05 Kasım 2008

İSMİ NEYDİ, UNUTTUM

Kapı
Bir belgeyi imzalatmam gerekiyor. İsteksizce müdürün odasının kapısını çalıyorum. Kapıyı çalar çalmaz içeriye giriyorum. Aynı anda "madem böyle pat diye içeriye girecektim kapıyı çalmamın mantığı neydi?" diye düşünüyorum. İnsan bazen ne kadar düşüncesiz davranıyor. Kendi kendime kızıyorum. Müdür Bey masasında oturuyor. Karşısında bir adam ve hemen masanın önünde ayakta duran hamile bir kadın var. Müdür Bey ve elimdeki belgeye yönelmiş dikkatim diğer ikisini sadece birer görüntü olarak yansıtıyor aklıma. Kadın konuşana kadar bunu farketmiyorum bile.

"Merhaba Funda Hanım"
Kadın pürüzlü bir sesle "Merhaba Funda Hanım" diyor. Başımı çeviriyorum. Gülümseyerek elini uzatıyor. "Fulya" diyorum. Şaşkınca yüzüme bakıyor. "Funda değil adım. Fulya" diyorum. Özür diliyor. "Önemli değil" diyorum. Böyle diyorum ama aslında içten içe kızıyorum. Ben onun adını doğru anımsayıp anımsamadığımdan emin olamıyorum bu nedenle ona adıyla hitap etmiyorum. Etraftakilerin konuşmalarında adı geçerse eğer emin olur ve öyle hitap ederim diye geçiyor aklımdan. Funda lafına kilitleniyorum. Bir yandan da sinirleniyorum. Bunu hiç anlamadım çünkü. İnsanların adından emin değilsen neden ona adıyla hitap edersin ki? Adları unutmak mümkündür. Adını söylediği vakit dikkat etmemiş olabilirsin, aklın dağınıktır herşey olabilir. Ama emin olmadan ona adıyla hitap etmek çok büyük bir saygısızlık değil midir? Karşındakini önemsememek ve bunu da ona hiç çekinmeden göstermek değil midir? O an bir kitapta okuduğum bir cümleyi anımsıyorum. Şöyle diyordu: "İnsanların isimlerini ben de unuturdum. Başkalarında nasıl bir izlenim yarattıklarını düşünen insanların başına geliyormuş bu, karşılarındaki kişiye bu yüzden yoğunlaşamıyorlarmış." [1]

Bıyıklı kadın, kırmızı ruj
Bu kadın bende nasıl bir izlenim yarattığına mı takıldı en baştan beri? Bu yüzden mi adımı söylediğimde dinlemedi? En fazla üç ya da beş kez karşılaştık onunla. Ve oturup uzun sohbetler etmedik. Çünkü ne ben onun keyifle sohbet edebileceği biriydim ne de o benim. Karşılaştığımız her yerde abuk sabuk şakalarıyla beni serseme çevirdiğini ve o konuşurken üst dudağındaki bıyıklardan gözlerimi bir türlü alamadığımı anımsıyorum. Erkeksi davranışları olduğunu ve bu davranışlarla o koyu kırmızı rujun nasıl bir tezat oluşturduğunu düşündüğümü anımsıyorum. Ve onun hakkında aklımda kalan son şey o an tanıştığı insanlarla mesafesiz, saygısız bir biçimde konuştuğu ve bu davranışının da herkese sevimli, sıcak bir insan imajı vermek için önceden kurgulanmış oluşu.

