06 Aralık 2010

pazartesi pazartesi

Adam dükkanının kapısına iki beyaz kağıt asmış. Bir tanesinin üzerinde "tatlıcıya" diğerinin üzerinde "zehirciye" yazıyor ve her ikisinin de altında birbirinin aksi yönü gösteren ok var. Muhtemelen pek yerinde duran bir adam değil. Bu yüzden o yazılarla "beni bulmazsanız ya soldaki tatlıcıya ya da sağdaki zehirciye sorun" demek istiyor. Adamın bir yanında tatlı bir yanında zehir bulunmasındaki acaiplik üzerine kafa yorup yormadığını merak ediyorum.

Bu sabah sarı yapraklarla kaplı bu yoldan yürümek iyi geliyor. Sükunet, huzur, keyif gibi kelimelerden oluşan ikna cümleleri kurup dururken yanımdan geçen iki adamın sözleri takılıyor kulağıma. Bir tanesi "Abi neden bu kadar kızdın?" diye soruyor diğeri neredeyse böbürlenir bir ses tonuyla "ben sinirlenince ayarım yok aslanım" diyor. Ben içimdeki öfkeyi yenmeye bunca çabalarken bir başkasının belki de benimkinden çok daha korkunç bir öfke ile gurur duyuyor olmasını bir türlü anlayamıyorum.

Dolmuş ben daha durağa adımımı atar atmaz gelince "tamam bugün şanslı bir gün" diyorum. İnsan ne tuhaf. Saçma sapan şeylerden olumlu bir işaret kapmaya hazır. Her an tetikteyiz. Bir mucize olsun, dileklerimiz gerçek olsun, en azından bunların olacağına dair bir işaret olsun ki geleceğe dair umudumuz olsun. "seni sersem Pollayanna" diyorum kendi kendime "Şimdi önünden kara kedi geçseydi bugüne kötü mü başlayacaktın yani?"

Dolmuşta uyuyan insanları sayıyorum. Sonra yanımızdan geçen arabaların plakalarındaki rakamları topluyorum. Harflerden isimler üretiyorum. "Bir kelime bir işlem"in fena halde iliklerime işlediğini farkediyorum. Bu arıza muhtemelen oradan kalma çünkü.

Bir kıza gözüm takılıyor. Sıskacık bir kız. Beyaz gömleğinin yakasından isyankar bir kravat sarkıyor. Eğreti bağlamış. Belli ki isyanı var ama bir o kadar da bıkmış. Benim yarı yaşımdaki bu kızın nasıl bu kadar bıkkın olabileceğine, bu kıza benzer ne çok çocuk gördüğüme ve onları neyin bu kadar tükettiğine kafa patlatıyorum. Şimdi onların başlarının etrafında pembe bulutlar dolanıyor olmalı ama neden böyleler? Ben kendi çağımı hatırlayamıyorum. Ama bu kadar bıkkın bir ifadem olmadığından eminim.

Şimdi var ama bıkkın ifadem. Bazen hissediyorum yüzümde. Hemen değiştiriyorum ama farkında olmadan gelip zaman zaman yerleşiyor yüzüme. İnsan yaşlandıkça bıkıyor mu yoksa sen yaşlanırken olan şeylerin ne olduğuna mı bağlı bıkman? Güllük gülistanlık yaşayan biri de bir tür bıkkınlık hissedebilir öyle değil mi? Her neyse. Bugün günlerden pazartesi. Ve bıkmak için henüz çok erken.

Resim: Carl Larsson

5 yorum:

  1. Ah Kediciğim, o yolda gördüğün bıkkın ifadeli çocuklardan son yıllarda o kadar çok okuttum ki ben, daha doğrusu okuttuğumu sandım, birşeyler öğrettiğimi, eğittiğimi. ama iş kontrol safhasına gelince elimde kalan koskoca bir hiçti. Bu çocuklar nasıl bu hale geldiler ve ilerde halleri ne olacak, çok üzücü ve düşündürücü aslında.
    Haftaya nasıl başlarsan öyle gider diye beylik bir laf üfleyeyim ve gönlünce geçmesini dileyeyim...

    YanıtlaSil
  2. Bunun bence yaşlılıkla ilgisi yok.
    Rutin gidiyor ya her şey bir de umduğumuz gibi gitmezse işte o zaman sıkıntı veriyor bence.
    Ve çok haklısın kedicim bıkmak için bence de henüz çok erken:)

    YanıtlaSil
  3. Ben çoğu zaman bu genel bıkkınlığımın sebeplerini bile bilmiyorum. Ah ah ah, keşkelere boğdurmasaydık günlerimizi, ama...

    YanıtlaSil
  4. Bence de bıkmak için çok erken ama hayat öyle şeyler çıkarıyor ki insanın karşısına bu hale geliyor insen. Bıkkın, mutsuz, kaygılı...
    Bu arada bende senin gibiyim sayarım, toplarım, bölerim, yeni kelimeler türetirim ama bir kelime bir işlem hikayesi hiç aklıma gelmemişti. kimbilir...

    YanıtlaSil
  5. LEYLAK DALI: Ben çok üzülüyorum onların yüzündeki umutsuzluğu görünce. ama elden birşey gelmiyor. ciddi ciddi kafa patlatıyorum ama şartlar böyle olduğu sürece onlar da hep böyle olacaklar galiba.

    ÖZLEM: Bunu sürekli kendime söylüyorum inan.

    ECEHAN: Üzerimize dünyadan çok fazla şey yağıyor. Bence bundan. Belki biraz basit yaşayabilsek daha iyi olacağız ama koşullar buna ne kadar elverir.

    BOOGİE: Ne kadar çok insan bıkkın, umutsuz ve kaygılı değil mi? Aslında belki de hepimiz böyleyiz diye düzelmiyor hiçbir şey.

    YanıtlaSil