10 Eylül 2008

NEFRET ETMEKTEN NEFRET EDİYORUM ŞİRİN BABA

Alice mimlemiş beni. Demiş ki: "Ev hayatında nelerden nefret edersin?" Tamam sevgi kelebeği değilim (Tanrıya şükür) ama çok fazla şeyden de nefret etmiyorum galiba. Kimbilir belki de ediyorumdur da bu yazdıkça ortaya çıkacaktır. Evet Sevgili Alice dur bakalım ne kadar huysuzum?

Kaç ev değiştirdim önce ona bir bakalım. İlk ailemin evi, sonra öğrenci evi, sonra erkek kardeşimle yaşanan bir ev ve daha sonra kuzenle birlikte yaşanan bir ev. Hepsinde değişik değişik şeylerden nefret ettim. (Nefret ettim demesem de hoşlanmadım ya da gıcık oldum, sinir oldum desem olmaz mı?)

AİLE EVİ:
Burada pek birşeye sinir olmadım çünkü çoğu zaman sokakta oynuyor oluyordum. Evi otel, ders çalışma salonu ve lokanta olarak kullandığım için olsa gerek pek gıcık olacağım birşeyle karşılaşmıyordum. Bahçeli bir evde yaşayan ve kocaman bir ordudan oluşan kuzenleri olan bir çocuk evini başka ne için kullanır ki? Çocuk olmaktan çıkıp yetişkinlikle çocukluk arasında sıkışıp kaldığımız o çağda ise işler değişti. Benim pek kıymetli kardeşim bir çocuk olmaktan çıkıp bir samuraya dönüştü. (Bruce Lee sağolsun.) Onun filmlerini izleyip beni düşman belledi ve öğrendiği tüm hareketleri üzerimde denemeye başladı. Hep söylerim "sadece iki çocuk yapmayın analar babalar, çok çocuk yapın ki zarar ziyan az olsun." (Aaaa Başbakan da mı acaba benimle aynı fikirde? O da onun için mi çok çocuk yapın diyor?) Evet sadece iki çocuk yapmayın bunu bir kez daha söylüyorum çünkü çocuklarınızdan biri karate filmlerine merak salabilir ve diğer çocuk da mecburen konu mankeni olur, hayatını uçan tekmelerden kaçmakla ve "anneee yaaa şu oğluna birşey de yaaaa ödevimi yaptırmıyor banaaa" diye çığrınmakla geçirir. Evet işte buna sinir oluyordum. Çünkü ben o filmleri hiç izlemediğim için pek bir hareket öğrenemiyor saç yolma, boşluğa tekme savurma gibi klasik yöntemlerle yetinmek zorunda kalıyordum. Uçan tekmeye karşı saç yolma ne gülünesi bir harekettir, tahayyül edin artık.

ÖĞRENCİ EVİ: Biz üç kişiydik. Hayır diğerlerinin adı Nazlıcan, Bedirhan değildi ve elbette ben de Suphi değildim. Yurt hayatından sıkılıp evde yaşamaya karar verdik. O zaman henüz bilmiyorduk aynı evde yaşamak, yaşabilmek ne kadar zor. (Zır cahil çocuklardık.) Öğrenci evlerinden bir salaklar vardır bir de kendini akıllı sananlar. O akıllı sananlar konulmuş olan temizlik sırasını (bu da ayrı bir yazı konusu) mutlaka ama mutlaka başkasının üzerine yıkarlar. Ve öyle sersem bahaneleri vardır ki akıllara ziyan insanlardır bunlar. Evet nefret edilesi yaratıklardır itiraf ediyorum. Şöyle derler mesela: "Ah hayatım biliyorum bulaşık sırası benimdi ama inan çok önemli bir sınavım var." Peh sanki bizim yok. "Ah tatlım biliyorum kirli bulaşıklara dayanamıyorsun. Yıkayıver. Söz senin sıranı da ben alacağım." Külliyen yalan. Ya da şunu derler: "ay şekerim nasıl üşütmüşüm. Evet tuvaleti yıkamam gerek ama midem öyle bulanıyor ki. Lütfen bu kez sen yap." Bu salakların tez zamanda evden kovulması gerekir zira insanın sinirini bozmaktan başka pek bir işe yaramazlar. Bir de müzik konusu vardır ki işte o konuda kesinkes bir anlaşmazlık çıkar. Biri rakısını alır en acılısından bir şarkı tutturur diğeri onu bastırmak için metalica'dan bir parça tercih eder. Ve bu insanlar asla ama asla müzik konusunda hemfikir olamazlar. Sana düşen şudur: İkisinin de kasetçalarını derhal ihtiyacı olan birine vermek. Biz buna kötülükle iyiliğin dengesi diyoruz.

KARDEŞLE YAŞANAN EV: Evet kardeş büyümüş ve uçan tekme olayından vazgeçmiş üstüne üstlük pek efendi birşey olup çıkmıştır. Merakı karate filmlerinden müziğe kaymış sanatçı bir canavara dönüşmüştür. Eziyeti artık kola omuza ya da bacağa değil direk kulağadır. Violonsel, gitar ve piyano gibi aletleri kullanarak sabah akşam seni deli etmek için yürekli bir çaba sarfetmekte ve bunu da başarmaktadır. Bu kardeş işin tuhaf tarafı yemek seçen bir yaratıktır ve sen de yemek konusunda en ufak bir fikre sahip değilsindir. Bu nedenle saç başa ,tabak çanağa, tencere çaydanlığa girersiniz. Zaman geçer sen yemek yapmayı öğrenirsin. Artık annen gibi bir preformans sergiliyorsundur mutfakta. Hem artistik hem de teknik puanların tamdır. ama yine de her mutfak kapısından girişinde tatlı bir heyecan kaplıyordur içini: "Ya beğenmezse" diye. Bunlardan nefret etmiyorum ki yahu... Neyse...

