17 Kasım 2008

HANGİ ZAMAN?

Dolmuşun içi rendelenmiş limon kokuyor. Çok garip. Tıpkı annemin ben çocukken yaptığı keklerin hamuruna rendelediği limonun kokusu gibi... Zaman geri sarıyor ve ben birden sekiz yaşıma dönüyorum. Bir cumartesi öğleden sonrasında buluyorum kendimi. Yıl 1981. Kardeşim tüm haşarılığı ile evin içinde oradan oraya koşturuyor. Annem bir kap içindeki hamura sarı bir limonu usulca rendeliyor. Cumartesi öğle sonraları o günlerde hep limon kokuyor.

Önümüzdeki araç ani bir fren yapyor. İçinde olduğum dolmuş da öyle. O ani ses 1981'den 2008'e geri getiriyor beni. Tıpkı güzel bir rüyanın ortasında uyandırılmış gibi hissediyorum. Kime kızayım bilemiyorum. Hala limon rendesi her yan... Ama zaman nedense yeniden geriye saramıyor. Arkadaki adamın telefonu çalıyor. Adam fısıltıyla konuşuyor. Radyodaki reklam yerini bir türküye bırakıyor. "Bin cefalar etsen almam üstüme oy, gayet şirin geldi dillerin dostum oy, varıp yad ellere meyil verirsen oy, kış ola bağlana yolların dostum dostum dostum..."

Babamın yüzü dolmuşun buğulu camında beliriyor. Yüzündeki tüm çizgileri siliyor geriye saran film. Genç bir adam oluyor yeniden. Siyah dalgalı saçları o türküyü söylerken savruluyor: "Bin cefalar etsen almam üstüme oy, gayet şirin geldi dillerin dostum oy... " Anneme kaldırıyor kadehini annem gamze gamze gülüyor. Bahçeden akşamsafalarının kokusu yayılıyor. Her yer akşamsafasına ve türkülere bulanıyor.

Duruyoruz. Dolmuştan az önce telefonla konuşan adam iniyor. O dolmuşun içinde aslında var olup olmadığımı düşünüyorum. Günlerden pazartesi saat 17:10 aylardan kasım yıl 2008. "Tam bu anı, şimdi dolmuşun bu koltuğunda otururken yaşamış sayılır mıyım?"diyorum kendi kendime. Sürekli geriye saran aklımın kayıtlarını, sanki eski bir film makinasından yıpranmış bir film gibi izlerken içinde bulunduğum zamanı sahiden yaşamış oluyor muyum?

Gün içinde kaç kez yapmışımdır bunu? Bir yerdeyken kaç kez geriye sarmıştır aklım? Bir kokudan, bir şarkıdan, birin anlattığı bir hikayeden, bir fotoğraftan ya da okuduğum bir haberden yola çıkıp kaç kez anımsamışımdır eskiyi? Ya geleceğe dair neler kurmuşumdur nelerden yola çıkarak? Kaç kez içinde bulunduğum anı es geçip gelecek için, tamamen gelip gelmeyeceği kuşkulu olan bir gelecek için hem de, hayaller kurup planlar yapmışımdır? Peki ya öfkelenip sustuğum zamanlara ne demeli? Öfkemin aklımın içinde hapis kaldığı zamanlarda, kaç kez kavga etmişimdir aklımın içinde birileriyle?

Öğle güneşinin altında o masada sevdiğim insanlarla otururken belki ya da sabahın ilk çayını yudumlarken, yemek yerken, sevdiğim bir filmi izlerken, bir şarkıyı dinlerken, gökyüzüne bakarken, gazete okurken, o kitabın satırlarından gözlerim geçip giderken aklım kaç kez geri kaç kez ileri sardı filmi acaba? Eğer tüm bunları yapmışsam ve yapıyorsam ben hangi zamanı yaşıyorum?

Fotoğraf: Engin Güneysu

23 yorum:

  1. kendini yaşıyorsun.Zaman yalan sanırım biraz..

    YanıtlaSil
  2. Kendimi yaşamak... Evet sanırım öyle yapıyorum, yapıyoruz...

    YanıtlaSil
  3. Her gun dolmusta yapilan yolculugun aksine bugun zamanda yaptigin yolculuk ile rutinden biraz olsun siyrilmissin...ama harika anlatmissin. Tek basina hayallere dalmis fakat simdi yaziya dokunce bizi de yanina almis gibi olmussun hem de biz hic bilmeden. Kalemine saglik.

