12 Mayıs 2009

KULAKTAN KULAĞA

"Biliyor musun onun hakkında şöyle şöyle diyorlar hatta böyle böyle olduğunu söyleyenler bile var?" Kaşları şaşkınlığını anlatan biçimde havaya kalkmış. Belli ki duydukları, anlatırken bile kendisini şaşırtmaya devam ediyor."Kimler diyor bunları?" diyorum. Yüzünden söylemekle söylememek arası kararsız bir ifade geçiyor. Gülümsüyorum; "Hayır" diyorum "söyleme. Benim öğrenmek istediğim bu lafların kimlerin ağzından çıktığı değil. Benim varmak istediğim nokta başka bir yer." Merakla bakıyor yüzüme.

"Sen" diyorum "tüm bu anlattıklarını gözlerinle gördün mü?" Başını iki yana sallayarak "hayır" diyor. "Ve görmediğin birşeyi bana anlatıyorsun. Ben bunları gidip bir başkasına anlatacağım ve o da bir diğerine." "Ama" diye karşı çıkıyor "kesinlik kullanmadım ki kurduğum cümlelerde. Bir başkasından duyduğumu belirttim." Bunun ne önemi var ki dercesine yüzüne bakıyorum. Susuyoruz.

"İlk olarak" diyorum "bir başkasının özel hayatı beni ilgilendirmiyor. Ve bunu çok saçma buluyorum. Birileri senin hayatın üzerine konuşsa senin hoşuna gider miydi?" Birşey demiyor. Demesine de gerek yok. Sorum o sessizlikte yanıtını zaten buluyor. "Ve herkesin yorumundan geçmiş cümlelerle, bir başkasına dair bir fikre sahip olmak istemiyorum. Herkes gördüğü ya da duyduğunu kendisine göre yorumlar öyle değil mi?" Başını sallıyor. "Sana" diyorum "küçük bir hikaye anlatacağım."

Uzun zaman önce ben tam bir kapıdan girmek üzereyken daha doğrusu tam kapıyı çalmak üzereyken içeriden gelen seslerde adımın geçmesi üzerine kapıyı çalmaktan vazgeçtim. Bilirsin insan yüzüne söylenene değil de arkasından denilene itimat eder. İçerideki insanlar arkadaşlarımdı. Ve bir tanesinin ağzından olumsuz cümleler çıkıyordu. Bir yanım "kapıyı aç gir içeriye ve hadlerini bildir" dedi bir yanım ise "çek git." Ben ikinci yolu seçtim. Çekip gittim. Ve o insanlara bu konuda tek kelime etmedim. Ama eskisi gibi davranamadım da. Hiç bir zaman anlayamadılar neden öyle davrandığımı. Evet haksızlık etmiştim söylememekle ama bu konuyu yeniden açıp yeniden deşmek istemiyordum. Çünkü hayal kırıklığı, güvensizlik ve kırgınlık karışımı bir duygu aklımı bulandırmıştı. Çok zaman geçti ve daha sonra o zaman o odada olan ve bu olayların hiç birinden haberi bile olmayan bir arkadaşımdan şunları dinledim. "O gün orada senden çok söz ettik. Hatta X senin hakkında en ufak kötü birşey duysa asla ve asla inanmayacağını söyledi. Dedi ki; "onun hakkında şöyle şöyle şeyler söyleseler böyle böyle şeyler söyleseler bile asla inanmam. Sana öyle çok güveniyor, seni öyle seviyor ki." O an anladım ki ben onun sadece hakkımda söylense bile asla inanmayacağı o olumsuz cümle örneklerini duymuş ve bunu onun kendi düşünceleri sanmıştım. Tıpkı filmlerdeki gibi değil mi? Hani filmlerde kapı önünde durana bağırmak isteriz ya "dur hemen gitme gerisini dinle. Yanlış anlıyorsun." demek isteriz ya. Eğer benim içinde bulunduğum durum bir film sahnesi olsaydı emin ol insanlar bana "dur biraz daha dinle. Gerçeği öğreneceksin." diye bağırmak isterlerdi. Ve bu aptallık yüzünden neredeyse en yakın arkadaşlarımdan birini kaybetme noktasına gelmiştim.

Şimdi söyle bana; bazen gözlerimizle gördüklerimiz, kulaklarımızla duyduklarımız bile aslında gerçeği yansıtmazken bir başkasının duydukları ve gördüklerine itimat etmek ne kadar doğru?
RESİM: Norman Rockwell

18 yorum:

  1. İnsanların laf taşımalarını sevmiyorum. Yanıltıcı oluyor, eğer kulak asarsanız sizi gereksiz ön yargılara salıyorlar. Allah akıl fikir vermiş başkası hakkındaki izlenimleri kendi görüp yaşadıklarıma dayandırabilecek durumdayım.

