11 Kasım 2008

GÜN İÇİNDEN GEÇEN

Hala o garip koku burnumda. Saçları kazınmış, ufak tefek o kadının yaydığı garip koku. Koridorda duruyordu. Arkası dönük, duvardaki tabelaya bakıyordu. Kafası karışmış gibi bir hali vardı. Başını bir o yana eğiyor bir bu yana eğiyor ve gözlerini tabeladan ayırmıyordu. Hemen arkasındaki merdivenlerden aşağıya inerken biraz daha sert adımlarla indim. Ayak seslerimi duyar ve bana döner, eğer yardıma ihtiyacı varsa söyler diye düşündüm. Büyük ihtimal bu koca binada yolunu kaybetmişti. Pek sık olurdu böyle şeyler, kaybolurlar, tabelalara bakarlar, kafaları karışır, en sonunda çekinerek birine sorarlardı.

Sahiden de döndü. Ama yardım istemedi. Gülümsedim. Yine tek söz etmedi. Bu kez ne gülümseyerek ne de orada olduğumu hissettirerek lafı hiç dolandırmadan sordum yardıma ihtiyacı olup olmadığını. Sahiden kaybolmuştu. Ama sadece bu binada değil, bu koca şehirde de hatta hayatın içinde de. "Ben hastayım" dedi ve sonra anlatmaya başladı; şizofren olduğunu, tedavi gördüğünü, kendi memleketine gitmek istediğini ama parası olmadığını bu sorununa çözüm bulacak ve ona yardımcı olabilecek kurumun hangisi olduğunu bilmediğini ve daha pek çok şeyi bir çırpıda anlattı.

Doğru söylüyordu. Bunu biliyordum. Nereden bildiğimi bilmiyordum ama biliyordum işte. Onu bu konularda bilgisi olan birine götüreceğimi söyledim. O yardımcı olabilirdi. Başını salladı, sevineceğini söyledi. Uzun koridorda hiç konuşmadan yürüdük. Odanın önüne gelince ben içeriye girdim o nedense çekindi, kapının önünde durdu. İçeriye girmesini işaret ettim. Usulca girdi. Bana anlattıklarını anlattı. Karşımızdaki kişi, kurumların ona elbette yardımcı olacağını ama işlemler, evraklar derken çok zaman geçeceğini anladığı kadarıyla onun acil olarak gitmesi gerektiğini söyledi. Bu doğruydu. Hemen gitmek istiyordu. Karşımızdaki kişi onun için yol parası bulabileceğini söyledi. Ve dediğini de yaptı. Hayranlıkla baktım ona. "Yok yok" dedim içimden "dünyadan umut kesmek için erken. Böyle insanlar var hala."

Şaşkın bir teşekkürle ayrıldı kadın. Arkasından baktım. Ben arkasından bakarken parayı veren kişi gülümseyerek şöyle mırıldanıyordu: "Bu para bize başka bir iyilik olarak dönecek. Bizi kazadan beladan koruyacak." Az önce düşündüklerimi toplam on iki kelimeyle tuzla buz etmeyi başaran bu insana ne desem bilemedim. İyiliğinin ona döneceğinden emin, mutlu mesut gülümseyen birine ne denirdi ki? İyi bir alışveriş yapmıştı. Parayı peşin ödemiş gelecek süpriz hediyeyi bekliyordu. Sahi ne denirdi böyle birine? Bilemedim.

Fotoğraf: http://www.kaboodle.com/reviews/adaa-hand-sculpture

34 yorum:

  1. Ne kadar saf ve temizsin Kedicim."Sağ elin verdiğini, sol elin görmeyecek" diyor Kuran. Allah'a yapılan sipariş bu koşulda yerine ulaşamayacak merak etme.Senin yardım etme isteğin ise, bence tam yerine
    oturmuş.Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. Hep bu beklentiler değil mi zaten eteğinden tutup insanoğlunu uçurumun dibine doğru çeken. İyilik yaparsın çünkü iyilik beklersin, seversin çünkü sevgi beklersin... Ama bu beklentilerin hiç biri gerçekleşmeyince de kala kala bir tek mutsuzluk kalır elinde. Hayatın böyle bir matematiği olmadığını nedense anlayamıyor insanlar. Bir adet iyilik yap = bir adet iyilik gör. böyle bir şey yok ne yazık ki.

