22 Ekim 2008

TÜKET, TÜKENENE KADAR

Bizim çokkonuşangiller bu aralar ciddi biçimde salgın olan o amansız hastalığa tutuldular; "tüket tükenene kadar" hastalığına. Bu hastalığın pek çok sebebi var elbette ama bunlara muhtemelen televizyondan bulaştı. Aslında bu aralar bu hastalığa tutulmuş olmalarını "yaklaşan krizi inkar etme, kendisini birşeyler alarak rahatlatma ve krizi yok sayma, sahip olarak yoksun olma duygusundan kurtulmaya çalışma" olarak da açıklamak mümkün. Evet bu mümkün.

Son günleri; sivri burunlu çizmelerin aslında daha şık olduğu ama bu sene o çizmelerin yerini hiç de şık olmayan çizmelerin aldığını, lahana gibi giyinmektense ince ve sıcak kazaklar giymenin daha akıllıca olduğu, baharatlı kokuların mı yoksa çiçek kokularının mı daha hoş olduğu, bavul çantaların şık olduğu ama içinde birşeyleri bulmanın imkansız olduğu, gece kıyafetler, günlük giysiler, taşlı ayakkabılar, pullu çantalar, dar pantolonlar, bol pantolonlar, yeşiller, morlar, kırmızılar, sarılar, pembeler, farlar, rujlar, göz kalemleri, kısa etekler, uzun etekler, montlar, kabanlar, mantolar ve daha neler neler üzerine konuşarak geçiriyorlar. Ve içlerindeki o çılgınca birşeyler alma isteğini konuştukça daha da körüklüyorlar. Körüklüyorlar, körüklüyorlar ve körüklüyorlar...

Geçen gün tüm bu konuşma faslını bitirip harekete geçmeye karar verdiler. Onların alışverişdeki hallerini görmek için can atan ben, yani bu tüketim toplumu gözlemcisi, de bu fırsatı kaçırmayıp onlara eşlik ettim. Çünkü, hastalığa karşı bir direncim olduğunu düşünüyor ve asla yakanlanmayacağımı sanıyordum. Tüm bu alışveriş macerası boyunca kendimi korumayı denedim, direndim. Elbette ki başarılı olamadım. Çünkü, bu hastalık sandığımdan daha kurnaz, daha cezbediciydi. Ve akılla bulunan yol karşı koymak için her zaman yeterli değildi. Her neyse...
Çokkonuşangillerden biri ayakkabı alacakmış. Düğün varmış ve düğünde kıyafetinin altına şöyle pullu boncuklu yüksek topuklu şık bir ayakkabı lazımmış. Eh tamam dedik ve çokkonuşangillerden birinin önerdiği ayakkabıcıya doğru yollandık. Bizi bıyıklı kel kafalı bir adam "Hoşgeldiniz bacılar" diyerek karşıladı. Hep bir ağızdan hoşbulduk diye yanıtlayıp ne istediğimizi söyledik. Onlar pullu boncuklu ayakkabıların bulunduğu bölüme yöneldiler ben de gezinmeye başladım. Kırmızı, sarı, siyah, kahverengi topuklu, düz ayakkabıların arasında dolaşırken hastalığın ilk belirtisi ortaya çıktı ve kendimi ayakkabıları denerken buldum. Dürüstçe itiraf etmek zorundayım ki istisnasız tüm kadınların içinde ayakkabılara karşı önü alınamaz bir tutku mevcut. Evet istisnasız.

Ben ayakkabılarla sarhoş olmuşken "aman dur ne yapıyorsun?" "Ay düşeceksin?" gibi seslerle bizim çokkonuşangillerin bulunduğu bölüme döndüm. Bize "bacılar" diyen o bıyıklı kel kafalı adam çivi topuklu ayakkabılardan bir çifti giymiş dükkanın içini turluyordu. Elimde denediğim ayakkabının teki ile öylece bakakaldım. Adam turunu bitirip bizimkilerin yanına geldiğinde şöyle dedi: "Bacım ben erkek halimle bu ayakkabılarla yürüyebiliyorsam sen kadın halinle haydi haydiye yürürsün. Al sen al bu ayakkabıları."

