18 Eylül 2008

CUMA MEKTUPLARI

Gökyüzüne biraz bulut toplandı bugün. O arabanın içinde, ön koltukta oturmuş giderken buna sevinmeli miyim yoksa üzülmeli mi, bunu düşündüm? O bulutlar kimi için hüzün topakları kimi için ise yağmur umuduydu, bunu biliyordum. Ben ise onlara öylece bakmayı sürdürdüm. İçimde ne hüzün kırıntıları ne de yağmur özlemi... Öylece baktım durdum. "Belki" dedim kendi kendime "sadece oldukları gibi görünmek istiyorlardır." Yumuşak, gri, ve topak topak... Sadece bulut olarak... Kimseye umut olmak istemeden ya da kimsenin eski kederlerini onların kalplerine taşımadan görülmek istiyorlardır. Olamaz mı?

İnsan, Sevgili Dostum, kısacık yolculuklarda kendi içine uzun çok uzun bir seyahat gerçekleştirebiliyor. Delik deşik yollardan geçer ve sarsılırken, kendi içinin çukurlarla dolu yollarıyla yüzleşiyor. Nasıl o yollar sert adımlardan aşınmışsa, kendi içinin de kendi hoyrat adımlarından aşındığını şaşkınlıkla farkediyor. Ah Dostum, insan kendine ne de acımasız davranıyor. Tüm bu hayatın hengamesi içinde ruhunun incecik bir ipekten dokunduğunu unutuyor da sivri tırnaklarını geçiriyor. İnsan en çok kendi tırnak yaralarından kanıyor.

O ormanın kıyısından geçtik sonra. Ah dostum hayat ne garip. Bir yanı yanmış o kederli orman sanki yokolmaya meydan okurcasını bir başka yanından yeşil yeşil filizleniyordu. Vazgeçmiyordu hiç. Yaşamaya dair bitmek bilmez bir umudu vardı o ormanın. Bizim içimizin kuruyup giden kara ormanlarına benzemiyordu. Kendi ellerimizle yaktığımız ve o külle kaplı topraktan umudumuzu kestiğimiz kendi toprağımız gibi değildi toprağı. Küllerin altında koruyordu hayat veren yumuşak kahverengi karnını. Ah ne de güzeldi bu meydan okuyuş ve ne umut dolu...

O kısacık yol boyunca içimin uzun seyahatine dalmışken düşündüm de, hayat hep yenilenme üzerine kuruluydu. Peki ya bizler, bizler o yenilenmeyi başarabiliyor muyduk? Kendi içimizin çukurlarını onarabiliyor, yanmış kararmış ormanı küllerden temizleyebiliyor muyduk? Kalbimizin kabarmış toprağının hiç de sandığımız gibi çoraklaşmadığını farkedebiliyor muyduk? Yoksa umutla başlayıp ortalarda bir yerde dizlerimizi kırıp oturup kalıyor muyduk bir köşeye?

Ah dostum bizler çabuk yorulan bir türüz. İnsan olmaktan yoruluyor ve kırık dizlerle bir köşede sonumuz gelsin istiyoruz. Hayat ilerledikçe, yılların tuğlalarından dizdiğimiz kule göğe uzanıp görüş alanımızdan uzaklaştıkça kaybediyoruz o kulenin ucuna diktiğimiz umut bayrağını. Sanıyoruz ki, o gözden yitip gittiğinde bizden geçmiş olacak artık. Öyle geçmiş olacak ki, bize kalan sadece geçmişin hatalarına kederlenmek olacak. Ah dostum ne çok yanılgılardan kuruyoruz hayatlarımızı.

Bugün, o bulutlara bakarken ve o ormana, meydan okumanın ne demek olduğunu gördüm ve asla pes etmemenin. Ve dostum bir topak buluta bir parça ormana bakarken kendimden utandım. Zaman zaman pes eden ve dizlerini kırıp oturan halimden... O kısacık yola çıkarak dostum pek çok şey öğredim... Ve de kendi içimin uzun yolculuğuna çıkarak...