Neden böyle saçmalıyorum?
Biz insanlar bazen çok garip oluyoruz. Birinden ilk gördüğümüz an kötü bir enerji almışsak o insana pek şans vermiyoruz. Ve o negatifliği bir türlü kendimize açıklayamıyor, kendi davranışımızla bir çekişmeye giriyoruz. Aklımızın bir yanı diyor ki: "Daha onu tanımadan önyargıyla karar veriyorsun. Kimbilir belki hoşlanmadığın birine benzettiğin için ondan uzak duruyorsun. Bir şans tanı, onu tanımaya çalış." Doğru olan bu belki ama sezgi öyle demiyor. Sezgi diyor ki;" uzak dur." Bütün bunlar aklımdan geçerken Müdür Bey belgeyi imzalıyor. Kadın yanındaki adamla sohbete dalmış. Başımı çevirince beni adamla tanıştırıyor. "Eşim" diyor. Memnun olduğumu söylüyorum. Neden memnun olduysam? Büyük ihtimal bu adamı bir daha hayatım boyunca görmeyeceğim, görsem bile kim olduğunu anımsamayacağım büyük olasılıkla. Of of ne çok kalıplaşmış söz kullanıyorum. Bu kalıplar yerine başka sözcükler bulmak gerek. O an ne hissettiğini gizlemeyecek sözcükler. Ama ne diyebilirdim ki o an? Kadın "Eşim" dediğinde nasıl bir karşılık verebilirdim? "Bana ne?" "iyi aferin evlenmişsin sonunda" "aaa öyle miii?" Ne denir ki? En iyisi memnun oldum demek ve boşvermek.

Kalıplar... Kalıplar...Kalıplar...
Kalıp kalıp kalıp... Herşey kalıplardan ibaret. Sonra da şikayet ediyoruz herşey aynı diye. İyi de bu kalıplarla yaşayıp durduğumuz sürece nasıl herşeyin aynı olmamasını bekleyebiliriz ki? İki seçenek duruyor önümde biri gerçekten ne hissettiğimi söylemek ve "ah ne nezaketsiz" yaftasıyla dolaşmak diğeri kalıplara sığınmak. Nezaketsiz olmayı göze alabilir miyim? Sanırım hayır. Hem zaten benim o an ne hissettiğimin ne önemi var ki? Bunu onların bilmesinin ne önemi var? Of neden bu kadar saçmalıyorum ben şu an? Neyse. Memnun olayım gitsin. Belgemi alayım gideyim ve saçmalamaya son vereyim. Hayat akıp gitsin o huzurlu sıradanlık içinde.

Yine mi?
Odadaki herkese iyi günler dileyip çıkarken kadın ardımdan sesleniyor: "Size de iyi günler Funda Hanım?" Dönüp gülümsüyorum. Bu sefer düzeltmiyorum. "Onun aklında Funda olarak kalsam ne olacak ki?" diyorum kendi kendime. "Nasılsa ikimiz de birbirimizin hayatı için hiç birşey ifade etmiyoruz." Kapıyı açıp çıkıyorum...

[1] Öp ve Anlat- Alain De Botton-sayfa:40
Resim: http://niavaah.deviantart.com/art/Do-you-know-my-name-50477050

19 yorum:

  1. __bana da Deniz yerine Zeynep derler hep...ama sürekli bu böyle... eğer adımdan pek emin değilse hoooop Zeynep .... Zeynep tipi var sanırım bende ... yada Denizin "z" sinden çağrışım mı yapıyorlar ....bilemiyorum ama gıcık oluyorum (yani çok haklısın Funda....şaka şaka:)__

    YanıtlaSil
  2. İsimleri unutuyorum ben de ama karşımdakinin yüzüne odaklandığım için. Öyle odaklanıyorum ki neredeyse ezberliyorum yüzü. Adlarını kesinlikle hatırlayamıyorum bazılarının ama bütün mimiklerini ezbere biliyor oluyorum :) Ama asla adlarından emin olmadığım sürece isimleriyle seslenmiyorum onlara. Doğrusu bu değil mi ama Zeynep'ciğim :D (Şakaaaa :)
    Not: Bu arada senin adını asla unutmam çünkü Deniz en sevdiğim isimdir :)

    YanıtlaSil
  3. Of ya olaya bak... Ya benimde anneannem tüm sülalyei sayar adımızı söylemek için hadi o yaşlılıktan anlarım da.Bu gibi durumlarda oluyor tabi. Benimde başıma geliyor ve tüm gün takılıyorum ya neydi adı diye :) Ben seni sen beni biliyoruz bende unutmam seni :)