    YanıtlaSil
  3. SUFİ: Bunun bir erdem sorunu olduğunu düşünüyorum. Eğer sen birşeye sahipsen, senin sahip olduğun şeylere sahip olmayana sahip olduğunun bir kısmını aktarırsın. böylece denge sağlanmış olur. İnsan olmanın gerekliliklerinden biridir bu. Herşeyin satılabilir olduğu bir dünyada, bu tür şeylerin de alış-veriş konusu olduğunu görmek beni rahatsız ediyor. İnsan biri için iyi birşey yaptığında aklının köşesinden "iyilik yaptım" fikrinin geçmesi bile bu kadar yalış ve rahatsız ediciyken, yapılan iyiliğin karşılığının mutlaka geleceğini düşünmesi, bunu beklemesi üstüne üstlük gayet doğal birşey gibi dile getirilmesini anlayamıyorum.

    ZERO: Beklentiler insanı mutsuzluğun dibine çeken bence. İnsan birşeyler beklemekten vazgeçtiği zaman, karşılıksız, sırf öyle olduğu için birşeyler yapmayı öğrendiği zaman huzuru yakalayabilir. Evet hayatın böyle bir matematiği yok. Hayatın bambaşka çözülemez bir işleyiş biçimi var. Ve bence iyi ki de böyle. Eğer "iyilik yap karşılığında mutlaka iyilik göreceksin" şeklinde bir matematik olsaydı insanların hepsi hesapla kitapla yaşar ve insan olmaktan uzaklaşırdı. O zaman ne iyiliklerin anlamı kalırdı ne de başka birşeyin.

    YanıtlaSil
  4. 2000 lerin başında "pay it forward" isimli bir film vardı bizde "iyilik yap iyili bul" ismi ile gösterime girmişti. O filmin teması da buydu, çok sade bir konusu vardı. Kötülüğün kol gezdiği şehirde iyilik yapmaya çalışan bir avuç insanın öyküsünü minik bir çocuğu merkezine alarak anlatıyordu.

    Kötü niyetli - yok da kötü niyet ağır olur - sahte tavırlı, gerçek amacını gizleyen o kadar çok insan var ki kime güveneceğimi bilemediğim anların sayısı giderek artıyor.

    Böyle duru, net, saklanmasız anlar sanki karanlık bir odadaki perdeyi açıp içeriye güneşin ışıklarını dolduruyor.

    YanıtlaSil
  5. "İyilik yap iyilik bul" insanları iyilik yapmaya yönlendirilmek için edilmiş bir söz. Çok ama çok iyi niyetli bir söz. Fakat birşey göz ardı edilmiş, herşeyin bir gün satılık olabileceği :) İnsanoğlu öyle açgözlü, bencil ve çıkarcı ki iyiliğini bile satıyor. Tanrı ile pazarlık ediyor, diyor ki: "bana gönderdiğin yardıma ihtiyacı olan bu adama yardım edeceğim ama sen de bunun karşılığını verirsin, bana kaza bela yollamaz, yaptıklarımı iyilik olarak geri gönderirsin bana." Şimdi aklı bu biçimde çalışan bir insan evladının gerçekten ama gerçekten iyi olduğunu düşünmek mümkün mü? Benim bildiğim gerçek iyilik beklentisiz yapılır ve bununla gurur duyulmaz. Çok tuhaf bir düşünme biçimi bu...

    YanıtlaSil
  6. Seveceksen karşılıksız seveceksin, vereceksen karşılık beklemeyeceksin:)
    Yaşantıları küçük hesaplarla, beklentilerle sürdürmek feci birşey bence..

