04 Nisan 2009

HAYAT...

Kocaman, taşlarla dolu kentlerde yaşayanlardı onlar. Ve zaman zaman bana şu soruyu sorarlardı: "Nasıl yaşıyorsun orada?" Küçük bir kentte yaşamanın insanı öldürdüğüne inanırlardı. Ve kaosun hayatın ta kendisi olduğuna. Gülümsüyordum sorularına ve şöyle diyordum: "Herkesin mutluluğu kendine. Ve ben burada mutluyum." Anlamalarını beklemiyordum, ki çoğu da anlamıyordu zaten. Sorun değildi. Herkesin hayatı kendineydi. Ve ben burada yaşayarak, gerçekten yaşıyor olduğumu hissediyordum. Gerisinin, hele ki insanların ne düşündüğünün ne önemi vardı.

O kentlerden birinde okumuştum. Zamanı ait olduğum yeri özleyerek tüketmiştim. Sonra, büyüdüğüm o bahçe içindeki eve dönmüş ve yeniden kendim olmayı becerebilmiştim. Geçen yılları kayıp diye nitelemiyordum elbet, çok şey öğrenmiştim. Doğadan uzak olmanın aslında kendi doğandan uzak olmak olduğunu mesela. Ben sokak kapısını açtığımda karşımda delice akan trafik, çok katlı binalar, tanımadık çehreler görmeye katlanamıyordum. Ben ancak ağaçlar, çiçekler, arılar, gülümseyerek merhaba demekten çekinmeyen insanlar, mavi gökyüzüne karışmış yeşil yapraklar, insanın içini delice bir coşkuyla dolduran çiçek kokulu bahar esintileri içinde yaşayabiliyordum. Çok insan bunları saçma bir romantizm olarak niteliyordu. Oysa benim sözünü ettiğim dünya şöyle bir yerdi:

Bilmem anlatabiliyor muyum?

24 yorum:

  1. Canımsın :)

    Bak bu yaz çitlerin boyanması gerek.
    Tulum benden.
    İmece usulü.
    Sana verecek fazla param yok.
    Yemek ve kalacak yer
    Birde akşam üstleri güzine önü edebiyat sohbetleri.
    Nedenmi.
    Buralarda çayır çimen çiçek de ondan. :))
    Seni çok iyi anlıyorum.
    Ben o büyük kentlerden cesaret edip firar edenlerdenim.

    Şimdi aklının bir köşesi bu kadar pozitif bir görüntünün içinde yaşayan, çoğu zaman hayatın geyik mizahını yaşlı bir adamla iki monologlarda neşeli sulandıran bir adam neden yoğunlukla kara edebiyat yazar. Bir yanımız hep ıssızdır da ondan. Değilmi.

    Ahmet

    YanıtlaSil
  2. Çok gıpta ettim,çünkü öyle bir yer özlemini çekenlerden biri de benim...Gerçekleştirmiş olman ve herşeyden önce bundan mutluluk duyman ne güzel kedicim.

    alttan 3.resimde penceresi görülen ev varya, öyle bir evim olsa ahh , avluda divanlar, kuyu, çiçekler böcekler...aynı senin yaşadığın yer gibi...

    YanıtlaSil
  3. Hem de nasıl güzel anlatmışssın kediciğim.
    Benim oturduğum yer, tam da cadde üzerinde, trafiğin yoğun olduğu bir yer. Öyle özlüyorum ki sabah kuş sesleri ile, doğanın sesini dinleyerek uyanmayı ve geceleri motor gürültüsü duymadan uyumayı.
    Doğayı dinlemek kadar güzel bir duygu var mıdır?
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  4. asıl gercekte bu degıl mı?
    herkesın hayatı kendıne, bu oakdar dogru kı..
    yeşil ve mavı..gök ve yer. hepsı bu.. tek gercek.

    YanıtlaSil
  5. hiç anlatamadığın olmadı ki...

