22 Nisan 2009

GÜN İÇİNDEN GEÇEN

SABAH
Elinde ekmekle bir çocuk kaldırımda dikilmiş karşı taraftaki dükkanların tabelalarını okuyor. Bağıra bağıra ve heceleye heceleye. "Ay-can züc züc ca ci yeeee" "Haa yat marrr kettt" "Çocuğun yanından geçen herkes gülümsüyor. Ben ise gülümsemekle kalmıyor sesli sesli gülüyorum. Çocukların okumayı söktükleri hallerini nasıl da sevdiğimi düşünüyorum. Yerdeki bir gazete parçası, tabelalar, arabaların arkasına yapıştırılmış slogan yazılar, artık gözlerine ne çarparsa okuyan bu çocukların herkesi böyle gülümsettiğini tahmin ediyorum. Işık kırmızıdan yeşile dönünce hareket ediyoruz. Geriye dönüp ona bakıyorum. Bağıra bağıra okumasını sürdüyor ufaklık. Sabah sabah günüme aydınlık olan bu çocuğu uzaktan uzaktan kırmızı yanaklarından öpüyorum.

ÖĞLEN
Kafeterya güneşin yüzü hürmetine her zamankinden daha kalabalık. Boş bir kaç sandalye bulup hemen oturuyoruz. Çaylar geliyor. Tam karşımdaki kıza takılıyor gözüm. Tek başına bir masada oturuyor. Güneş gözlüğünün ardından kitabını okuyor. Zarif parmaklar usulca çeviriyor sayfaları. Kalabalık yerlerdeki bu kitap kurtlarını sevdiğimi dahası onlara bir gönül yakınlığı hissettiğimi farkediyorum. Tüm bu gürültü içinde nasıl bu kadar konsantre olup okuduklarına hem şaşırıp hem de hayran oluyorum. Oysa ben kalabalıklardayken gözlerimi insanlardan alamıyorum. Bu kadar sevdiğim bu kadar kıymet verdiğim kitaplar bile ikinci plana itiliyor ben kalabalıklardayken.

Birazdan kızın yanına köylü bir kadın yaklaşıyor. O kadar yaşlı ki boyu sadece bir çocuğunki kadar. Bükülmüş belini tutarak yürüyor. Kıza yaklaşıp birşeyler söylüyor. Ne dediğini anlamıyorum ama muhtemelen bir yeri soruyor. Kız yüzünü buruşturuyor. İçimden buz gibi bir rüzgar geçiyor. O buruşturulmuş yüz, kucağında duran kitap, ince zarif parmakları tüm güzelliğini kaybediveriyor. Köylü kadın yüzünde adlandıramadığım bir ifadeyle ayrılıyor kızın yanından başka birine yaklaşıyor ve bu kez ona soruyor. Adam kadına bir yeri işaret ederek birşeyler anlatıyor. Bu sırada kız başını iki yana sallayarak kitabına geri dönüyor. Bir anda tüm o resmin bozulup başka birşeye dönüşmesine sadece bir yüz ifadesinin neden olabilmesine şaşıp kalıyorum.

AKŞAM
Bir daha asla süprizleri severim dememeye söz veriyorum. Çünkü bazı süprizler yaptığım tüm planı bir fiskeyle darmadağın ediveriyor. Bu yorgun günün akşamını biraz okumaya güzel bir filme ayırmış olan ben, bu akşamı hiç ilgim, hiç sevgim olmayan hatta hayatım boyu görmesem aklıma gelmeyecek insanların ziyaretine ayırmak zorunda kalıyorum. Ve bu ziyaretin sebebini anlamaya çalışıyorum. Bir yakınlık duygusu mu? Hayır. Dostluk? Asla. Sevgi? Mümkün değil. Ortak bir geçmiş? Elbette hayır. Olsa olsa iç sıkıntısını gidermek için akşamı bir yerlerde geçirmek bunun adı. Ve ben bu samimiyetsizliğe çok ama çok sinirleniyorum. Nazik olmak zorunda kalmaktan, tüm akşam boyu sürecek yapmacık sahte konuşmalardan ölesiye nefret ettiğimi düşünüyorum. Ve birşeylere katlanmak zorunda olmaktan da öyle... Evet, bir daha asla "ben süprizleri severim" gibi bir cümle kurmamaya söz veriyorum...
RESİM: Mark Bradford

