17 Haziran 2008

DİNLE BENİ ÇEKİRGE

Kafamın içinde uzun beyaz bir sakalı olan, çekik gözlü ve siz deyin 115 ben diyeyim 145 yaşında, bilge mi bilge, dövüş sanatlarında usta, ama bu ustalıktan daha ziyade yapraklardan, dağdan bayırdan, sudan, kedi ve koyunlardan akla gelebilecek herbirşeyden herhangi bir insan evladını sersemletecek bir felsefe çıkarmayı başarabilen bir adam yaşıyor. Elbette bu adam sadece doğaya dahil olan şeylerden değil cola kutusu, sigara izmariti, suyun içinde yüzen pembe mavi sebze poşetlerinden de hayat dersleri üretebiliyor (Bu iyi mi kötü mü bilemiyorum çünkü sürekli konuşuyor.)

Nereden nasıl birden peyda oldu bilmem ama uzun zamandır onun bitmek tükenmek bilmez konuşmalarını dinlemek zorunda kalıyorum. Ne zaman birine kızmak istesem sıska titrek parmağını bana sallayıp "şşşt çekirge, insanları olduğu gibi kabul etmelisin. Şimdi biraz sakinleş ve kendini onun yerine koymaya çalış. O zaman anlayacaksın onun davranış sebebini."diyor. Ağız tadıyla öfkeden delirmeme izin vermediği gibi yüzündeki o sakin huzurlu gülümsemeyle beni iyice çileden çıkarıyor. "Birini yargılamadan önce onun makosenlerini mi giyeyim" diyorum sırıtarak. O ise hiç istifini bozmadan "Evet aydan atlayan kedi" diyor "Bu söz senin gibi bir kızılderili ismine sahip olan biri için hayat felsefesi olmalı." Tanrım Tanrım Tanrım... Ben bilge olmak istemiyorum. "Ben bazen öfkeden deli olmak, ağzından çıkanı kulağı duymayanlardan olmak ve her insan evladı gibi hata yapıp bunlardan pişmak olmak istiyorum." diyorum ama karşımda yine o huzurlu sakin gülümseme ile "öğreneceksin evlat öğreneceksin" diyor.

Neymiş ben de onun gibi yapacakmışım herşeyden ders alacakmışım, insanlara bakıp hayatın akışına bakıp "dünya nereyeee?" diyecekmişim. Olgunlaşacakmışım velhasılı kelam. İnsan olarak doğulmazmış aslında. Yaşadıkça insan olmayı öğrenirmişiz. Bunu asla unutmamalıymışım. Bu ve buna benzer cümlelerle dolu uzun konuşmalar yapıyor ve mübarek adam asla susmuyor. "Hocam biraz dinlensem ben" dediğimde ise benim nankör olduğumu, nankör olmasaydım bu konuşmaları benim için yaptığını anlayacağımı ve en azından biraz ders alacağımı ve böyle utanmazca konuşup durmayacağımı da ilave ediyor. Ve tanrı aşkına yine o huzurlu gülümsemeyi yapıştırıyor dudaklarına.

Ne yani sevgi kelebeği mi olayım? "Olgunum ben" diye ortaya çıkıp hiç kimseye kızmayayım mı? Kabul mü edeyim herşeyi? Mesela biri göz göre göre hata yapıyorsa durdurmak için en ufak birşey yapmayayım mı? Onu öyle kabul edeceğiz ya. (Sus ve gülümse çekirge.) Olan bitenlere ben de o huzurlu gülümsemeyle bakıp "dünya böyle kuzum herkesi sevmeli herkese saygı duymalıyız" mı diyeyim? Hiç kusura bakma hocam. Söylediklerinin pek çoğunu kabul etmekle birlikte bazı durumlara ve bazı insanlara karşı senin şu savunma taktiklerini öğrenmeyi tercih edeyim ben. Sakın bana "şiddet kötüdür" deme şiddeti savunduğum yok. Asla. Savunduğum şu sadece; bazen öfke birşeyleri değiştirmek için gereklidir. Çünkü olumlu öfke motivasyon sağlar, tetikler seni. Ve hocam öfke bazen doğruyu bulmanın en iyi yoludur. İnsan elbet iyi yürekli olmalı, kendini bazı sivri yanlarından arındırmalı ama saf iyilik de bir noktada pasifliktir be hocam. Ve bizler, insanlar yani içimizdeki iyinin ve kötünün dengesiyle ayakta duruyoruz.Değil mi?

Sen şimdi bana huzurlu gülümsemeyi öğretme. Sen bana içimdeki iyi ve kötünün ne zaman ortaya çıkması gerektiğini söyle. Sürekli sevgi sevgi sevgi diyenlerden bir haline getirme beni çünkü bunu pek samimi bulmam ben. O adamı anımsatmak isterim sana. Donnie Darko adlı filmdeki o adamı. Sürekli insanlara korkularını yenmekten söz edip sevgiden saygıdan bahsedip duran o adamı. Hani evinin bir odasında çocuklara dair iğrenç pek çok fotoğraf ve film bulunmuştu. Saf iyilik gibi görünenin altından birşey çıkar diye korkarım ben hocam bu yüzden beni onlardan biri haline getirmeye çalışma. Ben neysem o olayım. Değişeyim elbet sivri yanlarımdan kurtulayım ama tek birşeyden oluşmayayım olur mu? Çünkü ben insanım bir melek değil.