    YanıtlaSil
  4. Çok teşekkür ederim :) Bazen düşünüyorum da dünya topraklarında yaptığımız yolculuklar mı ilginç yoksa aklın içinde yaptıklarımız mı?

    YanıtlaSil
  5. Sevgili kedicik,
    Yazdıklarınla bizleri de zamansızlığa soktun.Sihirli kelimelerdi sanki.senin anlattıklarınla benim geçmişten bir kaç kesit birleşti babamın ağzında da türkünün sözleri, babanla rakı kadehlerini tokuşturuyorlardı sanki.
    "İlahi onmaya yardan ayıran.
    Bahçede bülbüller ötüyor inan.
    Kula gölge ise Allah'a ayan,
    Senden ayrılalı gülmedim dostum"
    diye türkü dillerinden dökülüyordu.Paylaştığın ve yaşattığın duygular için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  6. İşte bunu sevdim; Birbirini hiç tanımayan insanlar bizim kelimelerimizde buluştular. Senin baban ve benim babam hiç olmayan bir zamanda, aynı masada... Kelimeler hep sihirliydiler ya, şimdi daha da çok...

    YanıtlaSil
  7. limon kokan pazar günleri :))
    ben o zamanki huzuru ve rahatlığı hissetim nedense bir anda birde sıcacık güveni...

    YanıtlaSil
  8. Dün akşam başımı yastığa koyduğumda, yarını yapılacak işleri, akşamına izlemeyi planladığım filmi nerede, kaç seansında yakalayabileceğimi ve hatta bayramda neyi, nasıl yapmam gerektiğini düşünüyordum. Halbuki saat gece yarısını çoktan geçmişti ve uyumazsam ertesi gün hiçbir şeyle uğraşamayacak kadar yorgun hissedecektim kendimi. Anı yaşamak istiyorum. Bunu nasıl yapacağımı google amcaya mı sorsam ben de? :)

    YanıtlaSil
  9. bende gün içinde sık sık akıl yolculukları yaparım. Akıl yolculuğumun az olduğu günler iş sahasında daha verimli geçiyor. Yoksa hangi zamanda olduğum birbirine giriyor. Brajeswahari doğru söylüyor aslında kendimizi yaşıyoruz biz.

    YanıtlaSil
  10. İnsanın kendi düşünceleridir her zaman yaşadığı tek gerçek, yaşadığı an. İnsan yaşamı boyunca, kendi ürettiği düşüncelerden korkar, kendi ürettiği düşüncelere öfkelenir, kendi düşüncelerine sevinir, kendi düşüncelerinden mutlu olur. Bizim dışımızdakiler sanırım bizim için arka fon gibiler. Çok hoş, akıcı bir öykünün içine kazık bir soru konduruvermişsin valla Fulya:)) Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  12. Ruha dokunan bir yazı olmuş :) elinize yüreğinize sağlık. Felesefi bir soru bir edebi metne ancak bu kadar yerleştirlebilirdi. şimdi soruyu düşünüyoruz. Yorum arkadan gelecek inşallah :))

    YanıtlaSil
  13. TABİAT ANA: İnsan güzel zamanları nedense hep kokularla anımsıyor...

    PARPALİ: Hep düşünüyorum günün ne kadarı geçmişte, ne kadarı gelecekte ve ne kadarı şimdide geçiyor? Şimdide geçen zamanlar pek az galiba...

    HAYATTA GİDERKEN: Şimdi ise bir başka soru var: Hangi hallerdeyken akıl yolculuklarına çıkıyoruz? Akıl yolculuğunda içinde bulunduğumuz ruh hali mi yoksa dıştan gelenler mi etken? Bu sorular sürekli çoğalıyor mu ben mi çoğaltıp duruyorum acaba:)

    HAŞİM: Sanıyorum biz dünyada değil de asıl aklımızın içinde yaşıyoruz Haşim...

    ENİS DİKER: Çok teşekkür ederim Sevgili Enis Bey :) Merakla bekliyorum yorumunuzu..