    Seneler önce bir bilge kişiye halktan biri yaklaşarak bir dostunun kendisi hakkında söylediği kötü sözleri iletmiş, "ona dikkat et arkandan bu sözleri söylüyor" diyerek kendince iyi bir iş yapmış. Bilge kişi "dostum arkamdan bir ok attı, ben görmedim, ok hedefi bulmadı yere düştü, sen ise o oku düştüğü yerden aldın getirdin kalbimin ortasına sapladın" demiş.

    İnsan kalbi ne kadar kırılgan,hasara açık. Hiç durmaksızın başkası hakkında konuşmayı seçip kendini geliştirme yönündeki çabalara kapısını kapatmış insanlarla bir arada olmak çok zor. Belki biraz daha az kulak vermek, biraz mesafeyi korumak gerekli. Ya da bazen kalbi kenara bırakıp şnsan arsızı olmayı seçmeli.

    Yanlış anlamalar da malesef arada ayaklarımıza dolanıp önümüze engeller serebiliyor.

    Yazı ile resmin mükemmel uyuşmuş bu arada.

    Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Bilmiyorum kedicim, o kapıdan geri dönermiydim, içeri mi dalardım? zor bir karar. ama bendeki delilik beni içeri sokardı diyorum herhalde:)Ne konuşuyodunuz bakiiim derdim herhalde imalı imalı ve sadece yüz ifadelerine bakardım. Ama bu şuanki kararım o anki kırgınlığım kararımı ne kadar etkilerdi bunu bilemiyorum acaba duygularımız bazen kararlarımızı çok mu etkiliyor?

    YanıtlaSil
  3. Vladimir ne güzel özetmeiş durumu...

    Başkaları hakkında konuşmayan insanların "sıkıcı" olarak yaftalandığına sıkça şahit oluyorum.
    Günlük hayatta ne olursa olsun bu tuzağa düşmeyen kaç kişi var acaba? biraz da samimi olmak lazım. Ben ne yaparsam yapayım o pozisyonda bir kaç kez buluyorum kendimi. Farkındalıkla azaltsan da, tamamen yapmamak mümkün mü acaba? Dürüst olalım...

    YanıtlaSil
  4. Ne kadar kontrollü ve soğuk kanlısın Kedi'cim! Ben o odaya dalıp bir güzel paylayıp öyle çıkardım dışarı. Senin çok geç olmadan düzeltebildiğin yanlış anlaşılmayı ben daha da derinleştirirdim böylece :p
    Resim harika bu arada.

    YanıtlaSil
  5. Buradaki vatandaslarimiz nedense beni Türke benzetemezler ve ne dediklerini anladigimi bilmedikleri icin, beni tanimadiklari halde hakkimda atip tutmalarina bir kac defa tanik oldum. Hic belli etmeden sonuna kadar dinledim ve giderken sadece bir "Hoscakalin" deyip gectim yanlarindan, yüzlerinin sekli görülmeye degerdi:)) Umarim bu onlara iyi bir ders olmustur:))
    Sevgiler Kedicim

    YanıtlaSil
  6. Ah kedicim;
    İçeri girseydin ve hesap sorsaydın yine gerçeği öğrenemeyecektin.Çünkü yine sözlerin ortasında girecektin, yeminler billahlar bile edilse işin özü bilinmeyecekti.Geç te olsa öğrenmişsin ve dostunu kaybetmemişsin.Ne mutlu sana.

    YanıtlaSil
  7. Hep birlikte Socratesin "gerçek, iyilik ve işe yararlılık" tan oluşan “Üçlü Filtre Testi” ni uygulasak, süper olurdu kesinlikle. Sevgiler:))

    YanıtlaSil
  8. Kesinlikel bende girerdim içeri ve sorardım siz ne konuşuyorsunuz bakimm derdim. Ama bu davranış ne kadar doğru bilmiyorum tabi. Güzel bir yazı olmuş ellerine yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  9. Annemle pek uyuşmasakta, kendisinin sevdiğim özelliğinden bir tanesi asla akbalarımız arasında bile olanları bize anlatmadı. kimseyi çekiştirmedi. ondan öğrendiğim en güzel şey buydu belkide.

    birde hayat insanları eleştirdiğn noktalarda hata yaptığını gösteriyor ne hikmetse. Hani Allah ın sopası yok dedirtiyor.

