12 Kasım 2008

ÜÇÜNCÜ GÖZ LAZIM BİZE...

"Haydi gidelim" diyor "biraz vakit öldürürüz." Şaşkınlıkla bakıyorum. "Neden?" diyorum sonunda. "Ne neden?" diye soruyor. "Neden vaktinizi öldürmek istiyorsunuz?" Şaşırma sırası onda. Belli ki farkında bile olmadan söylediği bir cümle. "Şeyyy..." diye kekeliyor. Gülümsüyorum. "Canınız mı sıkılıyor?" "Evet" diye cevap veriyor sanki imdadına yetişmişim gibi.Bu iki cümleyi hiç ama hiç anlayamadığımı ve anlayamayacağımı düşünüyorum . "Biraz vakit öldürürüz" ve "canım sıkılıyor." diyen insanları da. Öyle ya bir insanın ömrü en fazla 100 yıl. O da sigara ve içki içmezsen, stressiz bir yaşam sürersen, kentten uzakta yaşarsan, sağlam genlere sahipsen, bilgisayar ve cep telefonu kullanmıyorsan, yoğurt, süt, peynir, pekmez gibi besinler her daim sofrandaysa, bir bahçen ve hormonsuz gıdaların varsa, bir kazaya ya da serseri bir kurşuna kurban gitmeyecek kadar şanlıysan en fazla 100 yıl. Haydi şunu 120 yapalım ya da 130. (Eğer Çinli ya da Japonsan ve yağsız pirinçle besleniyorsan.) Bir insan için 100 yıl nedir ki? Bir insanın yapabilecekleri için 100 yıl nedir? Ve bu adam bana tutmuş "vakit öldürmekten" söz ediyor. Ve bunu da "can sıkıntısı" ile açıklıyor. Olacak iş değil."Teşekkürler" diyorum "Benim öldürecek vaktim yok." Ömrüm kaç yıl acaba? 100 olmadığı kesin çünkü yukarıdakilerin hemen hemen hiç birini yapmıyorum. Yoğurt ve peynir hariç. Dilerim uzun ömürde bu ikisi etkendir.

*****
"Ah tırnağım kırıldı. Of ya of of of..." Yarım saat boyunca tırnağını kemiriyor. "Tükrüğün tırnağın çabuk uzaması için yararlı olduğuna dair bilimsel bir bilgi mi var?" diyorum. Kırık tırnağın buruşturduğu suratıyla "nee?" diyor. "Yok birşey" diyorum. Bir kırık tırnak için bu kadar kahrolan birine söylediğim cümleye bak. Her gün binlerce insan ölüyor. Binlerce. Ama kırık bir tırnağın arkasından vahladığı kadar onlar ardından vahlamıyor büyük bir ihtimalle. Zaten haberleri izlemiyormuş öyle diyor. Bu kadar iç karartıcı habere yüreği dayanmıyormuş. Haklı kadın. Bir tırnak için bu kadar canı yanan haberleri izleyince kalp krizi geçirir. Vah ki vah...

*****
Elmayı çekirdeklerine kadar yiyor. Geriye sadece sapı kalıyor. "Yararlı" diyor "elma çekirdeklerini yemek gerekir." Muhtemelen haklı çünkü sağlık konusunda tüm programları izliyor tüm haberleri okuyor. Masasından "bitkilerin şifası" kitabını eksik etmiyor. Bu onun kutsal kitabı gibi.

İşin ilginç yanı tüm bunlara rağmen her gün yeni hastalık belirtileri buluyor kendinde. Sırt ağrısından şikayet ediyor bu aralar. Bilgisayar başında oturmaktan oluyormuş. Haklı. Çünkü aynı dertten ben de muzdaribim. Öğle araları çeşitli hareketler yapıyor. Ben de ona eşlik ediyorum. Hafif öne doğru eğik oturduğumda "dik otur" diyor. Hemen sırtımı dikleştiriyorum ama bir kaç dakika sonra farkında olmadan eski halime dönüyorum. Tıpkı bir kap içine bırakılmış pelte gibiyim. Hemen koltuğun şeklini alıyorum.

