24 Mayıs 2009

ZEHİR-PANZEHİR

"İnsan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar. Kendi kendine konuşmayı makbul saymazlar. Oysa ne fark var arada?" Böyle diyor Ayfer Tunç Suzan Defter adlı öyküsünde. Son günlerde ne kendi kendime konuşuyor ne de yazıyorum. Kafamın içinde uçuşuyor sözcükler ve ben kendimle zehirleniyorum.Asıl delilik alameti bu olsa gerek.

Kimin aklından geçmez ki; "bunları birine anlatmalıyım, ama kime?" düşüncesi. Ne anlatacağın değildir önemli olan. Anlatmak ve kurtulmak istersin hepsi bu. Çoğu kez söz bir yük gibidir. Düşünceler ise tonlarca ağırlıkta yüke benzerler. Susarsan kamburlaşır ruhun. Çok ama çok susarsan altında ezilirsin.

Mesela dünyaya en okkalısından bir küfür savurmak istersin bazı bazı. Biri öfkeni görsün, sözcüklerinin alevini burnunun ucunda hissetsin istersin. Ya da haksızlığa uğramışsındır. Kendini öyle aciz öyle korumasız hissediyorsundur ki biri seni dinlesin, "üzülme olur böyle şeyler" desin, arkana bu dört kelimelik yastığı dayasın da azıcık yalancıktan avun istersin. Ya da birşey coşturmuştur içini. Şu yalan küpü dünyada nasıl da böyle coştuğuna şaşırmışsındır. İstersin ki senle birlikte biri daha şaşırsın. Hem bilirsin coşku bulaşıcıdır. "Belki" dersin "benden ona, ondan bir başkasına, bir başkasından da diğerine..." Olur ya bir zincir gibi yeniden tutunuveririz yaşamaya, göğe uçmuş umutların balon olmadığını anlarız, bir bakarız ki onlar baharda geri dönüp gelen kuşlardan başkası değiller.Ya da en önemlisi zehirleniyorsundur kendi düşüncelerinden. İlk zamanlar pempe pembe açmış düşünce çiçeklerin büyüdükçe zakkum ağacına dönüşüyorlardır. Kusmaktır yazmak bu yüzden. Kendi kendine konuşmakta öyle. Kusarsın ağız dolusu sözcüğü, rahatlarsın.

Sırf zehirlenmemek için, sırf bu yükten kurtulmak için ya konuşur ya da yazarsın. Kendi kendine konuşursun bazı bazı. Uçar gider herşey. Sözcükleri göğe savurmak her babayiğidin harcı değildir bu yüzden. Söz hep muhatabını arar. Biri ile konuşursan da "kim beni anlar?" derdin vardır. Seni anlayabilecek birilerini seçmek için aklından bir bir geçer tüm tanıdıkların. Birini seçer anlatırsın, bakarsın gözlerine. "Yok bu değilmiş" dersin çoğu kez. Yine, hep yaptığın gibi unutursun; kimse birbirinin içini göremez. Düğüm olur sözcüklerin, vazgeçersin. En iyisi yazmaktır bu yüzden. Kimseyi aramak zorunda kalmazsın. Seni anlayacak olan gelip seni bulur. Yorulmazsın. Bir anlayan mutlaka çıkar. Sözcüklerini tek tek yutar ve o sözcüklerin hepsini kalbinde duyar, tek söz etmese de uzaktan el sallar. Yalnız olmadığını hissedersin. Olmayacak olur birden. Belki de olmayanı oldurduğu için yazmak ve okumak insanlara hep mucizeler sunar. Bu yüzden yazar da yazarsın. Kimse bilmez senin zehirlenmemek için kustuğunu. Ve yine kimse bilmez bir başkasının zehrinin kendine panzehir olduğunu.

İşte tüm bunlar yüzünden yazıyor ve okuyoruz çoğumuz. Yazarak kendi zehrimizi atıyoruz, okuyarak da bir başkasının zehrini alıp panzehir yapıyoruz ruhlarımıza. Ve yine tüm bunlar yüzünden okuyarak ve yazarak tutunuyoruz birbirimize, hiç ölmeyecekmiş gibi kelimelerle ayakta duruyoruz.
RESİM: Tavik František Šimon

14 yorum:

  1. Bazen hiç tavsiye, akıl verilmeden sadece dinlenmek de iyi gelir o ruha.

    YanıtlaSil
  2. "İnsan ya kendi kendine konuşur, ya kendi kendine yazar." Ben ikisini de yapıyorum :)) ya...ya... gibi bir durumum yok yani:))

    YanıtlaSil
  3. tiyatral bir durum sanırım. kendi kendine bi gösteri sergilemeyip, tiyatro sahnesini tercih etmek gibi birşey kendi kendine yazmak.. bir gun paylaşılma umudu da olabilir ya da yazılanların gelecege kalma umudu.