    YanıtlaSil
  4. benim babaannemde cw nin söylediği gibi, bide en ufaklar olaraktan sıra hep en son bize geliyor, biz o ara çay felan alıyoruz kendimize =)) ama çok seviyorum genede babaannemi, düzeltmiyorum bozulur diyede...
    insanların adını net anımsamıyosam ismiyle (yada anımsadığım isimle) hitap etmemeye bende dikkat ederim, bence yanlış isimle hitap etmek biraz umursamaz bi tavır takınıyo gösterebilir bizi...
    her zaman böyle aklın karışıkmıdır aak?
    ps: bu arada benim adım soyadımın kısaltması da aak =))) bi kaç blogda yorumuna dönüş yapmışlar, aha deşifremi oldum felan dedim kendi kendime, afalladım bi an :Pp

    YanıtlaSil
  5. Sevgili kedi adımızı bilseler bilmeseler adlarını bilmediğimiz yada bilmek istemediğimiz kişiler tarafından x olarak algılanmamız güzel bişey.Onların bize taktığı isimlerle mutlu olmamız bile mümkün.İnsan seremoni uğruna ne çok kırılıp dökülüyor değil mi?Nassınız efenim saygilar efenim gibi offff ..Keşke içimizden geçenleri söyleyebilsek dimi?

    YanıtlaSil
  6. Adını hatırlamadığın birine, adını yanlış biliyor diye kızmak...

    Önemsememek ama önemsenmeyi beklemek gibi...

    YanıtlaSil
  7. CRAFT WOMAN: Sanırım görsel hafızası olanlar yüzleri unutmayıp adları anımsamıyorlar. Senin de görsel hafızaya sahip olduğun kesin :) Ben de unutmam senin adını :)

    SERZENİŞ MERAKLISI: Benim anneannem de aynı. Sanırım tüm torunları aynı derecede sevdiği için herkesin adlarını sayıyorlar olmaz mı ne dersin :)

    SUFİ: O seramonilerden bütün gün bunalıyorum ben. Ama toplum içinde yaşadığımız sürece kendimiz olmamız mümkün değilmiş gibi görünüyor.

    SİNİRİ BOZUK: İsimleri anımsamamak çok doğaldır. Çok insan anımsamaz isimleri. Fakat bazı insanlar anımsamadıklarını bilir ve özen gösterirler "amman yanlış isimle seslenmeyeyim" diye. Bu karşındakinin kişiliğine duyulan saygıdır diye düşünüyorum.

    Ona kızmış olma sebebim (ki bu kızmak kelimesi hiddet, öfke gibi bir anlamda değil sadece rahatsız olmak anlamındaydı ve çok da önemli değildi) adımı anımsamamış olması değildi (ki kendimi o kadar da önemsemiyorum), isimleri anımsamadığını anımsamamış olması ve buna özen göstermemesiydi (ki bu, kendim üzerinden verilmiş bir örnekti.) Ben de isimleri anımsamam ama bir kez bile adı Ayşe olan birine Fatma diye seslenmedim. Aradaki küçük fark bu :)

    YanıtlaSil
  8. Merhaba Fulya Hanım,
    Evvela anlatım biçiminizi çok beğendiğimi belirtmek isterim. Düzgün bir Türkçe ve güzel bir üslup kullanıyorsunuz ki buda bir sonraki yazınızı merakla beklememe neden oluyor.