Bana gazeteden depresyon belirtilerini okuyor arada bir. Kendisinin depresif biri olduğuna bütün kalbiyle inanıyor. Ne okursa tüm belirtileri ertesi gün gösteriyor. Ona belirtileri değil de tedavi yöntemlerini okutmanın bir yolunu bulmalı.

*****
Bir de felaket tellalımız var ki evlere şenlik. Bugüne kadar ağzından iyi bir haber duyan olmadı. Bu yüzden onu görünce herkesin beti benzi atıyor. Ne korkunç bu durumun içinde olmak. İşin tuhafı felaket olaylarını öyle bir anlatışı var ki sanki bundan tuhaf bir haz duyuyor. Trafik kazaları, ölü ve yaralı sayıları, cinayetler, birbirine girmiş aileler... Herkes içinde bastırılmış bir cani mi taşıyor? Ve bu haberleri verirken yüzündeki bu iştah ifadesi, ellerini ovuşturmasının nedeni ne? Karşısında üzgün yüzler ve dehşet içinde kalmış dışarı fırlamış gözler görmek birine neden haz versin ki?

*****
Her insan ne kadar farklı... Her insan birbirinin gözünde ne kadar da farklı... Ya ben nasıl bir tip çiziyorum onların gözünde. Aksi? Neşeli? Umursamaz? Aptal? Ukala? Sersem? Çalışkan? Tembel? Alıngan? Nasıl biri? Aslında hiç birimiz uzun uzun birbirimiz üzerine düşünmüyoruz da küçük olaylardan birer karakter çiziyoruz birbirimize. Kısa yoldan hemen elimizdeki etiketleri yapıştırıyoruz. Ve yeni birşey olmadıkça güçlü bir rüzgar o etiketleri o adamların kadınların yakalarından düşürmedikçe, yeni etiketler yapıştırmıyoruz onlara.

Vakit öldürmek istediğini söyleyen şu adam mesela. Belki de içinden çıkamadığı bir sorunu vardı ya da unutmak istediği birşey? Belki bu yüzden çıkmak, dolaşmak, mekan değiştirmek istiyordu. O gün bitsin gitsin istiyordu. Aklının içinde içinden çıkamadığı düğümleri çözemiyor, çözemedikçe göğsü sıkışıyor, nefes alamıyor, dört duvar üzerine üzerine geliyordu. Belki o gün için tek istediği, günün bitmesiydi. Gece olsun, yastığına başını koysun deliksiz bir uykuya dalsındı tüm isteği belki. O günü, ömrününün o gününü feda edecek kadar istiyordu belki o vaktin ölmesini. Bilemeyiz ki...

Ya da şu kırık tırnaklı kadın. Belki de tüm günün öfkesini tırnağından çıkarıyordu kimbilir? Kimbilir belki günlerdir haftalardır başında kara bulutlar dolaşıp duruyordu, hayatında herşey ters gidiyordu. Belki hayat ağır geliyordu. Kendi hayatı bile ağır gelirken ona başka hayatların dertlerini taşıyacak gücü bulamıyordu omuzlarında. Belki haberleri izlerken dünyaya dair, hayata dair umutlarının hepsi buhar olup havaya karışıyordu. Ve bu yüzdendi belki o kırık tırnak için bunca üzülmesi. O kırık tırnak tüm kaybettiklerinin bir sembolüne dönüşüvermişti o anda. Patlamıştı içinde kaynayan volkan. Kim bilebilir ki böyle olmadığını?

Ya da sağlık konusunda çok hassas olan genç adama ne demeli? Belki ailesindeki insanları kalp krizinden, kanserden ya da başka ölümcül hastalıklar yüzünden kaybetmişti. Bu yüzden korkuyordu erken yaşta ölmekten. Ailesinin kaçınılmaz kaderine karşı meydan okuyordu belki. Bu yüzden kaderin alnına yazdıklarına, o bilmediği yazgıya karşı savaşıp duruyordu. Bu onun hayatın ona biçtiklerine karşı bir meydan okuma biçimiydi. Olamaz mı?

