
Bir fincan kahvenin buharına bakarken, bir battaniye altında o kalın kitabın sayfaları içinde yitip gitmişken, yağmur alabildiğine yağıyorken ve ayaklarımız hala böyle sıcakken, mutfaktan güzel bir çorba kokusu her yanı kaplamışken, bir yere gitmek zorunda değilken, yatakta gün boyu kalma özgürlüğüne sahipken, salondaki televizyondan hiç beklemediğin anda sevdiğin bir şarkı kulaklarına erişmişken, saçların darmadağınıkken ve dağınık olmasının hiç bir sakıncası yokken, nefes alabiliyorken ve nefes almakla da kalmayıp hiç bir sızı, ağrı duymuyorken, sevdiğin herkes hayattayken, bin sebepli ama dillendirilemeyen bir coşkuyla doluyken yağmur soyduğun derinin altındaki taştan sızıp böyle içine doluyor.O doldukça ve sen böyle coştukça birileri gelip kalbin kapısını çalıyor.
Ayakları üşümeseydi diyorsun bir kap çorba belki... Baş üzerinde bir dam hiç olmadı bir şemsiye... Üzerine bir battaniye, bir hırka ya da... Daha iyisi yünlü bir manto. Soba başında otursa birileri... Bir kahveci alsa onu içeriye... Gel ısın dese... Soba şöyle gürül gürül yansa... Adamın yanakları kızarsa kızarsa kızarsa... Kimse anlamasa sevinçten mi ısındığı için mi kızardığını... Ah öyle olsa... Kimseler sokakta kalmasa...
Yağmur önce romantikleştiriyor sonra da kurumlu bir keder gibi yağıyor üzerine... Yüzünde ellerinde simsiyah izi kalıyor...
FOTOĞRAF: ENGİN GÜNEYSU
Yarın kar yağar, sahlep içilir buharlı camların ardından.. Bu kurumlar, silinir üzerinden belki o zaman.. Elini tutan elde de aynı, siyah izlere rastlanır, kimbilir..
YanıtlaSilBelki üzerindeki aynı siyah izlerdir el ele tutuşmamıza sebep...
YanıtlaSilBazen işte böyle sıcacık durumlarda bile başkalarını düşünüp o anı yaşayamıyor bile insan...Keşke her yağmur ve kar yağışında bilsemki yurdum insanı sıcakta ve iyi. Ama maalesef her günün acı getirileri bazen bizden uzakta da olsa bize de dokunuyor işte...İçerde olmak mı, dışarda kalmak mı, romantizme dalmak mı yoksa şehrin kayıp insanları için hayıflanmak mı ...Yoruluyor değil mi insan bunun avuntusu şudur kedicik herkes kendi seçimlerinin sonuçlarını yaşar ( kaderin sürüklediklerini ayırıyorum )...Sevgilerimle
YanıtlaSilİnsan böyle işte; hep iki arada bir derede...
YanıtlaSilIste vicdan sahibi olmanin en güzel yani. En keyifli ve mutlu anlarda bile buna sahip olamayanlari düsünüp bir ic gecirmek...
YanıtlaSilSahip olamayanlari da unutmamak ve sahip olunan her sey icin mütesekkir olmak...
*
Fotograf cok ilgincti.
Konuşmaya hasret kalmış sokakların efendisi bir amcamla sigaramı paylaşıp muhabbet etmiştim bir kış günü. Ben de hissettim soğuk havayı iliklerimde. Ve buz gibi hikayeler anlattı bana, ne küfürler saydırdı geçmişe.. Ve sen ne güzel döktürmüşsün yine.
YanıtlaSil"Anı yaşamak gerçekten mümkün mü?" diye sordum kendime, yazdıklarını okurken. Benim için pek mümkün olmadı. Ve galiba pek de olmayacak.
YanıtlaSilBurada yağmur bile yağsın diye günlerce yalvartıyor.
YanıtlaSilSevgili Kedi;
YanıtlaSilDavtelisiniz bize de:)
Sevgiler
Başak
DEMET: Dünya yoksun bıraktıkça birilerini birşeylerden bizler de hep böyle eksik kalacağız galiba...
YanıtlaSilFotoğraf Sevgili Dostum Engin'e ait. Onun o şahane fotoğraflarını internette bulabilirsiniz.
BUZCEVHERİ: Ne çok insan hikayesiyle dolu içimiz değil mi Cevherim? Bu yüzden böyle çok çok üşümeler belki de...
Çok teşekkür ederim...
PARPALİ: Bizim sahip olduklarımıza sahip değilse bu kadar çok insan, anı yaşamak imkansız...
VLADİMİR: Çok olunca da dertlere yol açıyor, hiç olmayınca da...
BAŞAK: Onur duyarım :)
Yağmur, herkesin üzerine farklı yağıyor Fulya'cım.
YanıtlaSilÖzellikle sokakta yaşayan, şemsiyeye, bir kap sıcak çorbaya hasret olanlara.
Sevgilerimle...
Gökten inerken herkese eşit toprağa yaklaşınca herkese farklı yağıyor... Kimi romantizmin içinde yitip gidiyor kimi ise sırılsıklam öylece kalakalıyor...
YanıtlaSilİkinci paragrafı çok sevdim, üçüncü yüreğime dokundu. .
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim Sevgili Evren...
YanıtlaSil