10 Mayıs 2009

TÜM GÜZEL ŞEYLER İÇİN...

Üniversitenin son yılıydı. Gelecekten korkan, saçma sapan hüzünlerle sarmalanmış bir grup aptaldan başka birşey değildik. Korkuyorduk çünkü hayatımızın tatili sona eriyordu. Korkuyorduk çünkü önümüzü göremiyorduk. Korkuyorduk çünkü artık yetişkin olduğumuzun kanıtı olan belgeyi bir süre sonra elimize alacaktık. Korkuyorduk çünkü asıl korkulması gerekenin ne olduğunu bilmiyorduk.

O günlerde çok yakın bir arkadaşım kardeşini kaybetti. Çocuk daha dört yaşındaydı. Birden ölüverdi. Hastalığının adını duyan bile olmamıştı. Dediklerine göre milyonda bir rastlanan türdenmiş. Arkadaşım günler sonra okula geldiğinde başka birine dönüşmüştü. Solgun bir yüz, bir noktaya odaklanmış gözler. Sanki nefes alıp veren ama aslında yaşamayan biri. Bir hayat yitiren nasıl kendi hayatını da yitirirse öyle. Kederi her yanı sardı. Ellerimize, gözlerimize, içimizin derinine bulaştı. Zaman geçti sınav dönemi geldi. O solgun yüz saatlerce kapandı kütüphaneye. Bir çılgın nasıl kendini adarsa öyle adandı derslere. O tozlu raflar arasında kocaman masalar üzerine yaydığı kitaplardan başını kaldırmadan çalıştı çalıştı ve çalıştı. Ve hiç birimizin aklı almadı o acıyla nasıl bunca çalışabildiğini. Kimi hırs dedi onu kınadı kimi delirdiğini sandı kimi ise evden kaçmak için böyle bir yol bulduğunu düşündü. Aslında onun tek yaptığı sanırım kendi acısından kaçmaktı. Acıya değil başka birşeye odaklanıp unutmaya çalışmak.

O zaman onun yaptığının ancak bir kırıntısını anlabilmişim. Unutmak için adandığını farketmişim ama kederinin o sayfalar üzerine nasıl yayıldığını, çılgın bir dirençle acıya nasıl karşı koyduğunu anlayamamışım. Bunu çok sonra anlayabildim. Ancak birini kaybettikten ve o acının üstesinden gelmeye çalışırken... Ben birini toprağa vermemiştim ama kaybım tıpkı bir ölüm gibiydi. Acım ise bir ölünün ardından çekilecek türdendi. Acıya bulanmış nefret, nefretle sarmalanmış öfkenin ölümden kalır yanı yoktu. Ben de sayfaların içine hapsetmiştim kendimi. Her kelimede unutmaya, başka biri olmaya adanmışlıktı benimkisi de. Ve onu ancak o zaman anlamıştım. İkimizde adil olmayanın tokadını yemiştik. Ve herkesin acısı kendine büyüktü.

Bugün, bu pazar gününde içimden hiç birşey yapmak gelmezken, aklımın içine doluştu tüm bu hüzünlü hikayeler. Haftanın beş günü çalışmaktan başını kaldırmamanın, hiç birşey düşünemeyecek kadar yorgun olmanın, aklı geçmişin kederinden ve geleceğin kaygısından koparan kitap ve filmlerin, konuşkan dostların verilmiş en büyük armağanlar olduğunu düşündüm. Geçmişteki kederin çukuruna düşmekten bizi alıkoyan tüm güzel şeyler için teşekkür ettim. Tüm acılarımızın panzehiri olan herşey için...
RESİM: Modigliani

12 yorum:

  1. Tüm güzelliklere şükür olsun...

    YanıtlaSil
  2. herkesin acısı kendine büyüktü ve herkes kendi yönetiminde siliyordu acının izlerini...izleri silerken karşımıza çıkan, çözüm yolu olan, kaçışlarımızın durakları iyi ki var... yoksa yok olur insan acısından...

    YanıtlaSil
  3. Cok canim yandiginda kactigim, benim icin acilarimdan kurtulmanin, onlari bir nebzede olsa unutabilmenin tek caresi: Kitaplarim. Bu her zaman böyle oldu ve bundan sonrada degismez artik. Acilarimizi unutturan tüm güzelliklere sükürler olsun:)
    Sagol kedicim:)

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. sildim ama karıştırdım ondan yani.

    hayat kısa ve çetrefilli ve kaçmak hayli yorucu... ne yapılmalı bilmem.

    YanıtlaSil
  6. sadece güzel şeylere değil, o sabrı verene de şükürler olsun..

    YanıtlaSil
  7. Yaşama bağlanmanın türlü yolu var. Biri koparsa diğerleriyle tutunmayı sürdürüyoruz.

    Çok güzel bir yazı olmuş. Bir yanda hüzün, diğer yanda umut... Umutlarınız hiç tükenmesin.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  8. Bence de canım gerçek dostlarımız ve kitaplarımıza selam olsun.
    İyi varlar .
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  9. Herkesin acısı kendisine büyük gerçekten. Bunun yanında yaşadığımız güzelliklere şükürler olsun. Bende acılar içindeyken en iyi ilaç kitaplarımdır. Yazınız çok güzle olmuş. Ellerinize yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  10. Herkes başka türlü başa çıkıyor acısıyla, herkesin acıyla yaşamayı öğrenmesi başka bir zaman alıyor. Ve sonunda öğreniyor, insanların çoğunun bir acısı var, kimisi hatırlıyor kimisi unuttuğunu zannediyor.

    YanıtlaSil
  11. Keder, acı? Yaşananların içleri gerçekten kesin bir anlamla dolu mu, gerçekten kesin bir adları var mı onların hepsinin? Yoksa onların içini düşüncelerimizle biz mi dolduruyoruz? Düşüncelerin aritmetiksel bir sonucu mu duygular? Aynı şeyi yaşayan iki kişi biri yaşadıklarına acı derken, öteki neden hiç etkilenmez? Neden? Yoksa yaşadıklarımız sonrasında odaklandığımız nokta mı, onun anlamını ve adını belirleyen? Sevgiler:))

    YanıtlaSil
  12. FUNDA: Evet kesinlikle...

    EVREN: Herşey karşıtıyla var. Acı da öyle... Yoksa dediğin gibi zulüm olurdu bu kadar acıyla yaşamak...

    BELGİN: Kendimiz olmaktan çıkıp, kendimizden sıyrılıp, tüm acıyı geride bırakarak başka bir dünyada yaşama şansı verdikleri için o kitaplar bunca özeller belki de...

    PUSARIK: sığınacak birşeyler bulmalı sanırım. Hep kaçamıyor insan...

    BRAJESHWARİ: Önce ona zaten...

    AYSEMA: İnsan ruhunun en güzel yanı da bu değil mi? Bir dal kopunca hemen başka bir dalı yakalayıveriyor.
    Sizin de umutlarınız asla tükenmesin...

    ÖZLEM: İyi ki...

    KİTAP KURDU: Çok çok teşekkür ederim.

    VLADİMİR: Ve çok fazla zaman alıyor acıyla nasıl başedeceğini öğrenmek. Ama öğrenince de sanki daha güçlü daha cesur oluyor insan. Sanırım ilk adım acının her yanda herkeste olduğunu bilmekten geçiyor. Hep var olduğunu ve olacağını da öyle...

    HAŞİM:Duygular söz konusu olunca bir kesinlikten söz etmek mümkün mü?

    YanıtlaSil