    YanıtlaSil
  7. İşte bu beklentiler yüzünden bu kadar mutsuz insanlık... Ve bu küçük hesaplar yüzünden bu kadar acınası durumda dünya...

    YanıtlaSil
  8. Herşeyin bir karşılığı olduğu o kadar iyi öğretilmişki bedenlerimize ve ruhlarımıza iyiliklerimize bile bir karşılık bekliyoruz...Bildiğin çıkar dünyası...

    YanıtlaSil
  9. Zor bir konu açmışsınız :) Erdemin kaynağı nedir? sorusuna gelip dayanıyor konu.

    Tanrısal (erdeme) bir köken arandığında sadakanın belayı defedeği yönündeki görüşün hadis olma ihtimali var, kaynak belirtemediğim için muğlak bırakıyorum.

    Burda rahatsız edici kısım ne olabilir ? İfade edilmiş olması belki. İfade edilmiş olması rahmetle olan bağını zayıflatıyor,işi karşılıklı hesaplamaya götürüyor. New age düşüncelerde de bu var, evrenle uyumlu olmak. Panteist düşünceler sonunda buraya dayanıyor galiba.

    İslamın tasavvufunun panteist düşünceyi (bazı marjinal gruplar dışında) redetmesi , bu tarz bir çıkar bağını zayıflatıyor. Genede herkesin sufi olmak zorunluluğu yok, burdan bakmasınada ihtiyaç yok. Asgari iyilik yap iyilik bul bu açıdan adil ve pratik. Aslında bu söze bir parantez açmak lazım, iyilik bul kısmı zaten iyiliği yapyığınıda tahakkuk ediyor. Sizin yardım için isteğiniz, birisine yardımcı olmaktan dolayı duyduğunuz haz kanatimce maddi karşılıktan daha önemli. Bunun bir karşılık olmasından ziyade içinizde iyilik duygunun yaşamasına sebebiyet verdiği için önemli.

    İyilik duygusunun kökeninde karşılık beklemek ayaklarımız suya değdiğinde dayanılacak bir nokta, eğer kanatlarınız açılmışsa ve ayağınız suya değmiyorsa odaklandığınız yer cennet yada cehennem değil cemaldir. Burda zaten bütün belalarda size cemal olarak gözükür.

    Sorunun en zor kısmı erdemi tanrısal bağdan koparmak mümkün mü?

    YanıtlaSil
  10. YALNIZLIK OKULU: Asıl sorun da bu işte. Öğretilmişe göre hareket ediyoruz, düşünüp taşınarak ya da içimizdeki o temel öze bakarak değil.

    ENİS DİKER:Ben insanın içinde sırf insan olmaktan kaynaklanan temel bir öz olduğuna inanıyorum. Dünyanın etkilerine maruz kalıp gitgide bozulan daha sonra bu bozulma farkedildiğinde o öze yeniden kavuşmak için uğraşılıp didinilen. Erdem onun içinde saklı. Ve o öz rehberliğinde harket edildiğinde artı birşey yapmaya gerek yok. Çünkü, insanın özü temelde iyidir. Ve bana çok yanlış geliyor karşılık bekleyerek yapılan iyilikler. İnsan birine iyilik yaptığı vakit bundan haz duyabilir, aklından "ne iyi ettim de böyle yaptım. Bu doğru bir davranış." diyebilir. Hatta ve hatta "dünyada herşey iyi ya da kötü ne yaptıysak bize döner. Bu adalettir." de diyebilir. Çünkü, insan aklının içinden geçeni engelleyemez. Bunu anlayabilirim. Fakat dillendirmek için bunun üzerine pek düşünmemiş olmak, ama iyiliğin karşılığının beklenilmesinin doğal olduğuna inanmak, tüm bunları hiç sorgulamadan böyle kabul etmek garip geliyor bana.
    "İyilik yap iyilik bul" sözü ile insanları iyiliğe yöneltmek mantığını anlarım. Elbette bu çok önemli bir etkendir iyi olanın var olması için. Bu, bu şekilde kabullendirilir fakat insan neden oturup düşünmez doğru olan yanlış olan üzerine, olması gerekenle olan üzerine. Ve tüm bu beklentisizliğin aslında çok üst birşey olduğunu düşünmüyorum. Bu sahip olunması gereken bir erdem. Çünkü, tüm bu iyilik duygularını, yardımlaşma duygularını kaybettiğimiz için dünya bu halde. Güven duygumuzu kaybetmemizin sebebi de bu değil mi? Kimse kimsenin, altında bir hesap olmadan iyilik yapacağına inanmıyorsa bu toplumda bu ciddi bir sorun değilse nedir?

