23 Şubat 2009

SEVDİĞİN YA DA SEVMEDİĞİN...

-Hazır mısın?
-Neye?
-Soru cevaplamaya?
-Ne hakkında bu sorular?
-Soruları ben soracağım sanıyordum?
-Peki peki
-Sevdiğin ve sevmediğin şeyleri say. İstediğinden başlayabilirsin. İstediğin kadar sayabilirsin. Ve soru sormak yok. Başla.
-Hımm... Sevdiğim şeylerden başlıyorum o halde. Çay kokusu, deniz, güneşli günler, yağmurlu günler, bir sabah uyandığında sanki bir gecede bahar gelivermiş yanılgısı, bol yıldızlı geceler, papatya çayı, nergisler, gelincik dolu tarlalar, kediler ve köpekler, dudağının kıyısındaki çikolata kalıntısının farkında olmayan yetişkinler, iştahla yemek yiyenler, tatlı delileri, kalabalıklar ortasında kitap okuyanlar, kitap okurken nerede olduğunu unutanlar, kitapçılarda kitapları açıp koklayanlar, ezbere şiir okuyanlar, balıkları isimleriyle sayabilenler, ağaçları isimleriyle sayabilenler, kuşları isimleriyle sayabilenler, resim yapanlar, şiir yazanlar, kahve ve sigaranın yanyana duruşu, cumartesi öğleden sonraları, tüm günü bahçede güneş altında geçirmiş olmak ve bundan hiç pişman olmamak, deliksiz uyumak, sokaklarda teneke içinde ateş yakmış ellerini ısıtan adamlar, hediye almış bir insanın yüzü, istisnasız herkesin kahkahası, gelecek hesabında olmayanlar, geçmişte yaşamayanlar, inandığını savunanlar, onur sahibi herkes, tüm canlılara saygı duyanlar....
Daha saymamı istediğinden emin misin?
-Tamam tamam bu kadar yeter.Şimdide sevmediklerini say.
-Hımmm... Cana kıyanlar, kendilerine ve etraflarındakilere saygı duymayanlar, cahillikte ısrar edenler, kabalıkta ısrar edenler, oturdukları koltuktan güç alıp kendini birşey zannedenler, insanları küçümseyenler ve ezenler, patavatsızlar, Tanrı adıyla ticaret yapan gelmiş geçmiş, var olan ve gelecekte var olacak insanlar, kendisinden başka kimseyi umursamayanlar... Bunu daha fazla saymak istemiyorum.
-Neden?
-Çünkü sinirleniyorum.
-İyi ama neye sinirleniyorsun?
-Sevmediğim şeyleri sayınca... Ne bileyim işte kötü hissediyorum.
-Tezim doğrulandı desene...
-Neymiş o tez?
-İnsanlar nelerden söz ederlerse ona dönüşüyorlar.
-Nasıl yani?
-Mesela sürekli sevdikleri şeylerden söz edenler olumlu bir yapıya sahipler. Ve etraflarına da olumlu enerji yayıyorlar. Sürekli sevmedikleri şeyleri dile getirenler ise hep şikayet ediyorlar, karamsarlar ve olumsuz enerji yayıyorlar. Olumlu olan insanlar olumsuz şeylerden söz etmek istemiyorlar, olumsuz olan insanlarsa olumlu şeyleri küçümseyip burun kıvırıyorlar.
-Peki sence ben?
-Önce sevdiğin şeyleri saymaya başladın öyle değil mi? Ve sana yeter demesem devam edecektin saymaya... Sevmediğin şeyleri ise sen kendin kestin yarıda. Tahmin et bakalım hangisisin?

Resim: M. C. Escher

29 yorum:

  1. buna hiç dikkat etmemiştim :)
    gercektende.. sinir bozucu seylerı okurken bıle, uff dedım sıkıldım.. ama olumlu seylerı okurken yasadıgım ama farketmedıgım seyler cıktı ortaya.. bence bu tez bı yazıyı okurken bıle anlasılabılıyor
    tesekkurler:)
    piriltili cadi.

