23 Ekim 2008

YALNIZ KALMAYI BECEREMEYENGİLLER

Bütün sabah bir kaç kişinin "hayatın ne kadar sıkıcı olduğundan" "bütün gün canlarının ne kadar sıkıldığından" "yapacak birşey bulamadıklarından" "rutinden nefret ettiklerinden" söz eden abuk sabuk konuşmalarını dinlemek zorunda kaldım. Ve tuhaftır ki, bu konuşmalar benim yapmaktan keyif aldığım işler bölünerek yapıldı. Mesela sabah gazetemi okurken, bir maile cevap yazarken, sevdiğim bir blogu büyük bir keyifle okurken, gönderilmiş fotoğrafların renkleri içinde kaybolmuşken... (İnsan böyle durumlarda sinirlenir belki ama ben güldüm. Çünkü tüm bu sıkıntılarını "can sıkıntısının aptalca birşey" olduğunu düşünen birine anlatıyorlardı.)

"Can sıkıntısı" gerçekten aptalca birşey gibi görünmüştür bana. (Canı sıkılanlar lütfen "Hamam" filminden sonra tellakların ayaklandığı gibi ayaklanıp kapımın önünde gösteri yapmasınlar. "Biz aptal değiliiiiiiiz, canı sıkılan bir grup geyiğiiiiiiz" biçimindeki sloganlarla uğraşmaya ne halim var ne de vaktim. Anlaştık mı? Hem dikkatinizi çekmek için cümlenin tamameeen kişisel olduğunu belirten bölümü kalın koyu harflerle yazdım. Lütfen.) Tam şu anda, ben tamamen can sıkıntısı üzerine bir kaç laf etmek için klavyenin başına oturmuşken halkımızın o meşhuuuuur alınganlığı üzerine bir kaç laf etmezsem öleceğimi farkettim. (Evet abartıyorum ne olmuş yani?) Bu ülkede hep böyle değil midir; biri bir laf eder ve örnek verme gafletinde bulunur. O örnekle aynı özellikleri ya da aynı ismi taşıyanlar basarlar yaygarayı: "Olur mu öyle şey? Vay efendim bize nasıl böyle der? Terbiyesiiiiiiiz, ahlaksııııız" şeklindeki akıllara ziyan cümleler günlerce gazetelere manşet olur. Bu saçma ruh hali gerçekten şaşılasıdır çünkü bu tip bir cümlenin günlerce peşine düşebilen insanlar tahmin ettiğinden çoktur. Ve yine şaşılasıdır çünkü bunlara insanlar gülüp geçemiyor ve verilenin genele yayılacak bir hakaret değil sadece bir örnek olduğunu algılayamıyorlardır. Oturup düşünürsün bu tür haberlere bakarken, " Bu insanlar neden ayrı birer karakter olduklarının farkına varamıyorlar" dersin. "Neden kendilerini bir grupla var ediyorlar da kendi başlarına ayakta duramıyorlar." dersin. Dersin de dersin ama bilirsin o grup yine bildiğini okuyacak, bir cümle duyup kendisini hakarete uğramış hissedecek ve gazetelere manşet olacaktır. Her neyse...

Bütün sabah onlar canlarının nasıl da sıkıldığından söz ederken ben can sıkıntısının sebepleri üzerinde düşünüyordum. Ve onlara bakarken canlarının sıkılmadığı tek zamanların insanlarla beraber oldukları ve havadan sudan sohbet ettikleri zamanlar olduğunu farkettim. Öyle ki; canları sıkıldığında mutlaka birilerinin yanına gidip oturuyor ve can sıkıntılarını gidermek için akıllarına ne gelirse anlatıyorlardı. İstiyorlardı ki hep etraflarından insanlar olsun, hep kalabalıklarda olsunlar, hep konuşsunlar, hep kendilerini anlatsınlar, birşey dinleceklerse karşılarında kıpırdanıp duran dudaklar olsun yani ne olursa olsun hep insanlar olsun etraflarında. Ve yalnızlığı can sıkıntısının eşiti olarak görüyorlardı. Oysa farkında bile değillerdi ki yalnız kalmayı becerememek onların özgürlüklerini sınırlıyor onları insanlara bağımlı kılıyordu. Bu yüzden insan yalnız kalmayı becerebilmeli, yalnızlığı can sıkıntısının eşiti olarak görmekten vazgeçmeli ve o zamanların değerini bilmeliydi.

Bir de hayatın aynılığından dert yananlar vardı sabah dinlediklerim arasında. Elimde olmadan yarı tebessümle dinledim onları da. Hayatın aynılığı hayatın özüne tersken bu insanlar nasıl olup da hayatın aynılığından dert yanıyorlardı ki? Evet hergün işe gidiyorlardı ama iş yerinde hergün aynı şeyler olmuyordu. Evet çok kalın bir kitabı uzun zamandır okuyorlardı ama o kitabın hergün aynı sayfasını okumuyorlardı. Evet her gün televizyon izliyorlardı ama hergün aynı filmi izlemiyor, aynı dizinin aynı bölümünü seyretmiyorlardı. Belki hergün aynı kişilerle konuşuyorlardı ama hergün aynı şeyleri konuşmuyorlardı. Ev-iş-kitap-televizyon dörtlüsünden oluşan bir hayatları olsa bile bu cümlenin kurulması mümkün değilken bu insanlar nasıl hayatın aynılığından dert yanabiliyorlardı?