    YanıtlaSil
  11. Fulya hn. "Ben insanın içinde sırf insan olmaktan kaynaklanan temel bir öz olduğuna inanıyorum." burdaki öz materyalist bir düşünceye geçit vermiyor. Bu konuda sizle hemfikirim. Öğrenilmeyen, var olan, bir dış etkenden doğmayan iyi olma isteği.

    Yine de düşüncede daireyi tamamlayalım. Öbür görüşüde kurcalaylım. Tansısal olmayan erdemin kaynağı ne olabilir?

    Takilt olabilir , öğrenme olabilir, güven duyma arzusu.

    Erdem çocuklukta taklit yoluylla öğrenilmiş olabilir. Çocuklara hep kendisine zarar vermesin diye iyi kötü kavramları yükleriz. Ateş yakar, arkadaşınla oyuncağını paylaşmak gerekir, büyüklerine saygı duy vs vs.

    Güven duymak olabilir, insanlara iyi davrandığınızda onlarında size zarar verici davranışlarda bulunmuyacağın duyulan bir inanç, beklenti...

    Fayda : İnsanlara iyilik yapmanın görünmez bir anlaşma oluşturacağı bunun da bizim çıkarımıza olduğu düşüncesi.

    erdemin dünyasal kaynakları bunların dışında başka bir şeyde olabilir. benim aklıma gelenler bunlar.

    Yinede bunlar, yanmakta olan bir eve, içerdeki çocuğu kurtarmak için dalan insanın davranışını açıklamakta yetersiz kalıyor kanımca.

    son olarak bu konuda oldukça zihin açıcı bir yazının linkini veriyorum. Bir Rusun böyle bir noktadan bakıyor oluşu itiraf etmeliyimki beni şaşırttı. İyilik duygusunun / erdemin ırk, din, millet ayrımı yapmadığını görmektende memnun oldum.

    bahsettiğim link
    http://www.thymos.com.tr/Tarkovsk.html

    Not yazılar biraz aceleye geliyor, hatalar afola

    YanıtlaSil
  12. "Öğrenilmeyen, var olan, bir dış etkenden doğmayan iyi olma isteği."
    İşte tam olarak sözünü ettiğim bu Sevgili Enis Bey.
    Öğrenilmiş erdem var evet. Örneklerde sözünü ettiğiniz çocuklara öğretilmiş davranışlar gibi. Bunu elbette doğru buluyorum. bunda bir yanlışlık yok. Fakat diğer örneğinizde sözünü ettiğiniz: "yanmakta olan bir eve, içerdeki çocuğu kurtarmak için dalan insan" örneğini açıklamakta yetersiz. Bu ise benim sözünü ettiğim özden kaynaklanıyor. Şimdi asıl soru madem bu öz herkeste var, ki bence öyle, neden bazılarında derine gömülü de bazılarında daha görünebilir bir yerde? İnsan bunu kendi başına mı açığa çıkarır yoksa yaşam şartları, büyüme yetiştirilme biçimi, inandığı din gibi etkenler mi vardır bunun ortaya çıkmasında. Linkteki yazıyı okuyacağım çok çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  13. İyilik olmasaydı kötülük olmazdı; ya da tersi...

    ...........