    YanıtlaSil
  2. Bu nedenle ben hayatımda 2 kişiyi def ettim, sürekli mızıldanıyorlardı. Enerjimi sömürmelerine daha fazla izin veremezdim. Şimdi kendiyle barışık, sabahları yüzü gülen ve şükretmesini bilen insanlarla beraber oluyorum.

    YanıtlaSil
  3. Bir grup insanın davranış biçimi bu. Onlar sürekli şikayet ederek, olumsuzlukları görerek besleniyorlar. Çevrelerini manipüle etme biçimi bu. Onlar şikayet ettikçe yanlarındakiler çırpınıyor hayır öyle değil böyle diye.... Sonra bir bakmışsınız sahiden sevdiklerinizi anlatmaya gücünüz kalmamış, bırakın yaşamayı...
    Neyi sevdiğini bilerek yaşamak! Ne hoş..

    İyi geceler..

    YanıtlaSil
  4. İnsanlar; konuştukları, ,izledikleri, arkadaşları, uğraşları tarafından çok fazla yönlendiriliyorlar. Bu yönlendirme sonucu hal inikası meydana geliyor. Ya etkiliyoruz yahut etkileniyoruz. Mevcut durumlarda da iyi ya da kötünün rengini alıyoruz. Konuya değinmen güzeldi canım.Çok doğru! Bu sebepten güzel konuşmalıyız ve en önemlisi güzel düşünmeliyiz:)

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Kedi,
    Sevdigin seyleri sayarken ne kadar benzedigimizi farketmem seni daha cok sevmeme neden oldu.

    Sevmedigin seyler de oyle...

    Ama sevmedigim seyler daha fazla benim, sinirlendigim seyler. Kontrol etmeliyim kendimi daha fazla. belki de. Hic bilmiyorum, ama ben kendimi de seviyorum, sanirim. Evet:) Gel biz seninle kitap koklayalim kedi dostum, gerisini bosver gitsin. Bak bahar geldi gelecek, eli kulaginda! Sana bir avuc okyanus kokulu erguvan gonderiyorum simdi:)

    YanıtlaSil
  6. "İnsanlar nelerden söz ederlerse ona dönüşüyorlar."

    ne güzel bir örnekleme olmuş bu yazı, Pırıltılı Cadı ile aynı fikirdeyim, okurken bile tezin doğruluğu ispatlanıyor :)
    sevgiler,

    YanıtlaSil
  7. evet, çok doğru. Harika bir açıklama olmuş. Zaten sinir bozucu bir konuda bile tartışırken insan sinirlenip "aah yeter artık, konuşmayalım sinirlerim bozuluyor" diyip susmak istemez mi?

    YanıtlaSil
  8. Hep sevdiğimiz şeyleri düşünmek, onlarla ilgili konuşmak ne yazık ki mümkün değil :( Hepimizin içinde bir miktar "sevmediklerimizden" bulunmasının sebebi bu olmasın? :)

    YanıtlaSil
  9. PIRILTILI CADI: Kendimize ne söylediğimiz hayatımızın akışını belirliyor aslında. Son zamanlarda hayattan şikayet edip duran öyle çok insanla karşılaştım ki enerjimin bu insanlar tarafından sömürüldüğünü farketmedim bile. Bir an ne yapıyorum ben diye düşünürken anladım ki sen ne kadar olumlu olursan ol olumsuzlukla çevrelenmişsen negatif enerji ile doluyorsun. Negatid enerji biraz daha yoğun galiba ya da daha hızlı yayılıyor.
    Ben teşekkür ederim :)

    GUGUK KUŞU: Ben insanlara bunu anlatmayı deniyorum. Ama bazı insanlar bu şekilde yaşamaktan memnun gibiler. Mızıldanmayı şikayet etmeyi bir yaşam biçimi haline getirmişler ve bundan ya kopmak istemiyorlar ya da nasıl yapacaklarını bilemiyorlar. Ben de uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü, daha iyi hale getirmek için çabaladığım hayatın ortasına dikenler ekmelerini istemiyorum.

    UZAĞA GİDEN KADIN: Bu çok doğru. Onların yaşam biçimi bu ve ne ilginçtir ki başka insanların yaşamları da kendilerinki gibi olsun istiyorlar. İnanır mısınız bu insanların içinde mutlu insanları görmeye dayanamayanları bile tanıyorum. Kahkahalardan nefret edenleri de...