Fotoğraf: http://p0rg.deviantart.com/art/please-don-t-fall-cloud-82369686

14 yorum:

  1. Orman hayatı bırakmıyor, biz bırakıyoruz. Zor iş...

    YanıtlaSil
  2. İşte bu yüzden ormanın sırrına eren gerçek bir hayat yaşamış oluyor...

    YanıtlaSil
  3. ''insan en çok kendi tırnak yaralarından kanıyor'' ne kadar gerçek bir cümle. Bazen öylece bize hazır verilen filizleride yakıyoruz ne kadar acı.

    YanıtlaSil
  4. İnsan kendisinin cehennemidir derler... Ve bütün acılarının kaynağı da...

    YanıtlaSil
  5. Kendi içinde insan. İnsan, insan işte

    YanıtlaSil
  6. Kendi içinden çıkıp biraz görse hayatı belki o zaman kendi içindeki hayatın da nasıl olması gerektiğini anlayacak... Değil mi?

    YanıtlaSil
  7. Bazen bırakıp gidesi geliyor insanın. Hayat matematiğe hiç benzemiyor illaki de şu olursa sonucu bu olmuyor. Hep denklemlerin içine başka numaralar düşüp sonuçları canının istediği gibi çıkarıyor.

    YanıtlaSil
  8. Aslında şöyle bir düşünürsek Vladimir'ciğim belki de hayatı güzel kılan da bu. Matematiğe benzememesi yani. Eğer verileri girip alacağımız sonuçtan emin olsaydı süprizler kalmazdı, ne dersin?
    Ama gerçekten bazen bırakıp gidesi geliyor insanın. Herşey saçma anlamsız geliyor ve dizlerini kırıp yığılıyor bir köşeye. O en tehlikeli soruyu soruyor: "Tüm bunlar niye?"

    YanıtlaSil
  9. Yola çıkarken ki umutlar yolda değişiyor. Hayatın menüsünde bizim beklediklerimiz yok. Beklentiler , çoçıuksu umutlar çoğu zaman hayatın yorgunluğunda dağılıyor. Geriye insandan başka bir şey kalmıyor, o da dik durabildiyse

    YanıtlaSil
  10. Bu kesinlikle doğru, yola çıkarken yol ya da gördüklerimiz umutlarımızı değiştiriyor. Ve insan yoruluyor. Ama nasıl dik durulacağını öğrenmek gerekiyor.

    YanıtlaSil
  11. insan , bir muamma ... yükseliyor yükseliyor ,dünyanın diğer türlerini ezip doruğa çıkıyor..Oradan uçsuz derinliklere bakıyor...Dorukta , uçsuz bucaksız derinliklere bakarken düşünüyor:
    - Ben neyim ? Ben kimim?
    Bir an ,"ben herşeyim " diyor ... Yooo ,"Hayır " diyor ..Her şeyin sonu hiçliktir. Öyleyse ....?
    Soruyor:
    -Yoksa ben bir hiç miyim ?
    Bu soru içinde bir şeyleri sızlatyor insan denen varlığın ...Ürperiyor..

    YanıtlaSil
  12. Hem de ne muamma... Herşey olmakla bir hiç olmak arasındanki incecik çizgide gidip geldikçe aklı karışan bir muamma...

    YanıtlaSil
  13. merhaba ...
    bir dostun , yani en azından ben seni öyle hissediyorum =) , geri döndü =) ve mektuplarına kavuştu yeniden .. ve neye şaşırdı biliyormusun , zaman geçmiş olsada çokça , ruhumun senle olan paralelliği değişmemiş .. yollar .. bende yeni geldim o yolların birinden ve düşündüm yol alırken .. önümdeki yılı , hayatımda değişecek olan birçok şeyi henüz bilmesemde .. ve yol bana hüzün verdi , tatlı bir hüzün , nasıl oluyorsa oluyor işte ..

    kendimi nasıl hissediyorum biliyomusun kedi ? sanki ilk adımlarımı atıyorum .. kocaman bir ilk adım ..

    seni zaman sonra okumak güzeldi dostum =)

    YanıtlaSil
  14. Batuhan'cığım hoşgeldin, yeniden senden bir sesduymak ne güzel :) Hele de iyi olduğunu bilmek, sözlerindeki heyecanı sezmek... Hoşgeldin yeniden...

    YanıtlaSil