    Kötülüğü yaygınlaştıran ne?
    Kim ekiyor kötülük tohumlarını?

    Yanıtlar muhtelif.

    .............

    İyi'nin ve Kötü'nün ötesinde bir dünya mümkün mü?..

    ..............

    Hz. Ömer açları beslermiş...

    Açları beslemenin gerekmediği; açların olmadığı bir dünya mümkün mü?

    Evet mümkün!

    Bir gün olacak böyle bir dünya.

    ............

    Şizofren kardeşimizi dostlukla götürebileceğimiz hastaneler olacak

    M. Moore'un Sicko'sunu izlemenizi şiddetle tavsiye ederim

    YanıtlaSil
  14. Bu umuda tutunmayı istiyorum ama hayatın akışı dünyanın gidişi hep çeliyor aklımı. Ve biliyorum ki eğer bu umudu taşırsak o zaman böyle bir dünyanın mümkün olması için daha çok çaba sarfederiz. Ama öyle çok şey var ki bizi, inandıklarımızı, umutlarımızı öldüren. Hepten umutsuz olmasam da olup bitenler kazıyor içimdeki o küçük çekirdek umudu günden güne...

    Çok teşekkür ederim. Mutlaka izleyeceğim.

    YanıtlaSil
  15. Bunu söyleyene "iyiliği bile ticarete dönüştürmüş" denir.. Gerçi başka bir açıdan da bakmak gerekiyor.Kadının sorunu çözüldü mü, Evet..İyiliği yaptığını sanan adam, hiçbirşey yapmaya da bilirdi.O bekleye dursun, bizce sorun yok.. Bir şekilde yardım ulaşmış ya..Buna da şükür demeli..

    Senin aracılığın ise, kesinlikle gerçek iyilik.. Karşılığı ise yok..İnsan olmanın doğası gereği, el vermenin yarattığı mutluluktan başka..

    YanıtlaSil
  16. Ben de böyle dedim öfkelenmeyi bıraktığımda. Kadının sorunu çözüldü mü? Evet. O kişinin ticari iyiliği kendi problemi mi? evet belki biraz. Ama sonradan bunun ne kadar yayıgın olduğu, insanların artık iyiliği hep bu şekilde bir alışveriş biçiminde düşündüklerini farkedince... Ne bileyim işte yanlış gidiyor birşeyler, sonra o şeyler yayılıp yayılıp her yanı kaplıyor. ama yanlış gidiyor işte...

    YanıtlaSil
  17. Evet genele bakıp avunmak en güzeli sorun çözüldü mü çözüldü...Karşılık beklenerek yapılan iyilikten birşeyler bekleyen şahsıda kınıyorum...İnsanlar kimleri örnek alıyorlar hiç anlamıyorum...Bize iyilik yap denize at balık bilmezse halik bilir dediler...Amcama başka birşey demişler demek ki...Para peşin kırmızı meşin falan...Kediciğim öpüyorum...

    YanıtlaSil
  18. bu yazıyı 7 kişiye yollarsam 7 vakte kadar şizofren sevgilim olacak mı? :)

    YanıtlaSil
  19. İnsanlar öğrendikleri davranışlar üzerine düşünmedikleri sürece hep böyle gidecek bunlar. Eğer bu örnek üzerine, kendi sarfettiği sözler üzerine düşünme zahmetine girse, hatta biraz daha ileri gidip "iyilik" kavramını birazcık deşse farkına varacak ne söylediğinin. Ama bizler öğrenilen ve otomatik olanın rahatlığına sığınılan bir çağın çocuklarıyız...

    YanıtlaSil
  20. Daima almadan verdim beklentilerim hayatdan da dostlardan da hep az oldu. ama artık birileri de bana versin be kedicim.