KUZENLE YAŞANAN EV: Kuzen iyidir hoştur ama ölesiye dağınıktır. Hatta zaman zaman odasının içinde kendisi bile kaybolmaktadır. Dağınık olması yetmiyormuş gibi bir de dalgındır üstelik. Televizyonun kumandasını hesap makinesi sanıp çantasına atmakta makası yumurta sanıp buzdolabına koymaktadır. Ve seni evin o tatlı mahmur rahatlığından uzaklaştırıp sürekli bilmece çözmek zorunda bırakmaktadır. İçinden kapının üzerine "Fermat's Room" yazmak gelmektedir. Evin içinde sürekli diken diken saçlarla dolaşmaktasındır ve kuzen sana sormaktadır: "Senin sinirin mi bozuk?" Kendini üçüncü sayfalarda hayal etmektesindir: " Kuzeninin dağınıklığına dayanamayan A.A.K. yaşadıkları evi bombaladı. Polis tarafından götürülürken kameralara şöyle bağırdı: "Ev öyle dağıtılmaz böyle dağıtılır ulen"

Tüm bunlar geçmişten yarı şaka yarı ciddi anılardı. Zamanında kızmış hatta çok kızmış olduğumuz şeyler daha sonra anımsanınca neden bize komik görünür acaba? Ya da önceden nefret ettiğimiz şeylerden zamanla nefret etmemeyi mi öğreniyoruz? İşte bunu bilemiyorum.

Geldik bir mimin daha sonuna kah güldük kah eğlendik. Şimdi sıra mimi paslamada. Kuramızı çekiyoruz ve bugünün şanslılarını belirliyoruz: Nükhet Everi, Ters Meditasyon ve Kremalının Annesi

11 yorum:

  1. Harika, ben de topu bana ne zaman atacak diyordum, kafamda patladı... Süperrrrrrrrr...
    Ben de yarın ne yazsam diye düşünüyordum. Oyuna beni de dahil ettiğin için merciiiii veeee
    yarın turdan döner dönmez, yani akşam bir vakit yazarım çizerim...
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Ev paylasmak gercekten zor bir sey.. ortak yolu bulmak kolay olmuyor bazen.

    YanıtlaSil
  3. NÜKHET: Merakla bekliyorum :)

    VLADİMİR: Hem de ne zor ne zor...

    YanıtlaSil
  4. Kedicim, bu mim benim aile saadetime malolabilir, umarim evinde bos bir misafir odasi vardir:)

    Saka bir yana, guzel pasin icin tesekkur ediyorum. Ilk firsatta gole cevirmeye calisacagim:)

    YanıtlaSil
  5. Başımın üzerinde yerin var annecik ama aile saadetine mal olmak istemem :)
    Merakla bekliyor olacağım yazını...

    YanıtlaSil
  6. Huysuzluk konusunda çok yol var alman gereken sanırım :)

    YanıtlaSil
  7. Ben bir ailemle yaşadım ,birde tek başıma.Bazen ailemle yaşamyı çok özlüyorum.Eve gidince yemekler hazır,ev her zaman temiz ve düzenli,kıyafetlerim ütülü ve yerli yerinde ama tek başına.Ufff aman allahım durum facia.Annemin evine dönmek istiyorum ühüü ühüü .Bu yazı beni içlendirdi ...

    YanıtlaSil
  8. Ben bir ailemle yaşadım ,birde tek başıma.Bazen ailemle yaşamyı çok özlüyorum.Eve gidince yemekler hazır,ev her zaman temiz ve düzenli,kıyafetlerim ütülü ve yerli yerinde ama tek başına.Ufff aman allahım durum facia.Annemin evine dönmek istiyorum ühüü ühüü .Bu yazı beni içlendirdi ...

    YanıtlaSil
  9. zuhahaha... güzel güzel.. bi de niye beni okuyosun diyosun... benzer kardeş vakası bende de var, bunları aynı eve koyalım.

    YanıtlaSil
  10. Şu anda Perşembe, saat 16:12, yarın Cuma diye çok seviniyorum. bakalım Aydan Atlayan Kedi Cuma Mektuplarında neler yazacak bu kez..

    YanıtlaSil
  11. LA SANTA ROJA: Haklısın sanırım :)

    PETUNYA-EGZOTİCA(CANDİES): İkisinin de ayrı ayrı güzel tarafları var. Ben de tek başıma yaşarken ailemle yaşamayı çok özlerdim. Ailemle yaşarken de tek başıma yaşamayı :)

    ARTİ: Evet Arti ikisi aynı evde yaşayıp birbirlerini deli etsinler :))

    VLADİMİR: Sen beni nasıl şımartıyorsun Vladimir farkında mısın:) Kedi daha bilmiyor mektuba ne yazacağını:) Sana bir şey itiraf edeyim mi? Hiç bir zaman o mektupların başına ne yazacağımı bilerek oturmadım. Hepsi o anın kelimeleriydi. Bu cuma da öyle olacak...

    YanıtlaSil