    YanıtlaSil
  6. insanın nerede yaşadığı önemli değil bence. Yüreğinde neleri barındırdığı ve kendini yaşadağı yere ait hissedip hissetmememsi önemli. Küçük, hiç bi lüksü olmayan, kışın sobası dahi olmayan bir odam vardı....ama çarşaflarımın kokusu ve yumuşaklığı, o odadadaki ders çalışmalarım, babaannemle somyada oturup dışarıyı seyretmemiz...ben oraya aittim ora da bana. Ne güzel bir bahçen olmalı. nerdesin bilmiyorum ama bende sıcağı aslında sevmememe rağmen güneyde anamurda yaşamak isterdim.

    YanıtlaSil
  7. güzel bahçe ;)

    bende hikayenin tam tersine seyretti yaşam, çok kalabalık bir şehirde ilk kez kendim olduğumu hissettim, evden ayrılmadan önce zaten şehre ahdetmiştim "senden kurtulacağım" diye... döndüm sonra mecburen hala doğduğum yerlerde yaban buluyorum kendimi bir tek yaylada kendimi buluyorum oraya çok zamandır gidemiyorum...

    insana huzur veren bahçeler herhalde, ormansa nefes aldığın yer kuralların denk olduğu koca şehirlerde nefes nefese kalışlarını yaşamak addedebiliyor kişi, en azından ben :)

    YanıtlaSil
  8. KARA KALEM: Ağaç çimen içinde bir yaşam bir de üstüne edebiyat sohbeti ha? Ballı kaymak. Parayı ne yapayım bu varken :)
    Çok doğru söylediğin; bu kadar hayat dolu yaşayan bazen kararıverir. Çünkü bir yanı hep ıssız bir yanı hep eksiktir.

    DELFİNA: Özellikle bahar gelince insan sarhoş gibi oluyor buralarda. Öyle çok renkle çevrelenmiş oluyorsun ki neye bakacağını şaşırıyorsun. Bu gül nasıl bu kadar kırmızı, gök nasıl alabildiğine mavi? Sorup duruyorsun.
    O ev anneannemin eski evi. Küçücük bir evdir. Şimdilerde benim ve kuzenlerimizin sinema salonuna çevrilmiş durumda :)

    ÖZLEM: İnsan ancak doğanın içinde sakinleşip gerçekten yaşadığı hissini duyabiliyor. Kuş seslerini duyarak uyanmak, baharın kokusunu içine çekmek ve sessizce ağaçlara bakarak oturmak... Ancak böylesi...

    PIRILTILI CADI:Nerede mutluysak ancak orada... Gerçek bu.

    EVREN: Teşekkür ederim :)

    GUGUK KUŞU: İşte asıl önemli noktada bu: oraya ait olduğunu hissediyor olmak. Ben burada yapay bir yerde değil de asıl parçası olduğum bir yerde yaşadığımı hissediyorum. Akdenizliyim ben. Sıcağın en sıcak olduğu yerde :)

    PUSARIK: Hepimizin yaşam alanı farklı. Nereye ait hissedersek orada kendimiz oluyor ve mutlu oluyoruz. Sanırım ne yapıp edip insan ait olduğu mutlu olduğu yere dönmeli.

    YanıtlaSil
  9. Benim bahçemdeki yanyana iki glayörün senin bahçendeki yanyana iki glayöre selamı var.Güllerin de beyaz papatyalarımın da sarı papatyalarına...İnsanın yanıbaşında yaşadıklarını sevdikleriyle paylaşması ne güzel.Görüntüleri alıp sabah sabah yüreğime soktum,sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  10. oh mis ...
    içim açıldı ne şanslısın ne güzel... :)

    YanıtlaSil
  11. Nanenize... portakal ağacınıza (sanırım portakaldır)... güllerinize ve tüm çiçeklerinize iyi bakın....
    bende büyük kente okuyup ..kaçma çabası olanlardanım...
    '' romantizmi arayanlardanım'' belkide... ama bunun öyle bişey olmadığını biliyorum artık...
    insanın nerede yaşadığının bir önemi yok ...ne kadar kaliteli yaşadığının önemli var...

    ve bizim özümüz olan toprağa ne kadar yakınsak sanırım o kadar doğru yerdeyiz deemektir...

    resimler için ayrıca teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  12. SUFİ: İnsan bunca güzelliğin içinde yaşayınca başkalarının bunu görmemesi haksızlıkmış gibi geliyor. Ve o güzellikleri görmeden bunlar içinde nasıl mutlu olunduğuna şaşanlara da bir cevap vermek istiyor. Kim ne düşünüyorsa ona göre bir cevaptır bu belki de.