    YanıtlaSil
  21. Bence böyle devam et Craft'ım :) Çünkü, senin içinin güzelliği ancak böyle yansır hayata :)

    YanıtlaSil
  22. O durumda insanın başına gelebilecek ne kadar kötü olay var... O adam kadını kandırabilirdi, ne bileyim ilaçlı gazoz içirebilirdi ya da buna gerek bile duymazdı da iki tane çaktıktan sonra tecavüzü tercih edebilirdi... Bunlar gayet olası senaryolar... Bu tür şeyler yapmaması bile bence iyi bir şey adamın... Niye adama yüklendiniz ki bu kadar? Hem herkesin sevabı da günahı da kendine değil mi ve bunu Allah takdir etmeyecek mi? Herkesin içini Allah bilir...

    Bu arada yorumlara bakınca da herkes uzman, herkes rekortmen... :)

    YanıtlaSil
  23. Aslında adam sadece bir örnek. Onu değil o tip davranış biçimini tartışmaya açmak istemiştim ben. Çünkü, benim iyilik kavramımla onunki arasındaki fark aklımı gıdıkladı aslını istersen :) Elbette iyilik ve kötülüğü yargılamak bize düşmez, ama bu, bu kavram üzerinde konuşmamıza engel değil öyle değil mi :) Yorumları okumayı seviyorum çünkü o konuya farklı yaklaşımları görmeyi, aklıma gelmemiş olanı düşünmeyi seviyorum :)

    YanıtlaSil
  24. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  25. Sayın Kabakmeltemi elbette takdir bizim değil :)

    Bizimkisi ilkeler üzerine düşünmek. Kimseyi yargılamak haddimiz değil

    Kimbilir bizimde ne hatalarımız vardır.

    YanıtlaSil
  26. Karma felsefesine inanıyor demek ki:))) Yine büyük bir keyifle okudum. İnsan akıp gidiyor senin satırlarının üzerinde. Sevgiler:))

    YanıtlaSil
  27. Olabilir :))
    Teşekkür ederim Sevgili Haşim :) Sevgiler...

    YanıtlaSil
  28. Kedicim, yazini ve yorumlari okuduktan sonra, o adama biraz fazla yuklenildigini dusundum ve kendimi birseyler yazmak mecburiyetinde hissettim.

    Ben, kotulugun giderek egemenlestigi bu dunyada hala iyilik yapanlar kalmissa, buna sadece sevinir ve sukrederim. Hele ki o iyilik sahibi, yaptiginin karsiligini ve vadesini bizzat kendisi tayin etmiyor ve Allah'in takdirine birakiyorsa buna daha da cok sevinir ve daha da cok sukrederim.

    Belki yaptigini telaffuz etmese ve beklentisini dile getirmese daha iyi edermis. Ama musluman, hem sag elinin yaptigini sol eline bildirmemekle hem de iyiligi tesvik etmekle yukumludur. Ve inan bana Kedicim, bu ikisini dengelemek hic de oyle zannedildigi kadar kolay degildir.

    Bir de, belki o adam yaptigi iyiligi bir tek sana telaffuz etti. Ama artik bu yazi sayesinde hepimiz biliyoruz. Ustelik kendisini hemen hic tanimadigimiz halde verip veristiriyoruz.

    Muradim kismeyi kirmak degil. Eger yanlis anlamadan oturu birilerinin kalbi kirilacaksa da pesinen ozur diliyorum. Ama su civisi cikmis dunyada kendi halinde iyilik yapan birinin giyaben de olsa bu kadar elstirilmesine ne yazik ki kayitsiz kalamiyorum.

    YanıtlaSil
  29. Sevgili Annecik bu iyi niyetli, duygusal ve korumacı yaklaşımı anlıyor ve takdir ediyorum fakat bir kaç noktayı belirtmek istiyorum izninle.

