09 Ekim 2008

GÖREV 1: MIKNATISI BUL VE YOK ET...

Bu çok garip. Bu kadar küçük bir odaya sıkış tepiş doluşup bu kadar gürültü içinde sohbet etmekten keyif almaları gerçekten çok garip. Kafamı şişirdikleri yetmiyormuş gibi saatler sonra giderken "Ah Fulyacığım senin de başını şişirdik." demeleri, ertesi gün bu sözü unutarak yeniden tüm olup bitenleri aynı şekilde tekrarlamaları akıl almayacak kadar garip.

Bugün yine toplandılar. (Buna neden şaşırıyorum ki. Onlar hergün başımdalar. Geçen gün defolun dememe rağmen hala ve hala inatla buradalar. Ders no1: eğer genel olarak şakacı bir yapıya sahipsen, sen ciddi olduğunda insanlar seni ciddiye almıyorlar. "Defolun başımdan sizin yüzünüzden tek kelime yazamadım. Bu işi yetiştirmek zorundayım ama sayenizde daha başlayamadım bile" desen de ciddiye almıyor ve "ahahah ilahi sen de" diye cevap veriyorlar.) Hemen masamın önündeki koltuklara yerleştiler ve başladılar.

Siyah tişörtlü grip olduğundan yakındı. Burnunun sol tarafı her sabah tıkanıyormuş. Mor gömlekli ise gülerek ona şöyle bir öneride bulundu: "Rakı iç." Siyah tişört hemen cevap verdi: "Töbeee töbeee" Mor gömlek "Tavukları iyileştirdiğine göre seni de iyileştirir." dedi ve hikayeyi anlatmaya başladı. Mor gömleğin eşi çocukken tavuk beslermiş. Tavuklar bir gün hastalanmışlar. Adamın biri tavuklara rakı içirmesini, rakı sayesinde çok kısa bir sürede iyileşeceklerini hatta eskisinden daha canlı olacaklarını söylemiş. Çocukcağız tavuklarına öyle üzülüyormuş ki rakı reçetesini denemeye karar vermiş. Tüm tavuklara birer çorba kaşığı rakı içirmiş. Bir tanesini ise kobay olarak seçmiş, kalan rakıyı zavallı tavuğun gırtlağından zorla akıtmış. Tüm tavuklar gerçekten iyileşmişler ama kobay tavuk bir hafta kendine gelememiş. Bulunduğu yerden kalkamadığı gibi sürekli uyuklamış.

Kahkahalar bittikten sonra kısa bir sessizlik oluyor. Her birinin suratından şimdi ne anlatabileceklerine dair sorular geçiyor. Bir tanesi hepsini tam onikiden vuracak konuyu açıyor: çocuklar. Birden bire Bridget Jones'a dönüşüyorum.O zavallının da tüm arkadaşları da evliydiler ve sürekli olarak çocuk odaklı bir sohbetin içindeydiler. (İnsan evlenince çocuklardan başka tüm konular önemsizleşiyor mu acaba? Ya da neden bu konuyu konuşmaktan bunca keyif alıyorlar? Belki de tek ortak konuları budur. Olabilir mi? Evet olabilir.)

Pembe gömlek uzun uzun gülüyor. Diğerleri ise henüz anlatmadığı bir konuya gülen bu kadının yüzüne "e hadi anlat da bu kadar komik olan neymiş biz de öğrenelim." der gibi bakıyorlar. "Ders no2: Bir olayı anlatmadan önce gülme. Çünkü gülmek insanları beklentiye sokuyor. Çok ama çok komik birşey bekliyor oluyorlar. İnsanlar her zaman aynı şeylere gülmedikleri için de anlatan hayalkırıklığına uğrayabiliyor.) Gülmesi bitince anlatmaya başlıyor. Oğlu polislerle ilgili birşey anlatmaya çalışıyormuş. Ama polis kelimesini bir türlü anımsayamıyormuş. "Hani şapkası var." "Hani kovalıyor adamları" gibi cümlelerle denemiş anlatmayı. Ama annesi bir türlü onun neden söz ettiğini anlayamamış. Çocuk denemeye devam etmiş. Ama başarılı olamamış. En sonunda pes edip gitmiş ama bir kaç dakika sonra koşarak odaya gelmiş annesine şöyle demiş: "Anne hani geçen gün biri babamı durdurup ona günah yazmıştı ya. İşte o." Annesi gülerek şöyle diyor: "Eşim trafik cezası almıştı. Benim oğlan ceza yazmakla günah yazmayı birbirine karıştırdı." Neyseki anlatan hayalkırıklığına uğramıyor. Çünkü hepimiz gülüyoruz.

Kapının açılmasıyla kazana dönmüş kafamı kaldırıyorum. Mavi kravat içeriye giriyor. "Susun yahu" diyor "sanki tüm sesiniz benim odanın içinde. Bir saattir çalışmaya çalışıyorum." Pembe gömlek gülerek "amaaan sen de" işareti yapıyor. Mavi kravat başını iki yana sallayarak çıkıyor. Sohbetin devamını dinleyecek gücü bulamıyorum kendimde. Çünkü bir saattir bu şen kahkahalı sohbetin girdabında sürüklenmekten serseme dönmüş durumdayım. Üstüne üstlük o iki saatlik toplantıdan çıkmışken. Ben bunları düşünürken siyah tişört "hayatım sen neden hiç konuşmuyorsun" diye soruyor. "Çünkü" diyorum "kafam şişti." Yalancıktan alınmış numarası yapan mor gömlek "ay aşkolsun iki dakika yanına geldik." O sırada kendime hakim olamayıp gülmeye başlıyorum "İki dakika mı? Yahu siz sürekli benim başımdasınız. Hayır kapıda "kahvehane" yazan bir tabela var da ben mi görmüyorum acaba?" Aman efendim beni sevdikleri için geliyorlarmış, yoksa neden gelsinlermiş, hem biraz düşünmeliymişim neden başkasının odası değil de benim odammış. "Sahi yahu" diyorum "neden başkasının odası değil de hep benim odam?" E sevildiğimi bilmeliymişim. "Size yalvarıyorum beni uzaktan sevin" diyorum. "Olmaaaz" diyorlar. Delireceğim. Kovasam gitmiyorlar, nazikçe gidin desem gitmiyorlar. Gitmiyorlar da gitmiyorlar. Biri sonunda analizi yapıyor "Bu odanın herkesi çeken mıknatısı var." Diğerleri başlarıyla onaylıyorlar. O anda o mıknatıs her neredeyse bulup yok etmeye yemin ediyorum. Yok etmesem bile en azından çekim gücünü yorgun, bitkin olmadığım ve işimin olmadığı zamanlara ayarlasam yeter. Evet bunu kesinlikle yapmalıyım.

Sonra bir mucize oluyor ve koca popolarını benim koltuklarımdan kaldırıp kapıdan çıkmaya hazırlanıyorlar. Arkalarından bağırıyorum: "Sakın yarın gelmeyin." Hepsi gülüyor. Bir tanesi bağırıyor uzaktan: "Yarın aynı saatlerdeeee..."

Resim: Lowell Herrero

11 yorum:

  1. Ahhhh dostum ahhhh!!! Neşeli ve yumuşak yüzlü olunca ne kadar ciddi de olsan bu durumlara düşüyorsun bir şekilde işte... Ciddiyetin bile bir espri konusu oluyor. Ama itiraf etmeliyim ki sen ne kadar kızmış olsan da senin anlatımınla kızamayıp gülüyorum bu duruma:)))

    YanıtlaSil
  2. vay k.lt.kl.r vay :)

    allah kolaylık versin. Mıknatısı bulmak için odana demir tozu serpiştir mıknatısı bulursan bulursun bulamazsan ortalık kirlendiği için gelmezler herhalde :)

    YanıtlaSil
  3. ama ya gelmeselerdi?...bu blog da hic yazilmayacakti...belki de iyi ki gelmisler:)...

    YanıtlaSil
  4. birde düşün, onlar olmasa oflıycak poflıycak bir serzenişin olmycaktı.. bir renk... :)

    YanıtlaSil
  5. Kedicim bence senin odadaki koltuklar cok rahat olmali. Bence koltuklarin ayaklarini kiriver caktirmadan. Oturduktan 1 saniye sonra tovbe edeceklerdir bir daha gelmeye:))

    Imza: Hayin tavsiyeler verebilen sadik bir dost:)

    YanıtlaSil
  6. Arkadaşlar tarafından sevilmek çok güzel de.. bazen yalnız kalmak istiyor insan. Yarın aynı saatlerde yanındalar. Amam ben cuma mektupları nı okumak istiyorum. Nolur yaz ama nolur nolur.

    YanıtlaSil
  7. YEŞİM ÖZDEMİR: Ne yazık ki öyle oluyor Yeşim. İnsanlar ciddiyetle şakayı yüzümüzden okumayamacak kadar bakmayı bilmeyen oldukça da böyle devam edecek...

    KRİPTOGRAF: Bu da iyi bir yöntem :) Onları uzak tutmak için yeni yöntemler bulma çalışmalarım devam ediyor :)

    BİRAZ: Evet belki :))

    TNRZDK: Evet bu da pozitif bir bakış elbette :)

    KREMALININ ANNESİ: Ben de toplu iğne koymayı planlıyordum aslında :)) Ama o kadar da zalim olmayayım değil mi? :)

    VLADİMİR: Yazdım Vladimir'ciğim yazdım. Aslında artık yazmamaya karar vermiştim. Ama sabah söylediklerini okuyunca... Bu mektubu Vladimir için özel kabul edebilirsin Sevgili Dostum :)

    YanıtlaSil
  8. Sevgili kedi iş ortamında bu tür sohbetler eğer onlara katılabilcek durumdaysan keyifli oluyor ama sen iş yaparken onlar başında sohbet ederlerse kahvehane mi büro mu tartışılır işte. Allah kolaylık versin ne diyeyim, bizim yan büroda çok hoş sohbet bir hanım var, her gelişi en az onbeş yirmi dakika ile başlayan saatlere uzanan ziyeretleri olur. Ben genellikle bilg. başında çalışıyor olduğumdan daha çok diğer arkadaşlarımın maslarına yanaşır, sohbetlerine dahil olamam ama hep katılmak isterim. Ktılsan daha bir dert çünkü koyvarmez seni anlatır da anlatır. Öyyle uzaktan bakarım. Durup durup da saatimi yoklarım.

    YanıtlaSil
  9. O sohbetler zaman zaman keyifli oluyor elbette ama işin varsa özellikle acele yetiştirmen gereken bir işse bu ve bu sohbetler hiç durmadan devam ediyorsa sen bir türlü yalnız kalamıyor kafanı toplayamıyorsan gerçekten çekilmez oluyor :)

    YanıtlaSil
  10. Bence seviyorsun o curcunayı..

    YanıtlaSil
  11. Elbette seviyorum :) Ama inan bana bazen gerçekten beni çileden çıkarıyorlar.

    YanıtlaSil