Ve birşeyi daha farkettim bu sabah; can sıkıntısı insanı bencilleştiriyordu. Öyle sıkıcı buluyorlardı ki hayatlarını o sıkıntıdan kurtulmak için herşeyi yapar hale geliyor, karşılarındakini hiç ama hiç umursamıyorlardı. Canı sıkılan biri hemen başka bir insanın yanına koşuyor, o insanın meşgul olup olmadığını umursamadan kendi sıkıntısı gidermek için onu kendisiyle sohbet etmeye zorluyordu. ("sohbet etmeye zorlamak" cümlesi bile ne kadar garip)

Belki başka sebepleri de vardır ama insanların can sıkıntısının kökeninde kendi hayatlarını sıradanlaştırmaları geliyor galiba. Bir kaç nokta çizip hep o noktalar arasında gidip gelmekten söz ediyorum. O noktaların dışına çıkmaktan hem bunca korkup hem de bu noktaları bu kadar sıkıcı bulmaları ise ayrı bir konu...

Fotoğraf: Engin Güneysu

10 yorum:

  1. sevgili aydan atlayan kedi,
    sessiz takipciniz gizli bahçeden bir ödül uzattı size uğrayıp alırsanız sevinirim.
    sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  2. canı sıkılanlara okuyacak ve iyi vakit geçirecek bir yazıydı:))
    Sevgilerr ve teşekkürler...

    YanıtlaSil
  3. İnsan yalnızken mutlu değilse, kendiyle başbaşayken mutlu olmayı bilmiyorsa, eş, dost ya da arkadaş farketmez, kimle mutlu olabilir ki? Ama can sıkıntısı da bir ruh halidir canım. Bazen duvarlar üstüne üstüne gelir insanın, hiç nedensiz...
    Bu arada, konuşmak demişken; ne konuşulduğunun önemini pekiştiren bir cümle duymuştum seneler evvel. "Konuşacak hiçbirşeyi olmayan insanların tek yapacakları şey, dedikodudur." diyordu. Çok korkmuştum "ya ben de öyle olursam?" diye :)

    YanıtlaSil
  4. TABİAT ANA: Gizli Bahçeden gelen o ödül onurdur benim için. Çok çok teşekkür ederim Sevgili Tabiat Ana.

    ELA: Teşekkür ederim :)

    PARPALİ: Bu konuda seninle hemfikirim; İnsan kendisi ile mutlu değilse başkaları ile bir arada olması mutluluk kaynağı değil. Ben üzüntü olan can sıkıntısından söz etmiyordum. Duvarların insanların üzerine geldiği o hal hepimizi bulur, insan sebebini bilmediği bir üzüntü, can sıkıntısı duyar bazen içinde. Benim sözünü ettiğim, yanlız kaldığı zamanları kendisine özgü bazı şeylerle değerlendiremeyenler. Bazıları okur, bazıları resim yapar, bazıları fotoğraf çeker her zaman zamanlarını dolduracak ve kendilerini mutlu edecek birşeylerle uğraşırlar. Hatta bu insanların çoğuna 24 saat az gelir. Ama bazı insanlar ise zamanlarını boşuna harcarlar ve bununla da kalmayıp diğer insanları da meşgul ederler.Sözünü ettiğim insanlar bu insanlardı :)

    YanıtlaSil
  5. Yalnızlık ne muhteşem birşeydir. Bunun kıymetini bilmeyenlere şaşıyor, sırf yalnız kalabilmek için (ve de iki ufaklığımla geçirebileceğim sınırlı zamanı harcamamak adına) gecelerimi uzatıyor, uykumdan fedakarlık ediyorum.
    Yapmak istediklerimi, hayallerimi düşündükçe hayatın ne kadar kısa olduğunu fark ediyor ve panikliyorum:) Günler 48 saat olsa ne güzel olurdu diye geçiriyorum içimden :D
    Bence insanlar yalnız kalabilme lüksünü kendilerine sağlamalı, iç dünyalarına yolculuk yapıp hayata katabilecekleri güzellikleri keşfetmeliler:)

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Pino bu sabah onları dinlerken ve zamanını güzel şeylerle değerlendirenlerle ilgili düşünürken senin o güzel çizimlerinin de aklımdan geçtiğini itiraf etmeliyim. Günlerin yetmediği insanlardan biri olduğunu tahmin etmiştim :)
    Çok doğru söylüyorsun yanlız kalabilmek aslında insanın en büyük lükslerinden biri ama pek çok insan bunun farkında değil ne yazık ki. Tıpkı dünyada hayatlarına katabilecekleri ne kadar çok güzellik olduğunun farkında olmadıkları gibi...

    YanıtlaSil
  7. Yalnızken canım sıkılmıyor.. Mutluyum hatta.. Böyle olduğum için de mutluyum.. Ama yazı yazan insanlar daha az sıklıkta sıkılıyor gibi geliyor bana hep.. Gerçi bazen yazamaz da olabiliyoruz..

    YanıtlaSil
  8. canim ziyaretin beni cok sevindirdi herzaman beklerim elsanatlarina merakim fazla senden ogrenecegim cok sey var blogunu sen yokken bir guzel gezme firsatim oldu:)) harika seylerle karsilastim.zevkinize hayran kaldim.
    bundan boyle yakin takipcinizim:)
    selam ve sevgilerimi birakiyorum.

    canim diger blogundan iki gundu yorum gondermeye calisiyorum ama olmadi buradan deneyeyim birde dedim:))

    YanıtlaSil
  9. KABAKMELTEMİ: Emin misin :P

    KARÖSHİ: Ben de kendi kendine kalmayı sevenlerdenim. Bu yüzden yalnızlıktan canı sıkılangillerden değil de hiç bir işi yetiştiremeyengillerden ve gün yetmediği için canı sıkılanlardanım :)

    ÖZGÜLÜN TARİFLERİ: Bu işte bir yanlışlık var gibi geliyor bana Değerli Özgül Hanım. Sanki bu yorum bu bloga yazılmamış gibi. Yanılıyor muyum? :)

    YanıtlaSil