26 Şubat 2009

KIRMIZI DEFTER

Kucağımda kırmızı kapaklı bir defter öylece boşluğa bakıp kalemin arkasını dişleyip duruyorum. Tadı berbat. Aklımdaki öykü ise karmakarışık. Adamın ve kadının mutlu bir sonu mu olsun yoksa ikisi de acının (belki de dünyanın gerçeğinin demeli) içinde kaybolup sönüp gitsinler mi karar veremiyorum. Adama ve kadına tuhaf tuhaf işler yaptırıyorum. Zaman zaman ikisi de deliriyor. Zaman zaman dünyanın tam da istediği gibi uslu çocuklar oluyorlar. Onları istediğim saatte uyandırıyor istediğim saatte zaman ve mekan farketmeden uyumalarına neden oluyorum. Bazen çok zekice sözler edip etraftakileri şaşırtıyorlar bazen de öyle aptal oluyorlar ki kendi aptallıklarına bile şaşıp kalıyorlar.

Kalemin arkasını dişleyip dururken bana kızıp kızmadıklarını düşünüyorum. İşin tuhafı acıyorum onlara. Çünkü ipleri elimde olan kuklalar gibiler. Kendi başlarına atacak adımları, kendi kalplerinden süzülüp havaya karışacak kelimeleri yok. Hatta ben istemeden aşık bile olamıyorlar. Ben bir zalim miyim?

Tüm bu aslında var olmayan sadece aklımın içinde yaşayan insanları (var olmadıklarından nasıl emin olabilirim ki? Belki dünyanın adını bile bilmediğim kentinde tıpatıp aklımdaki gibi iki insan şu an nefes alıyordur.) düşünüp dururken aklımda korkunç bir fikir canlanıyor. Boşluğa takılmış gözlerim faltaşı gibi açılmışken, kocaman olmuş gözlerimin içinden yavaşça aklıma süzülüyorum.


Beyin... Ya beyin bize kendi hayatlarımızın öyküsünü yazmamız için verilmişse? Ya biz ne yazarsak onu yaşıyorsak? O zaman yazabilme, yaratabilme gücümüz ölçüsünde iyi bir hayata mı sahip oluyoruz demektir? Hiç olmadı mı "tam da istediğim gibi..." dediğimiz şeyler? Kendi isteklerimize inandığımız ölçüde mi istediklerimize sahip oluyoruz? Peki yaşadığımız acılar? Hangi insan evladı acıyı yaşamak ister ki? Ama şu da var insan meraklıdır. Herşeyi her duyguyu bilinçli ya da bilinçsiz yaşamak ister. Belki acı da bunlardan biridir. Tamam. Herkesin mutlu bir hayat istediğini ve düşüncelerini o yönde biçimlendirdiğini varsayalım. Mutlu ve huzurlu, sakin bir hayattan sıkılıp mutsuz olan insanlar yok mu? O insanlar içlerindeki keşif ve macera duygusuna yenilip tüm mutluluklarını bozmuyorlar mı? Ve bizler dışarıdan bakanlar onlar için "rahat battı" demiyor muyuz? Ya böyleyse? Ya hayatımızın her günü kendi yazdıklarımızın ürünü ise?

Ya gerçekten öyleyse, yani gerçekten "dünya bir yanılsama" ise? Yanılsamayı bizler yaratmıyor muyuz? Olanı değil, yazdığımızı aklımızın içinden geçeni algıladığımız anlamına gelmez mi bu?
Düşün... Düşün... Düşün... Her gün bir sayfa yazıyorsak, bir yılda 365 sayfa eder. Bir defter yani yaşanmış olan 365 sayfa. Şu an elimde 35 defter var demektir. Bu defterleri açıp tek tek bakmak mı gerekir şimdi? Peki önümde duran boş sayfalar? Aklımın içindeki bu görünmez deftere bugün ve gelecekte olmasını istediklerimi yazarsam eğer onlar benim gerçeğime mi dönüşecek? Omuzumdaki ipler beynime bağlıysa. Bu korkunç bir fikir...

Bu doğruysa eğer sevinmeli mi üzülmeli mi? Kaybedilen 35 defterde yazanlara kahrolmalı mı yoksa önümde duran sayısını bilmediğim defterlerin boş sayfalarına bakıp mutlu mu olmalıyım? "Geçmiş yok geçmiş yok gelecek var." Hep böyle demez miyim? Emin değilim. Hiç bir zaman da olamayacağım. Ama ya doğruysa. O zaman bu boş sayfalara ne yazmalı?

Fotoğraf: www.thelincolnstudio.com

11 yorum:

  1. O boş sayfalara, diğer boş sayfaları yada gerideki yazılmışlara takılmadan bugünü yazmalı.. Hayat bir gündür, o da bügündür.. Bugün ne olduğunu değil,yarın ne olacağını değil, sadece bugün ne yaşayacağını yazmalı belki de.. Denemeye değer..

    YanıtlaSil
  2. Ben provida isimli bir kurs gordum. beynimizin olumlu ve olumsuz tum istekleri gerceklestirmeye odakli oldugunu ogretiyorlar ve gercekten cok onemli sonuclar gordum kendi hayatimda..

    Cekim yasasi diye bir sey var.. Rahat batar, korktugumuz basimiza gelir, aklimiza gelen basimiza gelir, keske baska bir sey isteseydim olacakmis deriz.. O nedenle evrene verdigimiz mesaji cok iyi kontrol etmemiz gerekiyor..