    YanıtlaSil
  14. Eğer geçmişte yada gelecekte takılı kalmıyorsan ; yani geçmişe ahlar vahlar keşkeler çekip durmuyorsan yada karamsar veya olmayacak hayyaller kurmuyorsan bilki şimdiki zamanın içinde geziniyorsun...Ve şimdi mutluysan bilki doğru zamanda doğru yerdesin...

    YanıtlaSil
  15. Aklın içinde mutlu seyahatlerim var benim. Ahlarım vahlarım ya da keşkelerim yok beni geçmişe gömecek. Hayallerim var ama beni dünyadan koparıp kendi içinde boğacak türden değil. Ve çok çok haklısın eğer şimdi mutluysam doğru zamanda doğru yerdeyim :) Çok teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  16. Geçmişin hatırları ile meşgul değilken, bu anı yaşarken, bu anın kararlarını verirken bile geçmişin gölgesi üzerimizde .Baktığımız herhangi bir şeye onun oluşturdu ön yargılar, ön düşünceler üzerinden bakıyoruz. Bir geleneğin içinden geliyoruz, bir dünya görüşünün ufkundan dünyaya bakıyor, şekilendiyoruz onu.

    Gadamerin ufkundan bakarsak sohbet de bir ufukların kaynaşması. Bir dostum blogunda yazdıkarı için, ön yargılarımı teşhir ediyorum, sonra onların üzerinde düşünüyorum demişti :))

    Fakat insan olarak geçmişin kurguladığı bir makına olmaktan , onun geçmişten getirdiği tortular üzerinde düşünürken, onları insanca bir bakışa açısına çektiğimzde; hayata, yaptığımız işe şevkle/aşkla tutunduğumuzda kurtuluyoruz galiba. Yada bir sohbete/karşımızdakine sürdürürülebilir bir ilgiyle bağlandığımızda hem bu ana, hem de insanlığımıza dönüveriyoruz galiba. Bu anı yaşamanın insanlığımıza dönmekle bir alakası var diye düşünüyorum, en derin hatıraları şu an içinde yaşarken, onları tekrar anlamlandırıken , o zamanın neşesi bugünede, yarında düşüyor sanki. Bir az karışık oldu galiba :))

    YanıtlaSil
  17. İşte bu yüzden insan karışık ve çözümlenemez ya. Geçmişin, geleceğin ve bugünün harmanı olduğu için...

    Hayır karışık değil yazdıklarınız. Derin ve üzerinde düşünülmesi gerekn cümleler. Ve her zamanki gibi insanın aklına yeni pencereler açan türden :) Çok teşekkür ederim tüm bunlar için Sevgili Enis Bey...

    YanıtlaSil
  18. Ben doğduğumda sen annenin keklere rendelediği limonların kokusunu zihnine nakşediyormuşsun anı olarak. Sonrları bende yaptım bunu ama limon ve keki değil. Çünkü beceremezdi annem kek yapmayı. Ya şimdi? Hala beceremiyor. =) HEhehe

    YanıtlaSil
  19. İşte bu yüzden Cevherim o limon kokusunu kendin nakşetmelisin zihnine :) Şöyle düşün; bir gün hiç hamura eli değmemiş bir adam olarak mutfağa girdiğinde o limonu hamura rendelerken aklına gelsin bütün bunlar. Ah be Cevherim dünya böyle şenlikli oldukça biz aklımıza neler neler kazırız :)

    YanıtlaSil
  20. Bu seyahetleri her gece yatarken yapıyorum bende. Ama yaşamdaki seyahetlerde de en çok içimi sızlatan geçmişe dair kokular ve o an eskiyi anımsatan müzikler oluyor..

    YanıtlaSil
  21. Bir şarkı ya da bir koku nasıl alıp götürüyor insanı başka bir zamana, hep şaşmışımdır buna...

    YanıtlaSil
  22. Yazını okuduğumda benim annemin de keke limon rendelediği geldi aklıma. Yıllardır unutmuş olduğum bu bilgi, beynimin tozlu raflarından gün yüzüne çıkıverdi senin sayende. Bu hep böyle devam edecek Fullam. Bir geçmişe gideceğiz, bir günümüze döneceğiz. Bildik zamanlar içinde bu yolculuk öylece sürecek...

    YanıtlaSil
  23. "Bir geçmişe gideceğiz, bir günümüze döneceğiz. Bildik zamanlar içinde bu yolculuk öylece sürecek..." Ve adına yaşamk diyeceğiz :)

    YanıtlaSil