    UÇURTMA: Ben kendi adıma olumlu enerji yayan biri olmayı tercih ediyorum. Çünkü farkettim ki olumlu enerji yayan insanlar bulundukları yerin havası hatta insanların ruh hallerini bile değiştiriyorlar. Evet hayatın her hali şahane değil. Bizi üzen, inciten, mutsuz eden pek çok şey var ama tüm bunların içinde olumlu enerjimizi korumazsak bunları nasıl altedebiliriz? Çok teşekkür ederim...

    TURKUAZ DENİZ: Zaten tüm olumlu halin başı kendini sevmekten saygı duymaktan geçmiyor mu? Bu belki de ilk adımdır. O güneşli yolun ilk adımı. İnsan sadece kendisi için değil yaşadığı çevrenin iyiliği için de olumlu olmalı diye düşünüyorum. Çünkü, bu bir enerji. Tıpkı negatiflik gibi. Neyi yayarsak onun içinde yaşıyoruz.
    Ben de seni okudukça kendime daha da yakın buluyorum. İnsan kelimelerinden de seviyor insanları. Yüz yüze konuşamasak da seslerimizi duyamasak da ruhun izleriyle yakın hissedebiliyoruz. Ve ben bunu seviyorum.Erguvanlarını alıp yastığımın içine doldurdum. Bahar rüyaları göreyim diye :) Çok çok sevgiler sana...

    NİLAMBARA: İnsanlar hem söylediklerine dönüşüyorlar hem de söyledikleriyle dönüştürüyorlar etraflarında kim varsa. Ve bu belki de elimizdeki en güzel güç. Bu bir hediye aslında. Önemli olan o paketi açıp o güzel hediyeyi kullanabilmek.
    Sevgilerimle...

    ARRAY!: Bu çok doğru. Kahkahalarla dolu bir sohbet bitiminde ruhumuza yüklenenle, bir kavga sonrasında ruhumuza yüklenen aynı mı? Değil. Biri bizi güçlendirirken diğeri tüm gücümüzü alıyor elimizden...

    LA SANTA ROJA: Elbette bu mümkün değil. İnsanın yapısında yok zaten saf sevgi. Olamaz da. Ama sanırım arada bir denge kurmalı. Herkesin bir yaşam biçimi var. Kimimiz hayatı bir armağan gibi görürken kimimiz bir an önce kurtulunması gereken bir yük olarak görüyoruz. Oysa hayatlarımız sadece bizi değil etrafımızı da etkiliyor. Herkes şu koca dünyanın bir parçası. Ve en ufak bir parçadaki negatiflik o parçanın etrafındaki parçalarda da hasara yol açıyor. Söylemek istediğim klasik tabirle "sevgi kelebekliği" değil. Bu bana hiç inandırıcı gelmez zaten. "Herşeyi herkesi sev" diye ortada dolaşan insanların içlerinde korkunç nefretler taşıdıklarını ve bunu bastırdıkları için çok yanlış zamanlarda patlayabileceklerini düşünürüm. Bir denge kurmak gerek bu yüzden de..

    YanıtlaSil
  10. Evet be kedicik, senin dediğin gibi saygı çok önemli mihenk taşı resmen. sevgi kelebeği olmamız gerekmiyor ama biri odanıza size bişey söylemek için girdiğinde lütfen bi ilgilenelim. Gözümüzü kaldırıp bi bakalı. Heleki bu kişi kendi köpeğinin kakasını saatlerce size anlatabilen biriyken. Aca böyle insanlara daha sert ve katı mı davrenmek lazım? ne dersin.

    YanıtlaSil
  11. Çok Haklısın kedicim, bir arkadaşım var sürekli sevöediği şeyleri ve hayatındaki olumsuzlukları tekrarlar durur. öyleki beş yazındaki kızının yaramazlığından tut, kocasının geç saatlere kadar çalışıyor olması hep tekrarlar, tekrarlar. Olumsuzluklara öyle geniş bir yer ayırmıştır ki olumlu küçük şeyleri göremez. Bu yazını okuyunca onunla birlikteyken üzerime düşen negatif enerji ve baş ağrıma hak veriyorum şimdi :)

    YanıtlaSil
  12. GUGUK KUŞU: Herkesi sevmek değil ama herkese saygı duymak gerektiğine inanırım ben.