Daha sonra bizim süslü pakizelerden biri rujlar, parfümler, göz kalemleri, ojelerle dolu bir dükkana soktu hepimizi. Çokkonuşangillerin her biri bir yana dağıldı. Tıpkı yağmacılara benziyorlardı. Kimi bir yanda bulduğu tüm parfümleri bileğine, koluna, eline sıkıyor, bir diğeri insanın tüm gözeneklerini tüm ayrıntısıyla gösteren aynalardan birinin önünde tester rujları deniyor, bir başkası yüzünde maske görünümünde bir makyaj olan bir kıza cildinin problemlerini anlatıyordu. Ben de gidip bir maskara alayım dedim. "Hoşgeeeeldınız" diyen bir adam karşıladı beni. Siyah bir maskaraya ihtiyacım olduğunu söyledim "neden mavi denemiyorsun hayatım" dedi. "Hayır teşekkürler" dedim, ısrar etti "ama tatlım kirpiklerin çok güzel ve mavi maskara sanki mavi gözlüymüşsün gibi gösterir seni uzaktan" Adamın tam bir sersem olduğuna kanaat getirip gülümsedim. "Hayır teşekkürler" diye yineledim "Ben siyah gözlü olmaktan memnunum." Pes etti: "Çok inatçısın güzelim" dedi "Öyleyimdir, sağol" dedim. Siyah bir maskara çıkardı. "Tamam" dedim. Sonra daha önce aldığım ve içi kurumuş olan maskara aklıma geldi. Bunu ona anlattım "bakabilir misiniz lütfen" dedim. "Elbette" dedi maskaranın kapağını açıp yüzüme iyice yaklaştırdı. Emin olamayan bir ifadeyle "Sanırım değil" dedim. "Yok yok değil" dedi ve maskarayı elinin üzerindeki kıllara sürerek test etti. Bakakaldım. Evet gerçekten kuru değildi ama bu ne biçim bir testti böyle? Elinin üzerinde benim gelecekteki kirpiklerimin bir örneği duruyordu.
Daha sonra o dükkan senin bu mağaza benim dolaşmaya başladık. Kalabalıklardan içim daraldığı vakit pes edip kaçmak için fırsat kolladım. Tüm kaçma çabalarımı en iyi hamlelerle savuşturdular. Gün sonunda yogunluktan bitap düşmüş bir halde elimde plastik çantalarla eve döndüm. Yatağın üzerine döktüm aldığım şeyleri ve zıvanadan çıktığımı düşündüm. Bu hastalık ne menem birşeydi ki böyle hızlı bir şekilde bulaşıyor, hepimizi anında hasta ediyor ve çıldırmışcasına aklımızda bile olmayan, hiç ihtiyaç duymadığımız şeyleri almaya yöneltiyordu bizleri. "Tüm bu aldıklarımın burada bu odada ne işi var" dedim kendi kendime. "Bıraksaydım da oldukları yerde kalsalardı."

14 yorum:

  1. Satışla ilgili şu yöntemlerden hiç haz etmem. Her denenen kıyafet ya da ayakkabı için, hazırda hep "çok yakıştı" cümlesi bulunduran o satıcı tiplerinden, "hayır" dedikçe, inatla senin adına karar vermeye çalışan tiplerden. Geçmiş olsun ne diyeyim. Ama almışsın artık kaçarı yok. Bari yanında olsunlar :)

    YanıtlaSil
  2. Ben de sinir olurum "çok yakıştı" diyen satıcılara. İnsan biraz yaratıcı olmalı yahu hep aynı cümle hep aynı cümle :)

    Bir daha takılmayacağım o tayfanın peşine, kanıma girdiler resmen :)

    YanıtlaSil
  3. :))
    vallahi ben şu linkini verdiğim ayakkabıyı satıcı "saçınızın rengine çok uydu hanımefendi" dedi diye almıştım:)

    http://pinomino.blogspot.com/2008/10/vapur-keyfi.html

    sanırım alışveriş sırasında tezgahtarlara pek fena kanıyorum ben:) ama artık sadece üretmek için tüketiyorum:) yeni felsefem bu yani alışveriş konusunda (ör: boya, tuval, tasarım yapmak için zımbırtılar gibi:)

    YanıtlaSil
  4. Ama ayakkabı da çok sevimliymiş, sanırım ben olsam ben de alırdım :)

    Ben diğer konularda sınırladım kendimi de kitap konusunda duramıyorum. Oysa daha okunmak için sırada bekleyen bir dolu kitabım var.

    "Üretmek için tüketmek" evet bunu yapsak herkes için çok daha iyi olacak sanıyorum.

    YanıtlaSil
  5. Kedicim, sivri topuklu ayakkabiyi giyip deneme/ikna yuruyusu yapan o saticiya cok guldum:) Satis icin yapmayacaklari hokkabazlik yok. Ama sirf onlara da yuklenmemek lazim. Sonucta bireysel bir cabayla ekmegini cikariyor adam. Ya para icin ulkeleri ve insanlari birbirine kirdiran buyuk sirketlere ve ulkelere ne demeli?