    çok güzel bir yazıydı teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  10. Kedicim,

    O anki tavrın gerçekten ne kadar olgun olduğunu gösteriyor.Kırgınlığın boyutunu büyütmek istemedin bence...

    Peki daha sonra gerçeği öğrendiğinde ne oldu,en yakın arkadaşınla nasılsınız şimdi?

    sevgiler,

    YanıtlaSil
  11. Laf taşımak. İnsanoğlunun yapaylaşmasını en güzel sağlayan etkenlerden. Karşıdaki merakla dinlerken hevesli hevesli anlatmak kimine güzel kimine sizin gibi çirkin gelebilir. Bunu herkes yapabilir. O potansiyel tüm insanlarda mevcut bence. Söylediğiniz gibi kendi gördüklerimiz,duyduklarımıza inanamazken çoğu zaman, başkasına nasıl inanalım? Kimi zamanda görmek duymak istedikleri kötü şeyler olur. ve bu ister laf taşımayla ister kendi gözü, kulağıyla olsun inanır insan

    YanıtlaSil
  12. Bir başkasının söylediğinin gerçekliğine kendi gördüğümüzden daha çok inanan bir toplumuz biz. Nedense gerçeği araştırmak ve gözlerimizle görmek yerine, görüp kendine göre yorumlayanlardan dinlemek daha cazip geliyor. İletişimsizlik mi acaba sebebi, yoksa dedikodu yapmayı mı seviyoruz çözemedim. Söz sözü kovalıyor, söyleyen söyleyeni. Sözü edilen kişi ise herşeyden bihaber.

    YanıtlaSil
  13. işte sadece bu yüzden kimsenin ardından konuşmamaya özen gösterdim ben bu yaşıma kadar.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  14. VLADİMİR: En kötüsü de bu zaten. Ortalıkta dönen saçma sapan kime ait olduğu belli olmayan ve çoğu kez de gerçekten çok ama çok uzak sözlerle fikir sahibi oluyoruz. Söz öyle bir şey ki akıntı gibi. Kapılıp gitmemek kendini tutmak ve o akıntıdan etkilenmemek sanıldığından çok daha zor. Çok beğendim bu kısacık hikayeyi. Hep aklımın duvarında kazılı duracak.Çok teşekkür ederim.

    GUGUK KUŞU: İnan bana sen de beklemediğin birinden bu şekilde birşey görsen üzüntün kızgınlığından ağır basardı. İki duygu arasında kalıyor insan. Ve üzüntü öfkeden her zaman daha ağır.En azından bende öyle.

    BAŞAK:evet çoğu kez buna ben de şahit oluyorum. Ve çok sinirleniyorum. sanki dünyada tüm konular çöpe atılmış da bir tek insanların ardından konuşmak kalmış gibi. Sonu bir yere varmayan kimsenin bir işine yaramayan bu konuşmaların kime ne gibi bir faydası var? Ama dediğin gibi bu tuzaktan korunmak o kadar da kolay değil. Bazen o akıntıya kapılmış gidiyorken buluyor insan kendini. Birden farkına vardığında ise "ne yapıyorum ben?" duygusu ve inandıklarına ihanet ediyormuşsun duygusu birbirine karışıyor.

    LA SANTA ROJA: Kontrollü ve soğukkanlı olmaktan değil benimki şok olmuş olmaktandı :) Aslında şimdi diyorum ki "iyi ki öfkeyle dalmamışım içeriye. Ne derlerse desinler asla inanmazdım."

    BELGİN:Bu verilecek en iyi ders bence :)

    SUFİ: Kesinlikle haklısın. sonradan düşündüğümde o anda içeriye girmiş olsam asla ve asla söyledikleri hiçbirşeye inanmayacağımı anlıyorum. Çünkü öfkem üzüntüm gözlerimi kör etmiş olurdu. Sonuç olarak herşey açığa çıktı ve ben iyi bir ders almış oldum.

    HAŞİM: Kesinlikle...

    KİTAP KURDU: Eğer soğukkanlı ve olayı anlamaya yönelik bir tutumunuz varsa evet elbette bu çok daha mantıklı olurdu. Olay anında çözülür kimse üzülmezdi. Fakat ben gerçeği göremeyecek denli kör olmuştum öfke ve üzüntüden.

    EFSA: İnsanları eleştirirken biraz acımasız oluyoruz. Davranışlarının sebeplerini anlamadan yüzeyden bakıyor ve acımasızca eleştiriyoruz. Ve işin garibi zaman geliyor o durumda buluyoruz kendimizi. İşte o zaman sebeplerini anlıyoruz insanların. Bir çeşit adaletin yerini bulması...