    Aslında yorumda bulunmaya çokta gerek yok çünkü hepimizin günlük hayatında sıkça rastladığı, fakat nezaket gereği sadece içten içe mızmızlanmakla yetindiğimiz bir durum.
    Ancak bir şey dikkatimi çektiği için üzerinde durmak istiyorum müsaadenizle.
    Cümlenizde :“Nezaketsiz olmayı göze alabilir miyim? Sanırım hayır.” şeklinde bir öz sorgunuzu dile getirmişsiniz.
    “Nezaket…” Bana göre aslında sorunun kaynağı bu. Asıl anlamı hoşgörü, saygı olan, fakat günümüzde otomatiğe bağlanmış, basmakalıp bir kavram haline dönüşmüş bir kelime. Sakın yanlış anlamayın nezaketinizi sorguluyor değilim. Sadece diyorum ki acaba ara sıra nezaket kalıbını bir parçada olsa zorlamakta faydamı var? Çünkü sizin nezaketinizi yakalayan bir kişi size her türlü saygısızlığı yapmaktan geri kalmaz gibi geliyor bana. Örneğin, düzelttiğiniz halde ortamın ciddiyetinin farkında lığıyla, sadece siz onu bir kez bozarak düzelttiğiniz için ikinci defa adınızı yanlış telaffuz ederek sizden aklınca intikam almış olabilir diye de düşünebiliyor insan. Bu tarz şeylerle çok karşılaştığım için bu düşünceyi öne sürüyorum. Açıkçasıda bu beni gerçekten hasta ediyor…
    İşte bu nedenledir ki arada sırada da olsa nezaketin, haliyle de kalıpların sınırını zorlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Isırmadan diş geçirmek benzetmesi yerinde olur sanırım burada. (=

    Birde şu kalıplaşmış tanışma merasimleri vardır ki ben bu noktada hiç memnun oldum falan demeden sadece merhaba diyerek elini sıkmayı tercih ediyorum. Böylelikle hem kalıba girmemiş, hem de nezaketimden ödün vermemiş oluyorum.

    Sözüm ona yorum yazmak için girdim fakat görüyorum ki başlı başına bir blog yazarak yerinizi işgal etmişim. Sanırım konuşasım gelmiş diyerekten nezaketiniz ardında siperimi alıyorum. ((=

    YanıtlaSil
  9. Bana da Deniz yerine Cengiz ve Güneş derler, çoğunu düzeltmiyorum bile. Ortamda bulunan biri olursa düzeltiyor. Bir kere telefonu alo ben deniz diye açtım karşımdaki deniz hanım dedi. Neremi hanıma benzettiniz? diye sorunca çok özür dilemişti.

    İnsanlardan olumsuz elektrik alındıysa şans vermek zor oluyor o ilk hislerde çoğu insan yanılmıyor zaten. Öyle olumsuz elektirği bol olan insanlara şans vermeyi düşünmüyorum. Benden uzakta olsunlar.

    :)

    YanıtlaSil
  10. TARKAN: Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için :)Bu nezaket kavramının ben de sıkça sorguluyorum aslını istersen. Çünkü, çoğu zaman nezaketle dürüst olmamak birbirine karıştırılabilirmiş, ikisi arasında incecik bir çizgi varmış gibi geliyor bana. Ve bir de şu kolaylığına sığındığımız ve bazı durumlar için otomatik olarak ağzımızdan çıkan kalıplar var. "Memnun oldum" demek gibi. Aslında düşünüyorum da ne kadar çok "öylesine" söylenmiş söz var. Ve bütün bunların adına sosyal olmak deniyor, ne kadar tuhaf :)
    Aslına bakarsan ikinci kez adımı yanlış söylüyor olmasında sanırım böyle bir neden vardı :) Ama pek umursamadım. Üzerinde durmamak en iyisi gibi göründü bana çünkü. Bu şekilde düşünen biri için pek de yapılabilecek birşey yoktur öyle değil mi :)
    Bu açıksözlü güzel yorum için gerçekten çok çok teşekkür ediyorum. (nezaketen değil:) Ayrıca yeri işgal etmek söz konusu bile değil birşeyler üzerine konuşmayı, tartışmayı, farklı fikirleri değişik bakış açılarını tüm ayrıntısıyla duymayı, okumayı sevenlerdenim ben :)

    VLADİMİR: Ben seni tanıyor olsaydım sana asla Cengiz ya da Güneş demem söz konusu olmazdı, yukarda da söylediğim gibi Deniz en sevdiğim isimdir.
    Şu olumsuz elektrik konusunda bazen diyorum ki: "ya haksızlık ediyorsam?" ama ne zaman böyle desem ve o hoşlanmadığım kişiyi tanıma şansı versem kendime hep sezgilerime güvenmem gerektiğini anlıyorum :)