Ya o felaket habercisi? Onun bu davranışı altında yatan çok farklı bir sebep olamaz mıydı? Olabilirdi elbette. Kaderin hep ona acımasız davrandığını, başına haketmediği şeyler geldiğini düşünüyor olabilirdi pekala. Ve bu yüzden diğer insanların yaşadıkları şanssızlıklar, acılar bir nevi teselli oluyordu ona. Tanrı'nın şansız çocuklarının hikayelerini topluyordu. Kendi şanssız hayatına eşlik eden hikayeleri... Geçmişte pek çok kayıp yaşamış ve zamanında Tanrıya isyan etmiş olabilirdi. Gökyüne doğru çığlık çığlığa bağırmış olabilirdi: "Neden ben?" diye. Bütün bunlar sorusuna cevaptı belki. "Sadece sen değilsin." diyordu Tanrı ona "Başkaları da var." Mümkün değil mi?

*****
İnsanlar aysberg gibiydiler. Görüş alanımızda olan kısmı o insanın bütünü sanmak yanılgısındaydık. Oysa tüm tavır ve davranışların altında tahmin edebileceğimiz ya da tahmini imkansız pek çok neden yatabiliyordu. Her insan üzerine ayrıntılı olarak düşünmek gibi bir lükse sahip değildik elbet. Değildik ama hepimiz yanlış anlamalardadan ya da anlaşılamamaktan da şikayetçiydik. Çoğu zaman verdiğimiz tepkiler, davranışlarımız aslında içimizde olup bitenin yansıması değildi. Çünkü çoğu zaman kendi nedenlerimizden bile haberdar değildik. Boşuna demiyorlardı oysa "insan, kendini insanda tanır." diye. Deniz altında, derinlerde kalmış kütlelerimizi görebilmek için ancak diğer aysberglerin kütlelerine bakmamız gerekiyordu. Kendimizi ancak böyle tanıyabilirdik. Ve böyle bilebilirdik...O kütlelere bakabilen bir göz gerekti bize. Her daim açık, yargılamadan bakan ve karşısındakinin görünenden fazlası olduğunu bilen bir göz...
FOTOĞRAF: ENGİN GÜNEYSU

19 yorum:

  1. Sevgili kedicim
    İnsan davranışları konusunda çok önemli bir konuya eğilmişsin.Hem kürsünün karşısına , hem kürsünün önüne geçip kendi düşüncelerinin ve yargılarının otopsisini yapmışsın.Ellerine sağlık empati bu olsa gerek.Bizim sevgili bilge öğretmenimiz herzaman ve herşeyde kendimizi görmemiz gerektiğini öğütler bize.En yargıladığımız kişide "Onda sen yokmusun der?"
    Beklentisiz
    yargısızlık gömleğini giymek gerçekten zor bir şey.Öyle kişiler çıkıyor ki karşımıza "pireyi deve" yapan dertlendiği konularda biryerlerinle gülesin geliyor.Ama ne mümkün o sensiin ya! ayna oluyor ya sana! maşa ya kendisi! gibi düşünerekten törpülemeye çalışıyorsun tüm dikenlerini.Bu düşünceyi hayatımıza geçirmeyi başarsak, inanıyorum ki bizi yılan bile ısırmaz.Nasıl ısırsın kendi kendini? Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  2. İnsanları anlamaya çalışmakla, onlara bahaneler bulmak arasında çok ince bir çizgi vardır değil mi? Çok zıt kavramların aralarında hep olduğu gibi ince bir çizgi. Çok zamanlar önce duyduğum bir söz vardı. "Kimi zaman sabır, tembellikle karıştırılır." Nasıl bakarsak öyle görüyoruz galiba. Ve bu da bizim hayata bakışımızdan, algılarımızdan kaynaklı.