    HAYATTA GİDERKEN: Bu tür insanlar başkalarının enerjilerini tüketerek mi enerji sağlıyorlar kendilerine diye düşünmüyor değilim...

    YanıtlaSil
  13. :) çok doğru bir noktaya dikkat çekmişsin. kesinlikle katılıyorum.
    insanın en çok yargıladığına dönüştüğüne de inanıyorum. Tıpkı Nazi zulmünden çekmiş İsrailliler in, şimdi aynı zulmü yapanlara dönüştükleri, bunu kendilerine hak görmeleri gibi.

    YanıtlaSil
  14. Buna kesinlikle ben de inanıyorum. İnsan yargıladıklarına dönüşüyor. Bu konu uzun zamandır aklımda. Etrafımda kimin birini yargıladığını görsem zaman içerisinde aynısını kendisinin yaptığını ve bu ona söylendiğinde temelsiz nedenler sıraladığını görüyorum.

    YanıtlaSil
  15. Yargıladığım kişi eninde sonunda bana dönüşüyorsa, ya da ben ona; esirge bağışla Tanrı'm beni de...

    YanıtlaSil
  16. Kimi yargılarsak ve bu yargımızda haksızsak,ona dönüşmemiz kaçılnılmaz gibi gelir bana. Çünkü, onun tarafından bakmanın tek yolu bu. bu da bir çeşit hayatın öğretme biçimi olsa gerek...

    YanıtlaSil
  17. Ne kadar güzel yazmışınız bi alıntıyla katkıda bulunmak istiyoruz :)

    Fihi Ma Fih (İçindedir ne varsa içinde) den seçmeler
    54. BÖLÜM- Birisi, Kadı İzzeddin'in selâmı var; boyuna sizi Övüyor dedi.

    (Mevlânâ) buyurdu ki:

    Kim bizi iyilikle anarsa Dünyada adı, İyilikle anılsın.

    Bir kimse, bir kimse hakkında iyi söylerse o hayır, o iyilik, kendisinedir, gerçekte kendisini övüyor demektir. Bu, şuna benzer: Birisi, evinin çevresine güller, fesleğenler eker; evinin bahçesini güllükgülüstanlık yapar. Ne vakit bakarsa gül görür, fesleğen görür, boyuna cennettedir. İnsan, insanların hayrını söylemeyi huy edinirse birisinin hakkında hayırlı sözler söylemeye koyulur; o da onun sevgilisi olur; onu andı mı, sevgilisini anmış olur. Sevgiliyi anış güldür, gül bahçesidir, güzel kokudur, esenliktir. Fakat birisinin kötülüğünü söylerse onun nefretini .kazanır; o adam da onu andı mı, hayâli gözünün önüne geldi mi, yılan, akrep görmüşe, yahut tiken, çöplük görmüşe döner. Madem ki gece-gündüz, güller, gül bahçeleri, İrembagları görebilirsin, elindedir bu; peki, ne diye tikenliklerde, yılanların bulunduğu yerlerde gezerdolaşırsın? Herkesi sev de boyuna güllükte-gülüstalıkta yaşa. Herkesi düşman bilirsen düşmanların hayalleri gelir gözünün önüne; gece-gündüz tikenliklerde, yılanların bulunduğu yerlerde gezip dolaşırsın âdeta. Erenler, herkesi severler, iyi görürler ya; bunu başkaları için yapmazlar, kendileri için bu işe girişmişlerdir; kötü, tiksinilen bir hayal görmemek isterler. Madem ki şu dünya da insanları anmaktan, hayallerini görmekten kaçınmaya imkân yok; nefret edilen bir kötülük, yollarını kesmesin diye anışlarının da, hatırlayışlarının da hep sevimli, hep güzel olmasına çalışırlar. Demek ki halka ne yapıyorsan, halkı nasıl hayırla, şerle anıyorsan hepsi de dönüp sana geliyor. Ulu Tanrı bunun için «Kim bir iyilik ederse kendisinedir o; kim kötülük ederse gene kendisinedir o» buyurur; «Zerre ağırlığınca hay-reden hayrını görür; zerre ağırlığınca şer eden şerrini görür» buyurur

    YanıtlaSil
  18. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  19. Söylenecek söz kalır mı tüm bu güzeller güzeli sözler üzerine...