    YanıtlaSil
  11. İsimden ziyade onlar için ne ifade ediyoruz :) Bırakalım kibarlıklarını, insani ilişkilerin protokollerini bildiklerini gösterip memnun olsunlar :))

    Kalıplar ne çok , ben en çok "abi ya" diye söze başlayanlara şaşırırıyorum. Kadın, erkek lafa başlamak için enterasan- iyi mi? kötü mü ? bilemiyorum. Aslında bazısına yakışıyor- bazısında sırıtıyor, niye derseniz bilemiyorum :))

    YanıtlaSil
  12. Sevgili Kedicik,

    Ben de hic aklimda tutamam insanlarin isimlerini. Ama oyle boyle degil. Ilk defa tanistigim birinin ismini saniyesinde unutur, usulce esime sorarim "neydi bu adamin/kadinin ismi?' diye.

    Bendeki bu kronik isim unutkanliginin sebebini bugune kadar cozemedim. Yazinda yaptigin alintiyi okuyunca da acaba bu yuzden olabilir mi diye dusundum. Kimbilir belki ben de, insanlarin isimlerini, onlarda nasil bir intiba biraktigimla cok mesgul oldugumdan unutuyorumdur. Insaallah bundan degildir, cunku boyle biri olmak istemiyorum:(

    Son olarak, sana iki kez Funda diyen o kadin hamileydi degil mi? Hamile kadinlar icin normal bir durum bu. Her zamankinden daha unutkan ve saskin olurlar. Bil bakalim nerden biliyorum:P

    Tanistigimiza cok memnun oldum kedicim:)

    YanıtlaSil
  13. Banada senelerdir Ailemdekiler ortanca ablamın ismiyle hitap ederler, ablama da benim adımla :D
    Alıştık artık :)
    Normalde iki ismim var üniversiteye gelmeden önce hiç ilk adımı kullanmamıştım burada herkes ilk adımı kullanıyor en başlarda adımı söylediklerinde dönüp bakmazdım bile.
    Sanki o isim benim değilmiş gibi.
    Bu isim mevzuları gıcık hakikaten aldırmamak lazım onun için Funda olsan ne farkeder Fulya olsan ne farkeder, son cümleni çok beğendim :)
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  14. Bu kalıplar gerçekten sinir bozucu...İnsanlarda alışkınlar, mesala " bu eşim" diye tanıştırıldığında, sizin " memnun oldum" diyeceğinize...O yüzden bazen sistemi kırmak gerekiyor.. Çünkü sistem öyle işliyor ki "memnun oldum" demek yerine, "evlimiydiniz bilmiyordum, mutlu oldum" gibi tamamen kalıp dışı birşey kullanınca şaşırıp söyleyeceklerini unutuyorlar.Ben bunu ara sıra çok politik olmayan yerlerde deniyorum..Annemin arkadaşları bir öğle oturmasına gelmişti."Nasılsın yavrucumm" dediklerinde " iyiyim çok sağolun, siz nasılsınız yerine "..."kötüyüm ya, grip olmuşum sanırım,hiç halim yok, bir de arabamın frenleri ses çıkarıyor, şimdi hasta hasta onu tamire götüreceğim, canım sıkılıyor" dediğimde, kadınlar bir süre toplayamamıştı..

    YanıtlaSil
  15. İsimleri aklımda tutmakta zorlanıyorum. En kötüsü de bana ismimle hitabeden birisinin ismini anımsayamamam... Hele de yanımda bir başkası varsa ve kısa bir tanıştırma merasimi yapmam gerekirse bu sebepten dolayı yapamamam da ayrıca bir sıkıntıya sokuyor beni. Bana da ısrarla Çiğdem ya da ender olarak da Şebnem diye sesleniyorlar. Herkes bir alem işte arkadaşım:)

    YanıtlaSil
  16. ENİS DİKER: Kalıplar öyle çok ki ve öyle yer kaplıyorlar ki hayatımızda bazen farkında bile olmuyoruz kalıplarla konuştuğumuzun. Bu biraz rahatlık galiba. Kalıplarla konuşmak yani. Çünkü karşımızdakinin söylediği cümleye dikkatimizi yoğunlaştırmadan otomatik olarak cevaplar bütünü tüm bu kalıplar.