    İlk olarak; yaşanmış bir olayı anlatırken hiç bir zaman şunu söylemek için yazmadım ben: "aaa bakın ne biçim bir insan, hadi hep birlikte onu eleştirip parçalara ayıralım." Asla böyle bir niyetim olmadı. Evet insanları ve olayları yazdım çünkü bazı noktaların yanlış olduğunu, o yanlışlığın tek bir insana özgü olmadığını, örnek olarak yazdığım davranış biçiminin yaygınlaşarak toplumda bazı şeylerin yanlış gitmesine yol açtığını düşündüm. Senin hassasiyetini anlıyorum. Bunun bir çeşit dedikodu olduğunu düşünüyorsun sanırım :) Fakat dikkat ettiysen bu söz ettiğim kişi hiç birinizin tanıdığı ve tanıma olasılığı olan biri değil. Ne adı var ne tanımlaması. Hatta cinsiyeti bile belirtilmemiş. Yorumlayanlar onun adam olduğunu düşündüler ama yazıda böyle birşey yok, insan deniyor sadece :)Sence bunları bilinçsiz mi yaptım :)
    Elbette sevinir ve şükrederiz hala iyiliğin var oluşuna ama sadece sevinmekle kalırsa inan bana yerimizde sayarız. Bu toplumda birşeylerin yanlışığı söz konusu olduğunda, ki bu yazıda sözünü ettiğim bana göre yanlıştı, o yanlışlıklar üzerine konuşmazsak herşey daha da kötüye gitmeyecek mi sence? Bu yazdıklarım dediğim gibi bana göre yanlış, ama kendisine göre yanlış olmayanlar da fikirlerini yorum yazarak söylüyorlar. Ve bunu da çok güzel buluyorum. Çünkü, üzerinde konuşa konuşa doğrunun bulunacağına inanıyorum.
    Burada üzerinde konuştuklarımızın verip veriştirme olduğunu düşünmüyorum. O adamın şahsına hakaret eder birşey değil bu söylenenler. Zaten adam değil önemli olan davranış biçimi. Bu davranış biçimini örneksiz yazabilir miydik? Evet elbette yazabilirdik. O zaman kimseye "verip veriştirmemiş" olurduk ama inan bana bu tür bir yazı üzerine de (içinde örnek olmadığı için) bu kadar tartışmamış olurduk :)
    Şunu ısrar ve önemle belirtiyorum ki; bu ve yazdığım tüm yazılarda derdim kişilerle değildir. Derdim davranış biçimleri ve bunun yaşadığımız topluma yansıma biçimidir. Kafamı kızdıranları, kişisel meselelerimi bu tip yazılarla dile dökmem sevgili annecik inan bana :) Eğer bu gözlükle tekrar okursan, ki bunu rica ediyorum, bana hak vereceksindir.

    YanıtlaSil
  30. Bazen kendini yokladığın olur mu? Yani ben böyle bir şey yaparken ne düşünürdüm ya da ne düşünüyorum diye? Nedir bu suçlu psikolojisi mi anlamadım şimdi? Ne diyecektim ben. Hah tamam... Birinin işine yarayacak bir yardımda bulunduğumda düşündüğüm tek şey yüzündeki gülümsemeyi görebilmek. Başkalarının gülen yüzlerinde bulunan mutluluğun tadı başka bir şeyde bulunmuyor çünkü. Bunun hesabı olmuyor, olmamalı! Zaten bu hesabı yaparak edilen yardım, iyilik hanesinden çoktan silinmiştir bence.

    YanıtlaSil
  31. Çoğu zaman kendimi yoklarım ben. Özellikle eleştirdiğim davranışlarda "ben olsaydım ne yapardım?" diye düşünürüm. Suçlu psikolojisi ile neyi kasdettiğini anlayamadım Sevgili Parpali.

    Kesinlikle bunun hesabı olmaması gerektiği konusunda hemfikirim. Yardıma ihtiyacı olanın ihtiyacının karşılanması ve onun mutluluğu yeter.

    YanıtlaSil
  32. Yani kendinden şüphe etmekle, "ben ne yapardım?" demekle ilgili söylediğim. Kendimle ilgiliydi suçlu psikolojisi yorumum. Bu şüphenin nedeni kendimi suçlu hissetmek mi acaba diye ;)

    YanıtlaSil