilemiyorsun.

Böyle başladı gün. Birşey yapmak istemeden ama birşey yapmamaktan da sıkıntı duyarak. Otursam olmadı kalksam olmadı, okusam olmadı okumasam olmadı. Olmadı da olmadı. Tüm bunlar arasında böyle parlak bir günde karanlık ofiste floresan lambalara bakarak oturamadım. "At kendini dışarıya" dedim. "Geçmese bile daha da kötü olmaz ya."

Sarı banklardan birinde güneşi tam karşıma alıp oturdum. Ne çok insan var. Ne çok koşturan insan. İnsanlar koşturdukları için mi katlanabiliyorlar tüm bu sıkıntılara? Unutmanın bir yolu mu bu? Koşturmak bir nevi dikkat dağıtmak mı? Öyle olsa gerek. Yoksa nasıl katlanır insan derinine düşününce. Ellerin kucağında durup daldıkça hayatın içine, geçmiş ya da geleceğe, o derinlik yutmaz mı seni? Yutar elbet. Belki o yüzden bu sarı bank üzerinde oturan ben böylesi sebepsiz hüzne boğazıma kadar batmışken şu mavi çoraplı, çiçekli şalvarlı kadın elindeki kağıtlarla böylesi tek hedefe odaklanmış koşturuyor ve yüzünde hüzünden eser yok.

Bu hüzün, biz bazı aptalların hayata yamadığı birşey galiba. Oysa bu mavi gök, bu yeşil çimenler, bu bin renkli insan içinde kapkara bir yamanın gereği yok. Bir yırtık yok hayatta ki gereği olsun. Şu mavi çoraplı kadına bak. Onun yamaları sadece şalvarındakilerden ibaret. Hayata yamadığı birşey yok. O hayatın kumaşı üzerinde kayıp gidiyor. Yaşıyor. Ya sen? Ne büyük aptallık! Haydi söküp atalım o yamayı. Bırakalım kendimizi hayatın kumaşının kayganlığına. Ve endişe etmeyelim. Kendi yamadığımız yamalar olmadığı sürece o kendiliğinden kayıp gider. Dert etmeyelim.
RESİM: Daniel Rigway Knight

12 yorum:

  1. Belki de çok da fazla düşünmeden hayatı gelişine yaşayabilmeyi becermek en iyisi Fullam. Yapabilene kocaman bir "Aferin!". Ama bizim gibiler için biraz ozr görünüyor. Sana sıcacık bir nefes yolluyorum ki o bulutların bir an önce dağılsın diye...

    YanıtlaSil
  2. Bu gün ben de güne böyle başladım bir farkla ama, hava da burada bulutlu:)
    Sağol kediciğim, yazın iyi geldi, hemen yamalarımı söküyorum:)
    Sevgielrimle...

    YanıtlaSil
  3. YEŞİM:Aslında ne saçma değil mi Yeşo'm; bizler hayatı daha güzel kılmak adına onu daha da karıştırıp içinden çıkılmaz hale getiriyoruz. Oysa onun dokusu üzerinden kayıp gitmeye öyle uygun ki koyduğumu her yama o kayıp gidişe engelden başka birşey olmuyor. Onun doğasını anlamak gerekiyor herşeyden önce sanıyorum.

    ÖZLEM: Kurtul onlardan Özlem'ciğim. Bak nasıl gümüş pullu bir balık gibi kayıp gideceğiz hayatın içinde.

    YanıtlaSil
  4. hep telkin hep telkin iyiyim iyisin iyiyiz :)

    YanıtlaSil
  5. Kedicim, iyi diyelim, iyi olalim:))

    YanıtlaSil
  6. eeee kolay değil 38 yıllık yamalarım, sökerken acıyacak elbet. Ama söktükçe rahatlayacağım biliyorum:
    YA YAMALAR ya HAYAT!
    günlerin güzel olsun.

    YanıtlaSil
  7. Hayatın güvenli kollarındayken zaten, zihnin ruhun ve bilincini iman ve inancınla akışa bırakabiliyorsan eğer; geçmişe ait yamaların da silinir, hayatın saydam elbiseleri giydirilir sana aniden.Bir şarkı duyar kulakların, inceden:
    "Ne boş yere yanmışım
    Meğer ben aldanmışım"diyen.
    Aşkla kal kedim.

    YanıtlaSil
  8. FUNDA: İyi olalım :)

    BELGİN: Olmalı ve hayatın akışına kapılmalı.

    GUGUK KUŞU: Kimi hayatını yamadıkça güzel olacağını sanır ama bence gerçek o yamaları söktükçe iyileşeceği hayatın. Yamalarımız az olsun...

    SUFİ: İçime ışık ışık kelime kelime akan Sufi sağol varol.

    YanıtlaSil
  9. Düşünüyoruz o kadar çok düşünüyoruz ki kaptıramıyoruz bazen hayatın akışına kendimizi. Uzaydan geldiğimizi hissediyoruz, herşey bu kadar güzelken kendimizdeki aksaklığın sebebini bulamıyoruz bazen. Galiba insan olmak böyle birşey, sürekli sorgulamak...

    YanıtlaSil
  10. Biz insanlar çoğu zaman dünyaya değil de kendi aklımızın içine bakarak yaşıyoruz. bunun sonucu ise hayatı kaçırmak oluyor. Peki ne kadarını gerçek anlamda yaşanmış saymalı böyle bir ömrün?

    YanıtlaSil
  11. İçinde bulunduğunuz ruh halini ve duygularınızı öyle güzel aktarmışsınız ki, çoğumuzun içine düştüğü anlar bunlar...

    Hep ciddiye alarak yaşadığımız bu hayatı, derin düşündükçe ve yamalarımızı giderek büyüttükçe açmazlara giriyoruz çoğu kez. Oysa özgür bırakmalı ve kurtulmalı bu yamalardan..oluruna bırakmalı yaşamı...

    Yarınınız yamasız ve aydınlık olsun.

    YanıtlaSil
  12. Çok teşekkür ederim Sevgili Esmir. Dilerim yarınlarımız aydınlık olsun.

    YanıtlaSil