25 Mayıs 2009

ADAM

Elindeki kağıdı uzatıyor. Eli öyle titriyor ki kağıdı bir çırpıda alıveriyorum elinden. O belki de sinirlendiğimi sanıyor. Oysa onun o titreyen eline bakıp kendini kötü hissetmesine dayanamıyorum. Bir kaç kelime çıkıyor ağzından. İstemsizce yüzüne doğru yaklaşıyorum. Kekeliyor bu kez. Neden bu panik hali? Panikleyen birini gördüğümde ben de panikliyorum. Ama o bunu nereden bilecek? Bu paniği yaşamamak için çabucak konuyu anlamaya çalıştığımı ve konuyu anlar anlamaz onun işini halledip ikimizi de rahatlatmaya çalıştığımı kesinlikle bilemeyecek. Öyle çok kekeliyor ki ve ben öyle garip davranıyorum ki ne onun kekelemesini ne de kendi garipliğimi kontrol edebiliyorum. İstiyorum ki o elindeki kağıda dair ne varsa yapayım, o da koridor boyu yürürken gerilmiş kasları hafifçe açılsın, dış kapıdan çıktığında başını gökyüzüne kaldırsın "oh bitti işte" desin derin nefesler alsın. Ve ben de öyle...

Hep böyleymiş bu adam. Hep ve herkesin karşısında böyle paniklermiş. Şimdi rahatlamalı mıyım onun gerilmesine sebep olan ben olmadığım için? Aklıma takılıyor nasıl böyle yaşadığı. Her iş için, elindeki her evrak için, her gittiği ofis için böylesi panikleyerek, kekeleyerek ve elleri titreyerek nasıl yaşadığına takılıp kalıyorum. Geceleri yatağına girdiğinde yorgunluktan bitap düşüyordur diyorum. Öyledir muhakkak diyorlar. Başkaları da benim gibi panikliyor mudur paniğe kapılmış biri karşısında? Paniklemeden nasıl böyle soğukkanlı durabiliyorlardır. Ben de öyle olmak istiyorum. Belki hem böylece bu kadar panikleyen birinin gerginliğinin daha da artmasına sebep olmamayı başarabilirim. İstiyorum böyle olmayı ama elimde değil yapamıyorum. Fazla empatiksin diyor biri. Değilim diye inkar ediyorum. Evet evet öylesin diyor. Diğerleri de ona katılıyor. Empatik olmak karşındaki için iyi ama senin için berbat bir durum öyleyse diyorum. Öyle diyorlar. Nasıl empatik olur insan? Çok fazla bakarsan mı insanlara empatik olursun? Yoksa içine bir yere işlenmiş midir daha sen doğmadan önce? Ama ben empatik olmak istemiyorum ki! Bunun kime ne faydası var?

Adam geri geliyor. Birşey unutmuş. Yine titriyor, yine kekeliyor. O panik duygusuna yine kapılıyorum. Ellerine bakma diyorum yinelenen kelimeleri yinelenmeden, bir çırpıda söyleniyormuş gibi duy. Yapamıyorum. Ellerim titriyor benim de. Gün içindeki sükunetimden eser kalmıyor. "Madem bu kadar empatiğim" diyorum. "Gidip huzur içinde yüzen birini bulayım."
Fotoğraf: Life

10 yorum:

  1. Kedicim, umarim bulmussundur huzur icinde yüzen birini, bu siralar bana biraz imkansiz gibi geliyor ama, umudumuzu yitirmemek lazim:)
    Sana huzur dolu bir gece diliyorum:)

    YanıtlaSil
  2. Öfkeli olanları buldum, biraz durgun olanları da ama huzur içinde yüzenleri hayır. Dünya bu kadar üzerimize gelirken pek de akıl karı değil sanki huzur içinde yüzmek değil mi?

    YanıtlaSil
  3. Bizler becerebilsek huzurlu olmayi, rahat durmayi, dünyada biraz huzura kavusurmus gibi geliyor bana:)

    YanıtlaSil
  4. Karşımızdakinin ayakkabıları içine girmeye çalışmak boş bir çaba belki. Belki dediğin gibi kimseye bir faydası yok. Belki sadece empati kuranın sırtına bir küfe daha yüklemekten başka bir işe yaramıyor. Ama yine de bu doğuştan gelen, zamanla, okumakla , çok insan tanımakla v.s. gelişen bir şey bu.Ve bir giysiymişcesine istendiğinde çıkarılıp atılması mümkün olmayan bir özellik bence.

    YanıtlaSil
  5. Bunu adı hayatı gereğinden fazla ciddiye almak olmasın sakın kediciğim?

    YanıtlaSil
  6. BELGİN: Kesinlikle...

    HEP: Aslında zor olan kendimiz olmaktan yorulurken bir başkasının da duygularını içinde duymak... Bu yükü kim nasıl taşıyabilir ki?

    ÖZLEM: Kim bilir?

    YanıtlaSil
  7. Bir haftadır bloglarda bir karamsalık hakim. Oysa yaz geliyor. En çok okunanan bloglardan biri olduğu için burda birde Evrenin Dünyasında bu duruma karşı bir eylem yapıyorum. Ev sahiplerinden özür :) Dileyen katılabilir ben yazla ilgili neşeli şeyleri yan yana yazıyorum , dileyen katılabilir.

    Yaz deyince akla ne gelir : Külahta dondurma , sade dondurma, kakolu dondurma (sadesini anınca atlamak olmaz), akşam esen serin rüzgar, ne kadar yıkarsanız ayakta kalan kum, sandalet, uzun yürüyüşler, aile çay bahçeleri, denize karşı çay, kavun peynir, kulakta kiraz, kalın giysilerden kurtulmak, buzdolabına soğuması için su koymak ve içebilmek tabi,

    YanıtlaSil
  8. Kesinlikle haklısınız Enis Bey inanın ben bile bunalıyorum kendi yazdıklarımı dönüp okuyunca. Bunca karamsarlığın kime ne faydası olur ki yazdın bunu diyorum demesine ya insanoğlu işte arada bir kafasına kurşuni bulutlar doluveriyor. O neşeli yazılar için sanıyorum önce neşeli bir kafa lazım. Ve ben bu ara o neşenin peşinden koşup duruyorum.

    YanıtlaSil
  9. Ooooo empati konusunda senin benim üzerimize birilerini tanımıyorum Fullam. Sosyal yaşantıda bu olumlu bir özellik olmasına karşın, bir o kadar da sarsıcı oluyor bizler için ne yazık ki.. Yapacak bir şey yok:)

    YanıtlaSil
  10. Yine toplum için varız desene sen şuna Yeşo'm :)

    YanıtlaSil