15 Mayıs 2009

SESLER

Uzun zamandır bunu yapmadım çünkü düşüncelerimden kopacak gücüm yoktu. Akşam alacasında ışıkları yakmadan ve hiç birşey yapmadan oturmaktan söz ediyorum. Bu akşam bunu yaptım çünkü yorgunluktan kımıldayacak halim yoktu. Gün batımı hafifçe sarartırken ortalığı ben uzanıp kaldım. Uyku ile uyanıklık arası bir halde, yorgun ve sesleri dinleyerek...

Bir kız hiç bilmediğim bir şarkı söylüyordu. Sözlerinin pek bir anlamı olmayan o şarkılardan birini... Sesinden keyifli olduğu belliydi. Ritmi oynak sözleri anlamsız. "Onu keyiflendiriyorsa ne ala" diye geçti içimden. "Bugünlerde pek kimse anlam peşinde değil."

Sonra bir bebek sesi geldi sokaktan. Yarım yamalak sözcüklerine kahkahalarla gülüyordu etrafındakiler. Kimi kendi adını defalarca söyleyerek öğretmeye çalışıyordu kimi ise onun o yarım yamalak kelimelerini taklit ediyordu. Pencereyi açıp "Daha çok konuşcak merak etmeyin. Bırakın sessizliğinin keyifini yaşasın" demek geldi içimden. Boşverdim.

Ezan okundu. Biri muhtemelen kulağı ağır işiten birine bağırdı "ezan okunuyor" diye. Sonra garip bir sessizlik çöktü. Bir evde televizyon açıldı. Sokağı ardı arkası kesilmeyen reklam müzikleri doldurdu. Televizyonlu evden biri bağırdı "kıs şunun sesini, sağır mısın?" Televizyonun sesi kısıldı. Sokaktan geçenlerden birinin cep telefonu çaldı. Cep telefonlu mırıltılarla uzaklaştı sokaktan. Araba kornaları, motorsiklet sesleri ve eve girmemekte direnen oyuncu çocukların sesi kaldı bir tek.

Hava iyiden iyiye karardı. Ben yerimden kalkmadım. Bazen aklın içindeki sesleri dinlemektense sokağı dinlemenin insanı dinlendirdiğini farkettim. Ve o seslerin insanın süreklilik duygusunu korumasında nasıl da önemli olduğunu... Ölümler vardı, aksayan hayatlar da öyle... Yapraklar ölüyordu, kuşlar, böcekler ve herşey. Ama sokak hep yaşıyordu. Çocuklar büyüyor başka çocuklar alıyordu yerlerini. Her zaman biri televizyonun sesini fazla açıyor bir başkası onu uyarıyordu. Birilerinin kulağı ezanda oluyordu hep bir diğeri ise sevdiğinden telefon bekliyor, gelince heyecanlanıyordu. Keder hep vardı, mutluluk da, aşk da... Ve bütün bu sesler geçici hayatlarımızı sonsuz sanmamız için birer nimettiler. O sesler oldukça herşey aynı gidecekti çünkü. En azından biz bu yalanın gönüllü inanları olacaktık. Hep duymuştuk o sesleri ve hep duyacaktık. Ve duydukça da yaşayacaktık.
O süreklilik duygusu olmadan yaşamayacağımı düşündüm. Hiç kimsenin de öyle... O yüzden sokağı dinledim dakikalarca. Hayatın kısacık olduğunu unutayım, onu sonu gelmez sanayım diye...
Resim: Rafal Olbinski

4 yorum:

  1. Koca bir kaosun ortasında dinginlik...

    YanıtlaSil
  2. ... Ve bütün bu sesler geçici hayatlarımızı sonsuz sanmamız için birer nimettiler. :)

    Öyleler.. İyi ki de varlar.. Kendi seslerimizin çığlıklarıyla sağırlaşmamamız için hep olsunlar.. Dışımızdaki sesler içimizdeki sesleri dengeliyor..

    Son zamanlarda "farklılaşan" resimlerini de izliyorum yazılarının yanı sıra... Kocaman bir öpücük yolluyorum Aydan Atlayan Kedi kardeşim:)

    YanıtlaSil
  3. Hem aklımın sesi, hem kalbimin sesi.
    Bir de sokağın ve insanların sesi.
    Ne güzel yazmışsın kediciğim.

    YanıtlaSil
  4. BADLİK AMİRİ: Hem de ne dinginlik...

    KARÖSHİ'M: "Kendi seslerimizin çığlıklarıyla sağırlaşmamamız için hep olsunlar..." işte bu yüzden sığınıyoruz belki de onlara.Ben de sana kocaman bir öpücük yolluyorum Kızkardeş :)

    ÖZLEM: Çok teşekkür ederim Özlem'ciğim.

    YanıtlaSil