    Yav kedicim, sevkini kirmak gibi olmasin ama, ben olsam o rimeli "aaa, killariniza da cok yakisti, bence siz kullanin" deyip birakirdim. Dusundukce killarim diken diken oluyor :P

    YanıtlaSil
  6. Adam giydi mi o ayakkabıları gerçekten? =)İnsan fotoğrafını çeker iki arada hemen. Karikatür gibi yurdum insanı.

    YanıtlaSil
  7. Off hiç sevmem öyle yavşak herifleri. Ne o öyle, canım cicim falan... Hıyar, "ne dedin sen!?" diye girmek lazım böylelerine. :)

    YanıtlaSil
  8. KREMALININ ANNESİ: Sen bir de onun yürüyüşünü görmeliydin :)Doğru söylüyorsun ekmeğini çıkaran bu adamı garipsememek lazım. Asıl kızılması gereken sözünü ettiğin o şirketler.

    O rimeli hiç sürmedim zaten :) Süreceğimi de sanmıyorum. Şaşkınlıktan aklıma gelmedi bırakmak inanır mısın? Rimel elimde öylece kaldım. Ama hala gülüyorum aklıma geldikçe, rimel parasına kahkaha satın aldım galiba :)

    BUZCEVHERİ: Bakakalmaktan fotoğrafı çekmek aklına gelmiyor inan ki. Adam ayakkabıları giymekle kalmadı ayağını hiç burkmadan bir güzel de yürüdü o topukların üzerinde :D

    KABAKMELTEMİ: Adam o kadar komikti ki kızamazdın inan bana. Yaydıra yaydıra bir "hayatııım" deyişi vardı akıllara zarar :)

    YanıtlaSil
  9. çok EĞLENcELİ bir yazı olmuş. Ne yalan söyliyim bende ayakkabı almaya bayılırım:)) SaTICILARDAN DA AYNI SİZLER GİBİ YAKA SİLKENLERDENİM. kEŞKE RAHAT BIRAKSALAR BİZİ YA:))

    YanıtlaSil
  10. Bence, Sevgili Ela, tüm kadınlar ayakkabı almaya bayılırlar. Ama sadece bazıları bunu itiraf etmez :)

    YanıtlaSil
  11. sevgili kedi,
    yüksek topuklu ayakkabı ile beraber birde yüksek topukla nasıl yürünür diye bir kurs almak gerektiğine inanalardan biri olarak kocaman kelli felli bir erkek satıcının o ayakkabılarla yürümesini hem şaşkınlıkla hem gülerek hemde gıpta ederek hayal ettim doğrusu:))
    ama rimeli kıllarında deneyen beyfendiye diyecek sözüm yoktur...
    Alışveriş bazen iyidir iyi gelir ;)ama herzaman takılma sen onlara bence alınacak şeylerin hiiiiç sonu yok.
    sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  12. Alışveriş bazen iyi geliyor ama bazen de insan eve dönüp "ben bunları neden aldım, neden o çılgınlara uydum?" diyor. Onların peşinden bir daha gitmemeye kesin kararlıyım :) Çünkü gerçekten alınacak şeylerin sonu gelmiyor...

    YanıtlaSil
  13. Selamlar,
    Tüketimi ve onun cazibesini(bağlayıcı,sürükleyici,dayanılmaz)öyle güzel anlatmışsınız ki, yorum yazmadan edemedim.
    Ben yaklaşık 2 yıldır hiçbir giysi almıyor, kısa mesafeleri arabamla değil bisikletle gidiyor ve az yemeye az tüketmeye gayret ediyorum.
    Ağızımızdan giren her şeyin bizim sorumluluğumuz olduğu bilinciyle sigara,alkol,kola v.s. kullanmıyor ve az yiyip bol su içiyorum.
    Bu kriz de herkes tüket! tüket! diye bağırırken yanlış mı yapıyorum ne dersiniz?
    Az tüketim = İşsizlik. Sistemin doğurduğu paradoksal yapı mı?
    Yolunuz açık olsun...

    YanıtlaSil
  14. Yanlış yapmadığınızdan hiç kuşkum yok Sevgili Coşkun Bey. Tüketimin azaltılması ve mantıklı bir hale getirilmesi gerektiği inancındayım ben de. Eğer bu şekilde devam edersek dünya sadece bir çöp yığınına dönecek. O zaman onun üzerinde yaşayabilecek miyiz işte bundan emin değilim.
    Not: Güzel blogunuzu inceledim. Çok teşekkür ederim blogunuzdan haberdar olmamı sağladığınız için. Artık "okumadan geçmediklerim" listemdesiniz. Okumak keyif olacak. Sevgilerimle...

    YanıtlaSil