    Çok teşekkür Sevgili Enis Bey...

    YanıtlaSil
  20. Ne kadar güzel, yazın kendimle ilgili keşifler yapmama sebep oldu. Acaba hangisiyim diye düşündüm bir an. Sonunda komik ve güzel şeyler yazmayı ve anlatmayı daha çok sevdiğimi farkettim. Sevmediğim şeylerden bahsetmenin beni sinirlendirdiğinide. Eline sağlık çok güzel bir yazı.

    YanıtlaSil
  21. Komik ve güzel şeyler anlatan insanları seviyorum. Onlar hayatı güzelleştiriyorlar bence. Sen de onlardan birisin, ne güzel...

    YanıtlaSil
  22. Bu ülkede sorgulamadan,direnmeden, yalancı mutluluk için teba olup, yoksul ve garibanla bir olmadan, onlarla oluncada mutlu olabiliyorsa insan, umut üretebiliyorsa, onların yanındayken aşına ortak olmadan, derdine katık olmadan, bencilce, sığıntı ve sığ odalarda sırıtacaksam eğer kara yazılar yazıp, onlar umudu düşlerken bende ikinci söylediğin gibi kötü düşünüp, kör kütük onlardan olurum arkadaş. Neremiz yamalı, neremiz markalı diye düşünmeli ilk önce insan. Pozitifizimmiş. Yerim bu ülkenin posası çıkmış pozitifizimini. At gözlüğü takan bir pozitifizimle buraya kadar zaten. Kapalı kapılar içinde mutlu kutucuklar.

    YanıtlaSil
  23. Farkında mısınız Belli bir yerden bakıp belli bir şekilde düşünüyorsunuz bizleri. Burada kimse yoksul insanı umursamadığını, onlar için herhangi birşey yapmadığını, kötü haberlere kulak tıkadığını, kendi keyfine eğlencesine baktığını söylemiyor. Biz umuttan söz ediyoruz. Biz birbirimize bağlı kalmaktan iyilikle birbirimizi kurtarabilmekten söz ediyoruz. Kısacık bir yazıdan bir insana gömlek biçmek ne kadar kolay oysa değil mi Sayın Karakalem.
    birşeyleri sevmek sorgulamamak mıdır, direnmemek midir? Direnmek için önce sevmek gerekir. İnsan sevdikleri uğruna direnir birşeylere. Adil olmayana direnirsin çünkü insanları seversin. Yoksulluğa savaş açarsın çünkü yüreğin elvermez bu kadar insanın bu şekilde heba olup gitmesine. Bu da insanları sevmekten geçer. Peki negatif olalım. Karamsar ve umutsuz olalım.
    Ben abuk sabuk sahte mutluluklarla dolu bir hayattan söz etmiyorum. Ben bilen gören duyan anlayan ve olup biten herşeye rağmen umudu besleyen bir hayattan söz ediyorum. Ben hayatı sevmekten söz ediyorum ki o hayatın yanlış taraflarını düzeltebilelim.
    Siz ne öneriyorsunuz merak içindeyim?

    YanıtlaSil
  24. Ben pek rahat olmayalım diyorum. Çünkü eskiden de kötü yarınlar geliyor.Geçen arkadaş aysberg ten falan bahsetmişti. Üstümdeki görünen yanım, derinlikler ise oooo salla gitsin misali. Bak umursamayan bir insanlık aysberglerin sonunuda getirdi. iklimler değişti. Isınıyoruz. Bunaldık. Bitkiler döngülerini yitirdi. İki ağaç dik diye kampanya yaptık, katılan insanlar kırıta kırıta aaaa biz diktik ama su vermeyi unutmuşlar gibi hayatlar var arkadaşım. Niye bir şey söyleyince hemen alınıyorsunuz. Benim o gün diktiğim fidanlar şimdi 1.5 metre boyundalar. Toprağı tutuyorlar.