Huzurlu gülümseme yerini düşünceli bir gülümsemeye mi bıraktı ne? Sakalını usul usul yukarıdan aşağıya doğru sıvazlıyor. Düşünüyor. "Kendi yolunu çizmelisin çekirge. Ve sen eline kalemi almışsın bile." Ve ekliyor: "Ne zaman yardımıma ihtiyacın olursa burada olacağım." Ve uzuuun bir meditasyona dalıyor. Kafamın içindeki ses susuyor, onun meditasyonu beni de sakinleştirip, durultuyor.



6 yorum:

  1. herşeyin yeri ve zamanı olduğunu,hayatta sevgi kelebeği olarak yaşamanın inandırıcı olmadığını yeri geldiğinde realitenin de gerekli olduğunu anlatan çok güzel bir yazı.Eline sağlık.

    YanıtlaSil
  2. hayata hep bir mücadele vardır buna savaş demek te kanımca doğrudur ve hatta bunu bi başlık altında toplarsak iyiler ve ktülerin savaşı bu hep öyeledir bunun üstesinden gelebilmek gerçekleri görmek mesafesi kadar yakındır bir reklam vardı"iyiler mutlaka kazanır" diye solgan vardı ya evet iyiler kazanır hangi tarafta olursan ol birde bir çin atasözü geldi aklıma sonuç hakkında "zafer yıkılmadan ayakta durmak değil her yıkıldığında ayağa kalkabilmektir" savaşın sonucunda zafer ve mağlubiyet vardır zafere ılaşamadıktan sonra hayatta nekadar yol alabiliriz veya yol açabiliriz
    gerçeklerden kaçmaktansa savaşmak eğer iyiyisen kazanırsın yıkılsanda
    güzel ders verici bir yazıydı eline sağlık tebrik ederim
    sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  3. Denir ki evrenin olağan durumu dengede olma halidir. Bu dengede olma halinin bozulmaması ise uyuma bağlıdır. Hocanızın "Karşıdakini olduğu gibi kabul etme" öğretisine bu pencereden bakacak olursak, terazinin diğer kefesine ne koyamak gerektiğini anlarız, tabii ki kendimizi.

    Karşıdakini olduğu gibi kabul edebilmek için kendimizi olduğunuzdan farklı bir pozisyona sokmak zaten işin doğasına aykırı olacaktır.

    Bence bütün bunların en başına, "olduğu gibi kabul etmek" lafı yerine yapılması hedeflenen şeyi daha iyi anlatacağını sandığım "idrak" kelimesini koymak iyi olacaktır. Zıtlaşmaktan kaçınmadan akıl süzgeçinden geçsin diye herşey.

    YanıtlaSil
  4. Bence de tepkisel olmalıyız,tepkisel olunmalı ki bir şeyler değişmeli ,değişebilmeli,yoksa bazı şeyler sürer gider tüm çirkinliğiyle.Yalnız tepkinin doğru yer ve zamanda doğru şekilde ortaya konması onu anlaşılabilir ve etkili kılacaktır , yoksa gerisi boşa harcanmış enerji olarak kalır ve dönüp dolaşıp yine bize zarar verir,evet anlatmak istediğini anlatıveren etkili bir yazı oluvermiş bu yazınız yine bence de elinize daha doğrusu kaleminize sağlık..:)

    YanıtlaSil
  5. "Yıllık iznimi kullanıyorum diye kendinizi böyle bir ruh haline sokmayınız efendim. STOP

    O zirtapoz ak sakallı moruğa söyle ayaklarını denk alsın. STOP

    Gelince saçını başını yolacağım onun. STOP

    Ya da belki de bunu sen yapmak istersin. Hem stres atmış olursun. Çok yoruluyorsun. Hıncını etrafındaki insanlardan çıkarmak senin de hakkın, azıcık eğlence sana iyi gelecek. STOP

    İMZA: Aşağı Luciferliler Köyünden Şeytan Beelzebub

    YanıtlaSil
  6. ORPEN:İnsan iyi ve kötünün birleşimidir bence. Saf iyilik, günahsız ve hatasız bir yaşam mümkün mü? Kendi doğamızla barışık olmalı önce onu tanımalı ve ardından da sivri yanları törpülemeli diye düşünüyorum. Bu sevgi kelebekleri beni hep kuşkulandırır nedense :)Çok teşekkür ederim.

    AKILLIİĞNE: Biz insanlar aslında en çok kendi kötü yanlarımızdan ve hatalarımızdan ders alıyoruz galiba. Bu nedenle tüm tavsiyeler biz deneyip öğrenmeden hep havada kalıyor. Hayat da zaten düşün düşüp yeniden kalkmak ve yola devam etmek değil midir? Çok teşekkür ederim.

    HUMİT: Çok doğru bir tespit bu. Kelimesi kelimesine katılıyorum.

    İPEKARKIN: İyilik elbette olmalı ama insanı pasifliğe itmemeli. bu neden olumlu öfkenin tetikleyici gücüne inanıyorum. Çok teşekkür ederim.

    BUZCEVHERİ: Süpersiiiin süper :))))
    Beni gülümsettin, teşekkürler.

    YanıtlaSil