    TABİAT ANA: Her bahçeye çıktığımda ben de aynısını kendime söylüyorum: Çok şanslıyım ben.

    IVIR ZIVIR: Bence bu romantizmi aramak değil kendi doğana dönmeye çalışma çabası. Ve çok doğru özümüz olna toprağa ne kadar yakınsak o kadar doğru yerdeyiz.
    Asıl ben teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  13. Keşke herkes senin kadar cesur olabilse ve mutlu olduğunu bildiği yerde sürdürse hayatını. Bunu saçma bir romantizm sananlar bence cesaretsiz insanlar ve bu güzel fotoğrafların dilinden anlayamazlar.

    YanıtlaSil
  14. gitme zamanı geldi galiba artık. ben de doğayı özlüyorum, samimiyeti özlüyorum. zamansızlık içinde kaybolmayı ve hıza kapılıp anları öldürmeyeyi değil.

    YanıtlaSil
  15. OWL: Öyle kısa ki hayat ancak nerede mutluysan orada içini doldurabiliyorsun. Ben şanslıydım ki derdimin ne olduğunu buldum. Ve ben yine şanslıydım ki derdimin çözümü avuçlarımın ortasındaydı.

    ARZU PINAR: O hız beni de öldürüyor. Ve sanırım bizleri öldüren de sadece o doğamıza aykırı hıza uymaya çalışma çabası.

    YanıtlaSil
  16. Ne güzel görünüyor hepsi. İnsanı heyecanlandırıyor, uykuya yatmış hislerini uyandırıyor. Ve insanın mutlu olduğu yerde yaşayabilmesi umut veriyor.
    Doğanın özlemini çok sık hisseden ve sürekli hayalini kuran biri olsam da, İstanbul'dan vazgeçemeyenlerdenim. Yaşadığı yeri sevmenin değerini bilenlerdenim ;)

    YanıtlaSil
  17. Asıl olan da bu galiba: yaşadığı yeri sevmenin değerini bilmek :)

    YanıtlaSil
  18. Yazını okuyunca hislerini eşiminkilerle özdeşleştirdim ve şimdi onu daha iyi anladığımı hissediyorum. Ben büyükşehirde doğup büyüdüm, o ise gerçekten güzel bir ege kasabasında. Evliliğimizin ilk beş yılı fırsat buldukça oraya kaçması ve doğayla baş başa kalması beni züerdi, sanki burası ikinci evi doğduğu yer ise asıl mekanıydı. dedim ya şimdi daha iyi anlıyorum. Şimdi ben yarı kasabalıyım, o ise yarı şehirli, hafta sonlarını oğluma adadığında bu şehirde daha mutlu.

    YanıtlaSil
  19. O, oraya dönerek kayıp parçasını yerine koymaya çalışıyor. İnan bana böyle uzak kaldığında ait olduğun doğadan hep eksik kalırsın. Onun hissettikleri böyle olmalı. Bir de oraya gittiğinde yüz ifadesi başkalaşıyordur :) Ben öyle olurdum. Adı konulmaz bir coşku kaplardı içimi her dönüşümde.

    YanıtlaSil
  20. O yüzden ben hep kendimi cennette gibi hissediyorum ya:) Hele de bahar gelince...

    YanıtlaSil
  21. bu yazınızdaki fotoğrafları görünce memleketimi görmüş gibi oldum :)Otu,çiçeği,görünen pncere bile bizim oralarmış gibi.Bilmem artık ne kadar yakınız?Anamur-Silifke aralarında bir yerdenim ben...hoşçakalı...

    YanıtlaSil
  22. Yakınız. İkimiz de Akdenizdeniz :)

    YanıtlaSil
  23. Okadarını anlamıştım canım profilinizden :)

    YanıtlaSil