    Bu ülke özünü yitiriyor, esas anlamadığınız bu. Sen bu yazında pozitiflikten falan bahsedince yazdım iki satır. Sadece kendi fikrimi söyledim. Katılır katılmazsın. İsim vermedimki. Sen öylesin diye bir ima varmı yazının içinde. Sadece sana katılmıyorum dedim. Ama bunu üzerine alınması gerekenler var olduğunu biliyorum. Geç olmadan aynalarına dönüp baksınlar istiyorum. Adam diyor ya zamanında bu ülke insanı için damlarda yattık, işkencelere maruz kaldık diye. Peşindende ekliyor. Evet arkadaş bir tek ülkenin umurunda değilmiş. Bunu bu gün anladık diye. Siz ne yaparsınız bilmem ama ben kendimce kimsenin rahat ve duyarsız davranmamasına önem verip, erişebildiğim kadar fikirlerimi söylemek istiyorum. Bunda bir yanlış varmı bilmiyorum. Yoksa one minute buraya kadar ulaştımı.

    Her yazdığınıza okey diyen, bir beste yapana teşekkür ediyorsunuz ama tersi oluncada ne saygısızlığımız kalıyor, ne dağlılığımız kalıyor, vurun abalıya. Peki arkadaşım peki. Ben mesajımı verdim. Doğru veya senin için eğri. Ben bildiklerimle yaşarım, sende gördüklerinle yazarsın bundan sonra.

    YanıtlaSil
  25. Birde unutmadan aslında bugün bir daha başka sayfalara yorum yapmama kararı almıştım ama gerçi bu genel çoğunlukla blog arkadaşların kararıyla oluşmuştur. İşte bu tür anlatımlarda duramıyorum, çünkü yaşamın o çerçeveden farklı göründüğünü biliyorum. Belki bir umut diyorum. Kim için. Onlar için. Onlar kim diye sorma çok ayıp olur.

    Saygısızlık ettiysem kusura bakma. Arkadaşlarda zatenbu kabalığımdan dolayı daha elit, daha sosyal insanlar yorum yapsın, siz sakın yapmayın, inciniyoruz sonra dediler. Bende başım gözüm üstüne bacım dedim kenara çekildim. Biliyorumki içlerinde "tam hayvan, nereden bacısı oluyorsam" dediklerini biliyorum. Bu biraz işin hiciv tarafı tabi ama yasa gibi duygu ve düşünceler hakim kafalarda. Az buçuk değil böyle düşünen tipler çok malesef.

    Umarım akşamını berbat etmemişimdir. Bunu istemem. Bir çok yazını beğenerek okudum ama bir tek bu benim dikenlerimi titretti ve iki çift laf ettim. Diğerlerine niye yorum bırakmadın deme sakın çünkü halen eğilip büzülüp kibar olup ağzımın ve kalemimin ucuna iltifat formatı attırmayı öğrenemedim arkadaşım. Bu son sözlerimde bugüne kadar okuduğum diğer yazılarına toptan beğenimi sunsun.