    YanıtlaSil
  3. çok uzun zamandan beri dile gelen bir serzeniştir bu. Düşünmeden yaşamak ya da var olmadan yaşamak olarak adlandırılabilir bu insanların yaşam biçimleri. neyse bakın bende serzendim :)

    hocam devamlı şu blogun ismi hakkında yorum yapacam diyorum sonra unutuyorum "aydan atlayan kedi "
    kediler hep 4 ayak üzerine düşerler demek yerine burada yükseklik ölçütünü gözümüze sokarak kullanarak işin içine ayı katmak zorundamıydınız? :) sizi efesle kınıyorum şerefe efendim... :)

    YanıtlaSil
  4. bugünün kıyatini bilmeden gelecek için yaşadığımızdan öldürüyoruz vakitleri...ama ayağımızın altından kaydığının farkında değiliz yaşamın böyle basit katilliklerimizle...

    YanıtlaSil
  5. SUFİ: İnsan davranışları öylesine karışık ve nedenleri öyle derinlerdeki, o nedenle hiç bir zaman hiç bir davranışın göründüğü gibi olduğundan emin olmak mümkün değil. Yargılama karşısında edilen bu cümleyi sevdim: "Onda sen yok musun?" çok ama çok doğru bir cümle bu. İnsanın bu cümle aklının içinde olduktan sonra insanları anlaması daha kolay olur gibi geliyor bana. Hoşgörü ve yumuşak bir kalp için gerekli bir düşünme biçimi bu. Çok teşekkür ederim.

    PARPALİ: Nasıl bakarsak öyle görüyoruz evet ve bu yüzden de bir kaç kez, değişik açılardan bakmak gerek insanlara. Gerçek olana daha çok yaklaşabilmek ve onları anlayabilmek için.

    KRİPTOGRAF: Aydan Atlayan Kedi'yi yorumlayış biçimine bayıldım :) Teşekkürler :)

    YALNIZLIK OKULU: Aslında ne tuhaf ve ne aptalca bir iş yaptığımız değil mi; bugün, elimizde ama değerini bilmiyoruz. Gelecek ise olup olmayacağı bile meçhul ama biz bugünü onu düşünerek öldürüyoruz. Çok acaip gerçekten. İnsanı anlamak ne mümkün...

    YanıtlaSil
  6. Kedicim insan ne harikulade bir makinadır değil mi? Bir o kadar da çeşitli. Dünya üzerinde kaç çeşit modeliz kimbilir? Popomuzda son kullanma etiketlerimiz var da dünya gözü ile görülmemekte. Zaten görseydik kimbilir neler yaşardık. Bu cümle bana senin şu mim olayını hatırlattı. Kedinin son 4 günü yazını hatırlattı.Gülmekten katıldım gene aklıma gelince.
    Burada belki de en önemli konu yargı. Bizim hamurumuzda defolar var çünki böyle yaratıldık. Ve 3. gözümüz olmasını istediği için defolu mertebesine koydu bizi yaradan. Ne denmiş yargılama yargılanırsın. Kimi zaman bol bol ahkam keserim ahanda budur şudur diye çok bilgeyim ya.. sonra da bakarım kendime höyt yaw bunca kelamı peşisıra deviren sen dün daha kimleri yargıladın bilerek ya da bilmeden. Ama gene de bize törpülerin nerede olduğunu dip not düşmüş ki yaratan eşsiz mimar onları da arayıp bulduğumuz zaman kıvama geliyoruz. Muck sana kedicik.Unutmadan yorum yazanlar arasında Kriptograf'ın yorumuna ve son cümlesine bayıldım :)))))

    YanıtlaSil
  7. bak çevrendekiler etkin. Sense pasifsin.. habire gözlemliyon, kimse seni gözlemlemiyodur.. gözlemlenmelik bişiy yapıyomusun?? hee anca koltuğana yığılırsın öle işte patates püresi çuvalı gibi..