    KREMALININ ANNESİ: Aslında bence sebep ,karşıdaki üzerinde ne imaj bıraktığımıza yoğunlaşmamız değil, aklımızın bin tane düşünceyle dolu olması. Bu çağda ve bu hızda yaşayan bir insan için bu çok doğal. Hergün kaç insanla tanışıyoruz, her gün kaç haber duyuyor, kaç kişi ile telefonla konuşuyoruz. akıp giden gün içinde herşeye ve herkese yoğunlaşmak çok ama çok zor.
    Evet onun hamile oluşunu da dikkate almak gerekti bu doğru :) sevgiler tatlı annecik :)

    TUANA: Bence de onun için Funda ya da Fulya olmanın hiç bir önemi yok :) Sevgiler...

    BRAJESHWARİ:Kalıplarla konuşmasını beklediğim insanların o kalıp cevaplar dışında cevap vermeleri beni şaşırtıyor ve bunu seviyorum. Kalıpların dışına çıkıp konuşan karşısındakini de silkeleyip o mahmurluktan kurtarıyor bence :)

    YEŞİM: Aaaaaa senin adın Şebnem değil miydi :D Ama ben seni yıllardır Şebnem olarak biliyordum sen de hiç düzeltmedin aşkolsun :D Vallahi sen de bir alemsin Yeşom :)))

    YanıtlaSil
  17. Nezaket neden eğreti durur? Bir protokol olarak görüldüğünde, kalıplara tutulduğunda gerçekten nezaket olmaktan çıkıp toplumsal bir tiyaro, içi boş rol kalıpları olduğunda.

    Soru derin. Okul sırasında okuduğum, Camus nun Düşüş adlı kısa romanında bir köre selam verdiğini farkeden adam ne yaptığını sorgulamaya başlar, hiç unutmam:).

    Yeri gelidiğinde nezaket bir zırhda olabilir, insan nezaketle savılır.

    Barış içinde yaşamak isteyen insanın , en azından kendiyle barışık olmak isteyen insanın, nezakete ihtiyacı var. Ötekinin ne düşündüğünün, tavrının bir önemi yok burda.

    Nezaket zanediyoruz ki içimizdeki iyi ile olan şeyle, başaksının üzerinden irtibat kurmaktır. Eğreti olmayan nezakette , (nezaketsiz olmayan) karşındakine duyulan olumlu, gerçek bir ilgi var. Misafirlikte çay yada kahve ikram eden hanıma zahmet oldu diyen, gerçekten zahmet verdiğini düşüyorsa, kendinden yaşça büyüğe ,çıkar için değil de, saygı duyduğu için yol verendir nezaket sahibi.

    YanıtlaSil
  18. Bıyıklı ve kırmızı rujlu bir kadın...

    Tahayyül evrenime böyle bir şey soktuğun için pişman olmalısın. OL...

    YanıtlaSil
  19. ENİS DİKER:Aslında nezaket içselleştirildiği zaman yani ruhunun doğal br parçası haline geldiği zaman değerli oluyor sanıyorum Sevgili Enis Bey. Yapay nezaketle gerçek nezaketi yaşaya yaşaya ayırdetmeyi öğreniyor insan. Kimin nezaketi kolaycılığa kaçmak ve baştan savmak için kimin nezaketi gerçekten karşıdakine sırf insan olarak değer verdiği için, anlaşılıyor. Son paragrafınızda söylediğiniz gibi "gerçekten düşünülen" davranışa yansıyorsa nezaket gerçekten nezaket oluyor. Çok çok teşekkür ederim aklıma yeni pencereler açtığınız için. Bunu seviyorum işte bir konuda karşılıklı konuşmayı daha önce düşünmediklerimi duymayı onlar üzerine yeni düşünceler kurmayı. Tekrar çok ama çok teşekkür ederim.

    BUZCEVHERİ: Hiç pişman değilim bugün olsa yine yaparım :D

    YanıtlaSil