    Ahmet

    YanıtlaSil
  26. Sevgili Karakalem, "Her yazdığınıza okey diyen, bir beste yapana teşekkür ediyorsunuz ama tersi oluncada ne saygısızlığımız kalıyor, ne dağlılığımız kalıyor, vurun abalıya." Bu cümleyi bana söylüyorsanı eğer kesinlikle ne saygısızsınız dedim ne de bu tür bir imada bulundum. Elbette fikirlerimizi söyleyeceğiz elbette katılmadığımız noktaları eleştireceğiz. Aksini söylemek mümkün mü? Lütfen önce ilk mesajınızı sonra benim yazdığımı ve sonra diğer mesajınızı sakince yeniden okuyun.
    Elbette rahat olmayalım. Rahatlıktan öte de bencil olmayalım. Kendi mutluluğumuzu düşünmekten söz ediyorum bencil kelimesiyle. Ben size sadece şunu söylemek istiyorum; benim yazdığım kısa bir yazı ile beni değerlendiriyorsunuz. Nereden biliyorsunuz benim de ağaç dikmediğimi, evimin önündeki ağaçlarla dolu bahçeyi gördünüz mü? Kocaman apartmanlara direnen yemyeşil bir yerde yaşadığımı biliyor musunuz? İnatla o yeşili teslim etmeyen bir yerde yaşadığımı. Çevreye karşı duyarlı olup olmadığımı, insanların sigara izmaritlerini sokaklardan toplayıp toplamadığımı biliyor musunuz?
    Yoksul insanlar için birşeyler yapıp yapmadığımı? ülkenin geleceği olan gençler için peki? Öğrencilerin kitabı defteri harçlıkları konusunda? Nereden biliyorsunuz nasıl yaşadığımı? Mutluluk palavraları savuran parası bol bir sersem imajı çizmişsem eğer özür dilerim. Ama iceberglerden söz ediyorsunuz insan da bir iceberg değil mi? Ne kadarımızı görüp büyüklüğümüzü ölçüyorsunuz?
    "Siz öylesiniz diye bir ima var mı yazının içinde?" diyorsunuz fakat gözardı ettiğiniz şu: Eğer pozitiflikten söz eden bensem pozitifliğe karşı çıkan sizseniz üzerime alınıyor olmam kadar doğal birşey olabilir mi?
    Fikirlerinize elbette saygı duyuyorum. Şunu açık ve net olarak belirtmek isterim ki eğer size saygı duymasam, eleştiriye açık olmasam yorumları siler cevap vermezdim. Fakat bunu yapmak kendimle çelişmem olur ve bu yüzden yapmam. Çünkü ben burada birşey söylemişsem okuyan insanlar da ne düşündüklerini bu sayfada elbette dile getirebilirler. Doğru olanı ancak konuşa tartışa bulabileceğimize inanıyorum. Hatalarım vardır ve hatalarımın söylenmesini bana değer verilmesi olarak algılarım. Çünkü karşımdaki bana kendimi düzeltme imkanı verir böylece. Fakat neden bu kadar hiddetleniyorsunuz? Neden size karşı alındığımı ya da öfkelendiğimi düşünüyorsunuz? Asla böyle değil. Sadece şu sözünüz beni gerçekten incitti: "Her yazdığınıza okey diyen, bir beste yapana teşekkür ediyorsunuz ama tersi oluncada ne saygısızlığımız kalıyor, ne dağlılığımız kalıyor, vurun abalıya." Çünkü, asla böyle birşey yok.
    Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  27. Sevgili Ahmet Bey,
    Benim sayfamda dilediğiniz gibi fikirlerinizi belirtebilirsiniz. Bazen bizler birbirimizi çok iyi tanımadığımız için yanlış anlıyor ya da inctiyor olabiliriz. Bu sanal bir ortamda çok mümkün. Elbette akşamımı berbat etmediniz. Sadece eğer aklınızda yanlış bir imajım varsa onu silmeye çalışıyordum. Duyarsız değilim, umursamaz asla değilim. Eminim pek çok blog yazarı da öyle. En azından ben okuduğum insanlarda bunu görüyorum. Ben ülkesine ve dünyaya dair umudunu kaybetmek istemeyenlerdenim sadece. Çünkü biliyorum ki umudumuzu kaybedersek ellerimizi kucağımıza bağlayıp herşeyin yok olup gitmesine seyirci kalacağız. Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  28. Aslan arkadaşım işte bu. Aslan dediğime kızma benim içtenliğim böyledir. oldukça sıcak, dolgunca mavi. :)

    iyi akşamlar.

    YanıtlaSil
  29. Hiç kızar mıyım tam aksine hoşuma gitti "Aslan arkadaşım" sözünüz. Bunu seviyorum işte, birbirini anlamayı ve asla darılmamayı. Bazen başlangıçta üzücü sanılan şeyler dostlukların yakınlıkların başlangıcı olur. Buna inanırım ben.
    Çok çok saygımla size Sevgili Ahmet Bey...

    YanıtlaSil