    DELFİNA: Olgunluk mu bilmem ama çok fazla üzülmüştüm. Hani güvendiğin dallar kırılır ya öyle bir duygu. sonradan herşey yoluna girdi. Ve ben çok önemli bir şey öğrendim.

    ADSIZ: Bu çok doğru. Aslında neye inanmak istiyorsak ona inanmayı tercih ediyoruz galiba. Bizi kör eden aslında kendi duygularımız.

    OWL: Evet. bir de bazıları vardır ki olayı süsleyerek anlatır da anlatır. İnsanoğlu hep hikaye peşinde ya bazen de böyle yalan yanlış hikayelerin peşine düşüyor işte :)

    ÖZLEM: Bunu başarabilene ne mutlu. Ama çok zor bu şekilde bilinçli yaşamak.

    YanıtlaSil
  15. Buraya asilan yazilardan cok, yorumlari okurken keyf aliyorum...

    dedikodusuz yasamak mumkun mu?
    "dedikodu" dan kim hoslanmaz ki?
    ama buradaki yazi ve yorumlarin oylesine bir "ahlak" cizgisi cizmesine hayret ediyorum..
    Burada kimse yalan soylemekten; laf getirip goturmekten; velhasil deidikodudan hoslanmiyor ama X hanim/bey icin yazilagelene kendi deneyimlerde eklenerek guzel bir "dedikodu" sergileniyor..
    Ben yalan soylerim.. onsuz yasayamam; cunku yasam yalan demek..
    Ben dedikodu yaparim... yapmayana sasarim.. konusmamasi gerekir yasami boyunca.. veya "dedikoduya" yeni bir anlam ykmelesi gerekir..
    Sohbet, soylesi, dertlesme, hal hatir sorma.. "Nolcek bu memleketin haliyle" baslayan kaynanadan, gorumceye uzanan.. komsuda son bulan o guzelim laf tasimalar olmasa, yasamin ne manasi kalir ki...
    Size bol dedidikodusuz gunler dilegimle:-))
    Ben biraz laf goturmege gidiyorum..:-)
    Vkemal

    YanıtlaSil
  16. Yorumları biraz dikkatli okursanız o yorumların içinde şu var: "saçma sapan dedikodular doğru değil ama bazen biz de onun akıntısına kapılıyoruz."
    Volkan Bey benim bildiğim insanlar ahlaksız olan şeyleri savunduklarında yargılanırlar ama siz burada ahlaki açıdan doğru olduğuna inandıklarını savunuyorlar diye yargılıyorsunuz insanları :) Muhtemel ki aklınızdan şu geçiyor: "herkes dedikodu yapar bunlar yapmıyormuş gibi yapıyorlar." Kimse ben dedikodu yapmıyorum demiyor dikkatinizi çekerim. Aklınızdan geçtiği gibi bir ikiyüzlülük mevcut değil yani. Sadece bunun doğru olmadıklarını bildiklerini söylüyorlar. Hepsi bu. Ve zaman zaman yorumlarda da benim cevaplarımda da zaman zaman dedikodunun içine girdiğimize dair izler mevcut.
    Ben de size bol dedikodulu günler dileyeyim o halde :))

    YanıtlaSil
  17. Sevgili Aydan Atlayan Kedi...
    Isminizi merak etmiyorum.. Neden Mars'tan atlayan koymadiniz diye de sormuyorum..
    Neyse..
    Sadece bu yaziya yazilmis yorumlari okurken degil, diger uyazilara yapistirilmis yorumlari okurken; bana yazilan cevabinizi okurken de aldigim keyfi aliyorum...
    Bugun, Ahmet Altan'in yazisini okurken de guldum..ve ona kufrettigi icin "bravo" tam zamani dedim..
    Belki, siz Turkiyelileri anlamakta zorlaniyorum.. Ama, Ahmet Altani iyi anliyorum..
    Kan ve gozyasinin durmadan aktigi; gundemin aciyla yogruldugu ulkededeki insanlarin nelere kafa yorduklarini dusundukce "Aziz Nesinlik" oykulerin kaynaginin burada sakli olduguna inancim biraz daha pekisti...
    Iyiki varsiniz..
    Sizleri seviyorum..
    Dostlukla
    Vkemal
    A. Altan'nin yazisi icin:
    http://www.taraf.com.tr/makale/5449.htm

    YanıtlaSil
  18. Sevgili Volkan Bey biz Türkiyeliler de bazen birbirimizi anlamakta zorluk çekiyoruz :)

    YanıtlaSil