    YanıtlaSil
  3. elimizde olmayan, değiştiremeyeceğimiz şeyler var, her şey bizim parmaklarımızın ucunda değil. ama şu da bir gerçek ki, ne için çabalarsak onu başarır, onu yaşarız, o doğrultuda ilerleriz. o yüzden ânı iyi değerlendirmek, ibnu'l vakt olabilmek en güzeli. çünkü ne geçmiş endişesinin, ne de gelecek kaygısınun işe yaradığını ben görmedim.

    YanıtlaSil
  4. "İnsan bugün ne tercih ediyorsa gelecekte onu yaşar" gibi bir cümle vardı. Böyle midir gerçekten hayat? Bir de hayat defterlerinin içindeki boş geçen sayfalara takılıdm ben, sanırım en kötüsü de bu olmalı.
    Sevgiler Kediciğime:)

    YanıtlaSil
  5. senin ve birçok insanın en azından defterleri var, bazı sayfalar boş olabilir ama hiç şüphesiz boşlukları doldurabilme şansına sahip olmak çok güzel.
    çok daha fazla insanın ise defteri değil sadece kitabı var; tıpkı senin aklındaki öyküde "yaşayan" adam ve kadın gibi, her duyguları, anlayışları, bakış açıları öneceden belirlenmiş ve kendi kitaplarını değiştirmeye güçleri yok!
    galiba "yanılsama" içinde olanlar, kendi hayatlarını yazma şansına sahip defter sahipleri değil, her şeyi "kitabına göre" yaşayanlar?
    aklındaki öyküyü yazarken "adam" ve "kadın"a birer defter verebilecek kadar gücün varsa işte o zaman durum daha karmaşık oluyor tabii:)

    YanıtlaSil
  6. BRAJESHWARİ: El ve kalp bir olunca zaman zaman geçmişe dair zaman zaman da geleceğe dair kelimeler çıkıyor ortaya. Ama haklısın. Bugünü yazmalı ve görmeli. Denemeye değer...

    KAPTANZADE: Evet öyküler...

    MEHTAP P.G: Çekim yasasının bazı örneklerini gördüm kendi hayatımda. Ve o zamandan beri hep olumlu olmayı denedim. Çoğu kez başardım bazen kendime yenildim. O yenildiğim zamanlarda ise yasayı unutuverdim. Sanırım pek çoğumuz böyleyiz...

    KRİSTEN: Geçmiş endişesinin ve de gelecek kaygısının işe yaradığını ben de görmedim. Bu ikisi sadece anı mahvediyor. Elbette değiştiremeyeceğimiz pek çok şey var. Ve elbette değiştirebileceklerimiz de. O halde değiştiremeyeceklerimiz için sabır değiştirebileceklerimiz için de güç mü dilemeli?

    ÖZLEM: Bu söz doğru görünüyor. Bir de şu var ki tercihlerimiz, sözlerimiz, tavır ve davranışlarımız bir bakıma belki karakterimizi, kaderimizi de belirliyor.

    DEVRİM: Bunu hiç düşünmemiştim Devrim. Doğru herşeyi kitabına göre yaşayanlar var. Harf atlamadan verileni okuyan ve o doğrultuda ilerleyenler...
    Aklımdaki kadın ve adam birer defter verirsem artık içinden çıkılmaz hale gelir :) Ayna içinde ayna gibi...

    YanıtlaSil
  7. Kediciğim;
    Ben onun için hep kötü kaderlilerle ilgili, acı yaşanmışlıkları yazmaktan kaçındım bu güne kadar. Sanki yazılan herşey oluşmaya muktedir yaşanılacak senaryolar gibi geliyor insana.Yazıp çizdiğine bir de imza atıyorsun "aya seyahat" gibi.
    Kendi acı yaşanmışlığımla ilgili"sen gitmezsen kendimi öldürürüm anne"yazımı başkasının hikayesi gibi de yazsam bana gri günler yaşattı inan.yazının devamını yazamadım.Güzel günler yaklaşıyor, şeytan 1000 yıl yokolacak bu hayatlarımızdan.güzel düşünüp güzel yazalım güzel olsun.Sevgilerimle dilek.

    YanıtlaSil
  8. Ben de yazmamaya çalıştım acı şeyleri. Belki de derdim unutmayı kolaylaştırmak hafızanın derinlerinden söküp atmaya çalışmaktı. Güzel şeyleri yazdım ki hafızam ihanet ederse bana dönüp yeniden hatırlayayım. Güzel günler gelsin dilerim herkesin hayatına...

    YanıtlaSil
  9. Hayatımızın her günü kendi yazdıklarımızın ürünü...

    Bu cümle nettir, çok net! Buna o kadar inanıyorum ki, ama sorun hep şu oluyor; neden bunun farkındalığıyla yaşayamıyorum? Tüm bunların kendi yaratımım olduğunun bilincinde olamıyorum daima?

    35 defterden bahsetmişsin ya, sana kötü bir haberim var, :) önceki yaşamlarındaki defterlerini de hesaba katman gerekir.:))) Ve hatta gelecek yaşamlarınkindekileri de... Bir cümle okumuştum, zaman kavramını netleştirmişti kafamda; dizlerinizin üstünde duran bir kap düşünün, geçmiş de gelecek de, şimdi de orada. İçinde bir çorba var, tüm zamanların çorbası. Siz sadece 'şimdi'de kalmaya bakın. O size tümünü getirir.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  10. Ne güzel bir söz bu. Ve inanıyorum doğruluğuna. Şimdide kalmaya çalışanlardanım ben de. Geçmişin üzüntüsü ya da geleceğin kaygısıyla bugünü kaybetmemek için elinden geleni yapanlardanım. İnsan başka türlü yaşama yaşam diyemiyor çünkü.

    YanıtlaSil