10 yorum:

  1. SABAH: Masumiyet ve gelecekten ümit kesmemeye vesile olan bir deneyim.
    ÖĞLEN: Yanlış bir intiba. Kibirli ve başkalarını dış görünüşleriyle yargılayan birine duyulan pişman edici hayranlık.Bugünden şikayetçi olmaya sebep olan bir izlenim.
    AKŞAM: Muhtemelen zoraki bir komşu ziyareti. Ben buraya ait değilim duygusu.

    YanıtlaSil
  2. önyargılarımızı eğer istersek zamanla aşıyoruz..güzel bir anlatımdı sağolun...şirvan sizinde yorumunuza bayıldım :))

    YanıtlaSil
  3. kalabalıklarda kitaba konnsantre olabilmek, kalabalıklarda ki insanları inceleyip anlamaya çalışmaktan daha kolay biliyor musun.. o kitaplar böyle hayatı inceleyebilenlerin kaleminden çıkıyor.. doğru yoldasın kanımca...

    YanıtlaSil
  4. Kedim;
    Kalabalıklarda kitabından önce, yüzünü insana çevirmen insanı kitap farzedip "en güzel okumanın insan" olduğunu bilmenden kaynaklanıyor olmasın.Sen çok iyi bir gözlemcisin, öyle olmasa bu yazılar çıkarmıydı kaleminden.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  5. Senin gün içinde yaşadılarını anlatmana bayılıyorum kedi'ciğim artık her anını merak etmeye başladım:))
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  6. Kedicim, sen insalari okumaya devam et, bizde seni okumaya:))

    YanıtlaSil
  7. ŞİRVAN: Bu nefis yorum üzerine ne denebilir ki? Teşekkür ederim.

    DEVENİN BALE PAPUCU: Çok teşekkür ederim siz de sağolun :)

    GEREKSİZ YAZAR: Ben insanlardan gözlerini alamayanlardanım. Saatlerce oturup merakla onları izleyebilirim. Elbette onları rahatsız etmeden baktığımı farkettirmeden. Kitapların özü varmış gibi geliyor bana onlarda. Ne derler: "dünya bir insanda özetlenebilir." öyle değil mi :)

    SUFİ: Çok teşekkür ederim Sufi'm. Ben her insanın bir kitap olduğuna inananlardanım bu doğru. İşte bu yüzden sokakta dolaşırken bir kütüphanenin koridorlarında dolaşıyormuş gibi hissederim. Kitaplardan sanki karakterler kanlı canlı dışarı fırlamış gibi :)

    ÖZLEM: Teşekkür ederim Özlem'ciğim. Bazen izler bırakıyor bazen de değil. Aslında bazen gerçekten bakıyorum bazen de bakar kör oluyorum galiba :)

    BELGİN: Anlaştık :) Çok teşekkür ederim Sevgili Belgin :)

    YanıtlaSil
  8. Samimiyetsiz misafir olayına tamamen katılıyorum. Böyle karşılıklı oturulup, aslında söylenmek istenen şeyler teğet geçilerek bambaşka alakasız sohbetler açma çabası beni çok yoruyor.

    YanıtlaSil
  9. Samimiyetsiz misafiler bir d eçat kapı mı gelmiş yani? Uuu tam sopalık. Hayır onlar da zevk almıyor olsalar gerek böylesine zorunlu ziyaretlerden, ne demeye yapıyorlar ki?

    YanıtlaSil
  10. OWL: Beni de yoruyor. Hem de nasıl. Daha da fenası nefes alamıyorum ben öyle ortamların içinde. Samimiyetsizlik havadaki oksijeni emiyor :)

    LA SANTA ROJA: Ben de bunu merak ediyorum onlar bu durumdan nasıl keyif alıyorlar? dertleri akşamı bir yerde geçirmek sanırım. hepsi bu.

    YanıtlaSil