    YanıtlaSil
  8. ZEYNEP: İnsan hem harikulade hem de karmalık bir makine. Belki de bu yüzdendir ona bu kadar hayran oluşum :)O üçüncü göz de belki o karmaşıklığı biraz çözelim ve daha çok hayran olalım diyedir ne dersin :) NOT: Ben de senin "popomuzda son kullanma etiketlerimiz" sözüne bayıldım :)

    ARTİ: Evet Articim tebrikler beni çözmüşsün canım benim :D Artık gönül rahatlığıyla bağırarak ilan edebilirim: "BEEEN BİİİİİR PATATEEEES ÇUVALIYIIIIIM" :D Ben gözlenecek birşey yapmıyorum, belki gözlemcileri gözlemlemeyi sevenler için ilginç biri olabilirim ama :D

    YanıtlaSil
  9. Ne güzel bir gözlem bu...Bakış açısını değiştirebilmek dünyanın en zor işi belki de..Bu insanları sadece gözlemliyerek bu verileri tahmin ederken, direkt bize yargıda bulunup canımızı acıtanlarada aynı iç görüyle bakmak gerekiyor.

    Bu arada aynı peltelik, bende de bulunmakta:)

    YanıtlaSil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. Ciyaaaaaak gözlemcileri gözlemleyerek gözlemlenmenin gözlemleyenlere gözler..gözzz..gez gözz arpacık.. gözleme.. neredeyim ben .. kimim??? konu şu acıktık ve bu akşamki menüde patatesli gözleme var.Var di mi? Var mıydı? Gözüm acıyor. Patates sürim geçsin.

    Kedicim gerçekten hem popolarımızda son kullanma tarihi hem de ensemizde bizim göremediğimiz barkodlar olduğuna eminim canım.

    YanıtlaSil
  12. BRAJESHWARİ: Pelteyim ve sanırım hep o koltuğun şeklini alan pelte olarak da kalacağım :D Biraz rahatıma fazla düşkünüm galiba :)

    ZEYNEP: Ay bayıldım harikasın sen Zeynep ya :)

    YanıtlaSil
  13. kimsenin iç dünyasını tam anlamıyla bilebileceğimizi sanmıyorum. yazını çok beğendim, kimbilir insanların dışarı yansıttıkları davranışları gerçekte onları ne kadar tanımlıyor ya da öyle davranmalarının sebepleri neler? biri hakkında kesin karar verirken iki kere düşünmek her zaman için iyidir..

    YanıtlaSil
  14. Kırık tırnaklı kadın belki de senin düşündüğün gibi bütün günün öfkesini çıkartıyordur. Ama inan bana bir çoğu tırnak kırılmasından daha üzücü bir olay yaşamamış olmanın şımarık ruh hali içersindeler. Hayat adil değil ve o güzel yüzünü hep aynı insanlara göstermeyi huy edinmiş işte!

    YanıtlaSil
  15. T.U.B.A: İnsanların iç dünyalarını tam anlamıyla bilebilmek imkansız. Ama sanırım onları yargılamadan önce ihtimalleri düşünmek de gerekiyor. Çünkü bazen bir davranışın altında aslında hiç tahmin etmediğimiz bir sebep yatıyor oluyor.

    YEŞİM ÖZDEMİR: O tip şımarıklar da var elbet. Ama o şımarık tipleri aklımıza yerleştirdiğimiz için aslında öyle olmayanı da öyle görüyoruz bazen değil mi? Ve bu haksızlık oluyor karşımızdaki insana. Bu yüzden ihtimalleri düşünmek lazım insanlarla ilgili, kesin yargılar vermeden önce.

    YanıtlaSil
  16. Ben insanları cok fazla eleştirir hatta insanlardan kaçarım nedense bende henüz çözemedim. Ama onları eleştirirken hiç bu gözle bakmamıştım sağ ol =)

    YanıtlaSil
  17. İnsanları eleştirerek kendimizi daha iyi tanıdığımızı düşünüyorum. Eleştirmek ama yargılamamak, eleştirmek ama her olasılığı düşünmek... Sen de sağol Negatif-im :)

    YanıtlaSil
  18. Biz vakti değil, o bizi öldürüyor.

















    Ayrıca elmanın çekirdekleri iğrenç değil mi?

    YanıtlaSil
  19. Cevherim iki cümle arasındaki boşluğa görünmez kalemle birşeyler yazdığını düşünüyorum :D Yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil