12 Nisan 2009

TELEVİZYON KARŞISINDA BİR BALIK HAFIZA

Adam gerçekten berbat biri. Hırs burun deliklerinden taşıyor. Bir koltukta bacak bacak üzerine atmış, patronu tarafından aşağılanan birini sırıtarak izliyor. Aşağılanan personel bir türlü toparlayamadığı cümlelerle kendini açıklamaya çalışırken patron "bitti" diyerek konuşmayı noktalıyor. Koltukta oturan hırs yumağı adamın yüzündeki sırıtış kulaklarına kadar yayılıyor ve elindeki kola kutusunu kaldırarak "haftaya görüşürüz." diyor. Ve elbette kola kutusunun markası açık net olarak okunabiliyor çünkü kötü adam o markayı gözümüze sokuyor. (Filmde olmayan ve görünmez altyazı ile geçen cümle şu: Kötü adamlar .... marka kola içerler. Teşekkürler sevgili Hollywood mesajı aldık. Biz iyi adamlar ve kadınlar olduğumuza göre rakip firmanın kolasını içeceğiz.) Bir sonraki sahne: İyi adam, az önce işinden olan personel, kanepesinde uzanmış efkarlı bir şekilde birasını yudumluyor. Adamı hem seviyor hem de acıyoruz haline bakarken. Yudum yudum içiyor adam birasını. Ve bir süre sonra kamera kederli adamı yakın plan alıyor ve adamın göğsünün üzerine koyduğu biranın markasını net olarak görme olanağı veriyor bize. (Görünmez altyazı 2: İyi ve efkarlı adamlar ... marka bira içerler. Bingo Sevgili Hollywood bir kez daha avladın bizi. Artık bir bara girdiğimizde iyi adamları ve kötü adamlarını içkilerine bakarak ayırdedebileleceğiz. Ne harika! Sevgili Hollywood sana minnettarız.)

Nedir şimdi tüm bunlar? Yorgun ve sıkıcı geçirilen bir günde, beynime onca şey tıkıştırılmaya çalışılmışken ve ben evime saklanmışken, "tüm dünya dışarıda kalsın iyiyim ben burada." derken, kendi dünyamdan kopup bir başka dünyaya dalmak için ekran karşısına geçmişken dünya yine gözlerimden kulaklarımdan birşey tıkmak zorunda mı? Çıkış ya da kaçış yok mu yani? No Way Out (Çıkış yok.Kevin Costner miydi? Bu çağrışımlardan nefret ediyorum.) Bu algılamalarıma bir ekran koruyucu koyamaz mıyız şöyle bir akvaryum balığı falan ( Kayıp Balık Nemo mu? Evet, bu çağrışımlardan gerçekten nefret ediyorum.)

Balık demişken bu balık hafızamın neden hep saçma sapan şeylerde zehir gibi olduğu konusuna takılmış durumdayım kaç zamandır. Önemli olan hiçbirşeyi hatırlayamıyorum da önemsiz olan ne varsa anımsıyorum. Biri bana telefon numaramı sorduğunda susup kalıyorum. Bir süre düşünmem gerekiyor. İşin garibi karşıdaki insan numaramı vermek istemediğimi ve böyle sersemce bir yolla onu atlatmaya çalıştığımı düşünüyor. Berbat bir durum. Kimse kötü bir hafızam olduğuna inanmıyor da böyle berbat bir yoldan numaramı sakladığımı düşünüyor. Utanç verici. Oysa bundan çok daha akıllıca bir yöntemle bu işin içinden çıkabilirim. Mesela "siz numaranızı verin ben sizi ararım." diyebilirim. Neyse. Fakat kendi numarası konusunda bocalayan hafızam yanından geçen hiç tanımadığı iki kişinin konuştuklarını, üstelik can kulağıyla dinlemediği halde öylesine kulağına çalınan cümleler olduğu halde, tüm kesinliğiyle anımsıyor. Nedense? Aslında belki de kendime "unutma unutma" diye telkinde bulunduğum içindir bu durum. Ama kendime telkin etmediğim hiç birşeyi unutmuyorum, ki bunlar genelde gereksiz şeyler oluyor. Bir nevi lüzümsuz bilgiler ansiklopedisi gibi bir aklım var yani.

Sinema sektörü için nefis bir avım sonuç olarak. Böyle bir hafızanın gözüne gözüne sokabilirsin o gizli reklamları ve işin tuhafı o reklamlara anlam bile katabilirsin. İyi adamlar ... marka bira içer, kötü adamlar ... marka kola içer, akıllı kadınlar... marka çikolata yer, sorunları olan kadınlar ... marka kahve içer falan filan. Hatta insanların farkında olmadan birbirlerini sınıflandırmalarını bile sağlayabilirsin. "Hımmm saçları şöyle olanlar keskin dillidir kaçınız, şöyle gülümseyenler pek fettan olurlar, bıyıkları böyle olan adamlar çapkındırlar kaçınız..." Amman ne hoş.

Ben bu akşamı sakin sakin elimde bir tabak ayçekirdeği ile televizyon karşısında kaykıla kaykıla geçirmeyi planlamıştım oysa. Filmi büyük bir keyifle izlerken o markalar gözümün bebeğine yapışınca aklım bu sakin akşamı her zamanki gibi sakin olmaktan çıkardı ve beni başka yerlere hem de hiç tahmin etmediğim yerlere savurdu. Kelebek Etkisi mi? Ne alakası var şimdi? ( Çağrışımlardan nefret ediyorum demiş miydim?)

Fotoğraf:people.virginia.edu

10 yorum:

  1. Hafızanın işine karışmamak mı lazım ne? Bilmem kaç asır önceki sabah kahvaltısındaki patates kızartmasi ve sahanda yumurtayı ve dinlenilen müziği hatırlıyorum da dün nerede kahvaltı yaptık ve ne yedim hiiiç hatırlayamıyorum bazen.Yaşla ilgisi olsa, o kadar geçmişi nasıl hatırlardım? Saldım çayıra yapıyorum ben de.

    YanıtlaSil
  2. bize para ödemeleri lazım, açıyoruz kafamızı alıyoruz sundukları mesajları. ama hala çakamadık durumu, çaksak ta, zaman öldürme hevesimizden ve de tembellikten çarkın dışına çıkmıyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Müthiş bir dikkat! Ben başrol oyuncusunun adını bile hatırlayamam oysaki:(

    YanıtlaSil
  4. Bu durum insan beyninin oyunlarından biri midir acaba?
    Gereksizi hatırlamak, gerekliyi unutmak?:))

    YanıtlaSil
  5. Bu gereksiz olan şeylerin hafızaya takılması durumu bende de mevcut malesef. Bazen bir film seyrederken kendimi acayip saçma bir olaya takılı kalmış olarak buluyorum. Film ise almış başını gitmiş oluyor. Bu hafıza durumu inanılmaz gerçekten.

    YanıtlaSil
  6. Bu çaktırmadan yapılan reklamlar acayip gerçekten... Negatif konumlandırma diye bir şey olduğunu okudum... Ürünü, ilk bakışta kabul görmediği düşünülen imgelerle bir araya getirip (senin örneğinde patron, ya da mafya olabilir, ya da kötü adam vb...) özendirme... Aslında, her ne kadar sevimsiz ise de, patronun ya da mafya babasının yerinde olmak isteyen bir çok insan var öyle değil mi??

    Bir de şu ilginç örneğin; bu sigara paketlerinin üzerine yazılan sigara öldürür vs. var ya, bu tip uyarıların tiryakilerde sigara içme miktarını arttırdığı tespit edilmiş!!

    Bunu yazınca aklıma -bu da- geldi; şu malum amerikan sigarasının reklamında çıkan ve sonradan akciğer kanserinden ölen kovboyun sigara tiryakilerince bir 'kahraman' gibi görüldüğü...

    Dediğin gibi (bel altı olmasa da) bilinç altı vuruyor özendirme faaliyetleri...

    Son olarak hafıza ile ilgili bir öneride bulunup olaysızca uzaklaşıyorum;) Gece yastığa başını koyduğunda,(kitabını okumadan önce;)) o gün içinde ne yaptıysan (sabah ilk kimle karşılaştım? ismi neydi? nerde karşılaştım? onla görüştükten sonra ne yaptım? gibi birbiri ile bağlantılı bir şekilde) zihninde tekrarlayıp bir hafıza egzersizi yapmak... Bütün algılarımızı kapatamıyacağımıza ve algılarımıza yönelik bahsettiğin gibi bir bombardıman devam ettiği sürece, belki bundan fayda görürsün...

    Sevgilerle...

    YanıtlaSil
  7. :)) şu telefon numarası olayı ayniyle bende de mevcut. gerçi benimki tüm numaralara ve tarihlere karşı bir "algısızlık" ve hiç hafızaya alamama... Unutmuyorum yani. Biraz farklı.

    Ve fakat sözsel ve sembolik şeylerde durum bende de aynı. Algı bir şekilde açılıyor bunlara. Ki genelde çocukluktan başlar bu.

    Arızadır bir nevi.

    Ama reklamcıların istediği potansiyel müşteri tipi değil bu esasında. Onlar çaktırmadan sızmaktan yana. Böyle görüne görüne, farkedilerek değil. Çünkü bunları görmek demek, reddetmek demek esasında. Çağrışımlarsa bir nevi eko. Çok fazla görüntü, ses,söz, replik vs. ye maruz kalan bir zihnin, dışa vurumu. Çok okuyan, çok seyredenlerde görülen bir yan etki gibi...

    Çaresi yok. Var da zor.

    Eni sonu; cehalet mutluluktur. (Matrix) :)

    YanıtlaSil
  8. SUFİ: Bence yaşla hiç ilgisi yok. Hafızanın ilginç bir depolama biçimi var ama sanırım ben henüz netleştiremedim bunu kafamda :) Benimki önemsiz olan herşeyi tutuyor da lazım olan herşeyi kaybediyor. Hani bir şeyi kaybetmememek için bir yere saklarsın da sonra onu bulamazsın ya :) aynen öyle.

    ARZU PINAR: İşin ilginç yanı bütün bunlar kafamızın içine dolup bize istenileni yaptırırken farkında bile olamamamız.

    ŞİRVAN: Ben hatırlarım. Hiç işime yaramayacağı halde hem de :)

    ÖZLEM: Bence beyin baskıya gelemiyor. "hatırla unutma" denen şeylere direniyor. Onu rahat bıraktığında herşeyi anımsıyor. sanırım böyle.

    OWL: Ben de aynen öyle. bir de kitap okurken bir ayrıntıya takılıp dünya kadar şey düşünüyorum. Kaç sayfasyı boş gözlerle okuduğumuz farkettiğimde geri dönüyorum.

    SERDAR: Bunu zaten yapıyorum ama aslında bundan kurtulmaya çalışıyorum. Çünkü tüm günü ayrıntısıyla yeniden yaşamış oluyorum. Benim günler çift dikiş gidiyor galiba. Ancak böyle mi anlıyorum tam olarak yaşadığımı nedir :)

    JOURNEY TO ORIENT: Benim hafızamla ciddi biçimde başım dertte. Ben birinin yüzünü görüyorum onu mimiklerine varana dek anımsıyorum ama adı ne kim nerede çalışır nerede yaşar yakınlığımız nedir bilemiyorum. Bazen sadece sokakta gördüğüm biri oluyor çünkü bir kaç saniyede yüzünü aklıma kazıyorum bazen de işyerimde 3. katta çalışan ama çok sık görmediğim biri. Bu hafıza cidden garip :)

    YanıtlaSil
  9. Geçen hafta mail programındaki bir programı düzeltmek için bilgisayarıma bağlanan IT'ci arkadaş şifremi girmemi istediğinde 3 kere yanlış şifre girdim, her sabah girdiğim şifreyi! 2 gün önce msn adresimi arkadaşa yanlış verdim, düzeltene kadar canım çıktı. Ev telefonumu hala tam bilmiyorum. Ama sor, ilkokul arkadaşlarımın soyadlarını bile eksiksiz sayarım :) Yalnız değilsin kedicim :)

    YanıtlaSil
  10. Benim başımda rakamlarla ciddi biçimde dertte. Görüntüleri depolayıp rakamları asla depolayamamak da neyin nesi hiç anlamadım :)
    Yalnız olmadığıma sevindim :)

    YanıtlaSil