    YanıtlaSil
  4. guzel bir ic konusma sergilemissin..

    monologlar diyaloglara yoneldiginde "zehir panzehirini" bulur...yoksa kisir bir dongu icinde kalakalir...
    Anlasilmak ister dururuz karsimizdakinden; anlamayi akil edince anlasilmaga baslariz...
    ben, hep aramaktan yanayim...buldugumu kavrayincayadek surecek bu devinim..vee tekrar aramaga koyulacagim..:-))
    aramalar bitince tukenisler basliyor oysaki..
    Dostlukla

    YanıtlaSil
  5. Benim kanımda o zehirden bol bol var. Çünkü çevremdeki insanlar bazen içinde bulunduğum durumu düşünmeden konuşuyorlar benimle ve bundan hiç çekinmiyorlar,herşeye hakları var.. Ben kendilerini bir kez olsun eleştirmediğim halde acımasızca yargılıyorlar beni. Bazen bana ettikleri laflar aklıma gelince onlara sesim kısılana kadar bağırmak geliyor içimden. Hatta daha fazlası.. Ama konuşsam da bağırsam da beni anlamayacaklarını bildiğimden susuyorum. Herkes kendini anında aklıyor. Ben de kanımdaki zehirimle yaşıyorum ve hep susuyorum.
    Şimdilik..
    Bir gün herşey değişecek.

    YanıtlaSil
  6. yorulma, geldim seni buldum...

    ne guzel yazmissin, yine.

    YanıtlaSil
  7. Bu yazıdaki her cümlene sonuna kadar katılıyorum.

    YanıtlaSil
  8. Kelimelerle ayakta durmak da bir varoluş biçimidir zaten kediciğim.

    YanıtlaSil
  9. Kedim, bu yazinla resmen beni anlatmissin. Bunca yildir gurbet ellerde konusacak insan olmadigi icin yuttugum ve beni intiharin kapisina kadar getiren depresyon denen illetten kelimelerimi buraya yazmaya baslayali resmen kurtuldum. Ne kadar dogru söylemissin anlatilmayan, konusulmayan kelimeler insani kamburdan da öte yapiyor. Insan konusacak birini bulsa, anlayan birini bulamiyor. Ben sizleri buldugum icin cok mutluyum, iyiki varsiniz, sizin sayenizde büyük bir dertten kurtuldum. Ellerine, yüregine saglik Kedim:)
    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  10. ASLI: Kesinlikle... İnsan bazen sadece o kelimelerden kurtulmaya da ihtiyaç duyuyor çünkü...

    ŞİRVAN: Bazılarımızın beynindeki kelime sayısı fazla da ondan bu hal. Ben de her ikisini birden yapıyorum :)

    GEREKSİZ YAZAR: Hepsinden öte anlaşılmayı umut etmek gibi geliyor bana. İnsan dünyanın bir yerinde mutlaka kendisini anlayan birinin yaşadığına dair umudunu hep muhafaza ediyor.

    VOLKAN:"Anlasilmak ister dururuz karsimizdakinden; anlamayi akil edince anlasilmaga baslariz..." Ne kadar da doğru bir söz. Belki de anlamaya yeltenmediğimiz için anlaşılmıyoruzdur. Olamaz mı?

    MUTFAKTAKİ DELİ: Bizi anlayabilmeleri için ancak biz olabilmeleri gerekiyor belki de. Ya da aynen bizim geçtiğimiz yollardan geçmeleri. Dünyada bunca yol varken ne yazık ki hepimiz farklı yolları tercih ediyor ve asla anlaşılamıyor ve anlamıyoruz.

    TURKUAZ DENİZ: Biliyorum :) Ve çoğu zaman hissediyorum çok ama çok iyi anladığını beni. Ve ben de seni okurken aynı şekilde çok yakındaymış gibi anladığımı düşünüyorum. Ruhların yakınlığı diyorum ben buna...

    VLADİMİR: O halde birbirimizin zehrini alalım yaza yaza ve birbirimizden aldığımız panzehirle dönelim yaşama. Olur mu?

    ÖZLEM:Kesinlikle...

    BELGİN: İşte tüm bunlar yüzünden birbirimizin kelimelerine tutunup ayağa kalkıyoruz Belgin'ciğim. İyi ki harfler var iyi ki kelimeler var ve biz iyi ki yazıyor ve okuyoruz.

    YanıtlaSil
  11. Çok güzel bir yazı.. Galiba ben bu yüzden çok konuşup çok okuyorum. Ama yinede yeterli olmuyor. Beynim sözcüklerle dolu galiba. Boşalacağa benzemiyor...

    YanıtlaSil
  12. Yazdıkça boşalıyor okudukça yenisi geliyor :) Ve sözcükler hep var.

    YanıtlaSil
  13. Hep kendi kendimin cenesinden cekmisimdir, gecen gun biriyle tanistim neredeyse "dilini yutmus" tabirini o bulmus. Ben 5. dunya savasini cikarmis gibi konusmaya basladim, her okudugumdan, her bildigim hikayeden bahsettim. Yazamayinca konusman gerekiyor tamam, ama karsinda ki konusmuyorsa ve yazdigini da anlayamacaksa cunku farkli bir dilde yazilmissa butun kendin(ligin); iste o zaman panzehir sandigin sey seni zehirlemeye basliyor.
    Zehiri akitmak lazim, zehiri emerek disari cikartacak biri yoksa karsinda; ne yapsan bos...

    Kel alaka oldu bu yazdigim ama neyse....:)

    YanıtlaSil
  14. Hiç kel alaka olmamış inan bana. Hele de son cümle: "Zehiri akitmak lazim, zehiri emerek disari cikartacak biri yoksa karsinda; ne yapsan bos..."

    YanıtlaSil