12 Şubat 2009

EKMEK

Akşamüstü.Ağır ağır yürüyerek taksi dolmuşların olduğu yere varıyorum. Üç adam umut dolu gözlerle bana bakıyorlar. Eğer durakta bekleyen üç kişiden biriyseniz ve uzun zamandır bekliyorsanız gelen dördüncü kişiye şükran dolu gözlerle bakarsınız. Çünkü o dördüncü kişi dolmuşun kalkacağının ve birazdan evinizde olacağınızın kanlı canlı kanıtıdır. Benim dolmuşa doğru ilerlediğimi gören dolmuş şoförü "gidiyor musunuz?" diye uzaktan sesleniyor. "Evet" cevabımı duyan üç adam arka koltuğa yerleşmek için harekete geçiyorlar. "Kim, nerede inecek?" diye birbirlerine soruyorlar. Yakında inecek olan kapıya yakın oturacak. Kimse hiç tanımadığı iki adamın ortasında oturmaya yanaşmıyor. Ortada oturmak hem çok rahatsız hem de görüş alanı kısıtlı. Hemen hemen hepsi birbirlerine yakın yerde inecekleri için en sıska olanı ortaya oturtuyorlar. O da sesini çıkarmıyor. Bu sıska adamın başından fırlamış da gökyüzüne kaçacak gibi diken diken saçları var. Ve o dikenler uzun zamandır kesilmemiş olduğu için adamın kafası vücuduna göre oldukça büyük görünüyor. Küçük yüzünde, kanatlarını açmış küçük bir serçe yavrusu gibi duran bıyığı yüzüne ilginç, sevimli bir ifade katıyor. Serçe bıyıklı adam ortaya oturuyor. Ben ön koltuğa geçiyorum ve hareket ediyoruz.

Dolmuşun içini nefis bir sıcak ekmek kokusu dolduruyor. Karmakarışık bir trafikte ilerlemeye çalışıyoruz. Bu küçük kentte trafik karmaşası beni hala şaşırtıyor. İleride bir kaza olduğunu ve karmaşanın bundan kaynaklandığını görüyorum. Kazanın olduğu yere toplanmış meraklı kalabalıktan ne olduğunu göremiyorum.

Dolmuşun içinde kimse konuşmuyor. Tek ses ekmek poşetinin çıkardığı hışırtı. Trafik karmaşasını geride bırakıyoruz. Dolmuş şoförü aniden "Nasılsın Halis Abi?" diye soruyor. Arkadakilerden biri "iyiyim" diyor fakat bu 'İyiyim'i öyle garip bir melodiyle söylüyor ki istemsizce başımı yana çeviriyorum. Konuşanın serçe bıyıklı adam olduğunu anlıyorum. O garip melodili konuşmasıyla uzun uzun birşeyler anlatıyor. Zar zor bir kaç kelime anlıyorum. 'Kozalak', 'çalındı', 'eşekler', 'parasız', 'çocuklar' zorlukla anlayabildiğim kelimeler. Dolmuş şoförü "Eee şimdi ne yapacaksın?" diye soruyor. Ben az önceki kelimelerden anlamlı bir cümle kurmayı başaramadan serçe bıyıklı Halis Abi başka uzun cümleler kurmaya başlıyor. Bu sefer kulak kepçeme 'çocuklar', 'evim', 'gideceğim' sözcükleri takılıyor. Şoför "Hayat zor be Halis Abi." diyor. "E ne yapacaksın? Elindeki parayı kaybettiysen gidip ekmeğini başka yerde arayacaksın. Evdekileri aç bırakacak halin yok ya! Çoluk çocuk ekmeksiz durur mu?"

Tüm bu konuşmalardan toparlayabildiğim hikaye şu; Halis Abi kazancını kozalak toplayıp satarak ailesine bakan biri. (Bu kentte yazları yaylalardan kozalak toplayıp onları satarak geçimini sürdüren insanlar vardır.) Fakat Halis Abinin 'eşek' diye nitelediği birileri onun tüm yaz çalışıp çabalayıp topladığı kozalakları çalmış. Halis Abi ve ailesi de beş parasız kalmış. Şimdi ailesini geçindirmek için başka yerlere gidip kendine iş bulacak.

Halis Abi konuşmasını bitirip derin derin iç çekiyor. Fena halde içime dokunuyor bu iç çekiş. Elindeki ekmeklerin kokusu onun hareket edişiyle bir kez daha yayılıyor dolmuşun içine. Şimdi daha da güzelleşiyor o koku. Çünkü o kokuda Halis Abinin binbir zorlukla kazandığı, emek verdiği hayatın kokusu var.

FOTOĞRAF: www.numuneekmekcilik.com

16 yorum:

  1. Ekmek kavgası artık daha sık duyulan bir deyim oldu. Ama en acısı sizin alın teri ile kazandıklarınızı umursamazca elinizden alıvermesi. 3 aylık emekli maaşını saatlerce kuyrukta bekleyerek alan amcaların ve teyzelerin ekmek paralarına uzuanan kirli eller ve kötü yürekler de arttı. Onlara diyecek hiç birşeyim yok...Olunabilecek en kötü ve acınası durumdalar zaten.

    YanıtlaSil
  2. Bi de en kötüsü aslında o kirli eller o insanlrın sadece o akşamki ekmeklerini değil, hayallerini ve adalete olan güvenlerini çalıyorlar. Yaşama devam etmeye dair umutlarını çalıyorlar. Burdan sesleniyorum o kirli ellere: çekin ellerinizi hayallerimizden, umutlarımızdan ve adalete olan inancımızdan.

    YanıtlaSil
  3. Kedi'cim yine önemli bir konuya değinmişsin.Ekmek@arapça karşılığı NAN. Ekmeğin nimetin kıymetini bilmeyenlere söylenen söz:NAN-KÖR=yani ekmek körü.Anadolu'da söylenen sözlerin çoğunda geçen söz nan.Ekmek parası, ekmeğini taştan çıkarmak vb. Bizlere göre de ekmek=yemek, diğer şeyler katık oluyor.Ekmeğin kokusu evlerimizden yokolmasın, Allah insanları açlıkla terbiye etmesin dilerim.Sevgilerimle dilek.

    YanıtlaSil
  4. nan hintçede de var, demek arapçadan geliyormuş, sufiye teşekkürler. Kedi çok önemli bir ayrıntı yakalamışsın, içim cız etti, hissettim...

    YanıtlaSil
  5. ne demeli, hayatın acı gerçekleri...
    Yazının güzelliği bir yana, hayatta nice benzeri bulunan bu hikayeyi umursamışsın ve sana dokunmuş, bu satırları yazıp bizimle paylaşmışsın.

    Yazın için ama öncelikle "umursadığın" için insanlığım adına teşekkür ederim.

    sevgiler...

    YanıtlaSil
  6. ekmek kokusundan hayat izlerini bulan kadın. masalın Hansel'i der ki yediğimizce ekmekçe var olsak hayatımız sadece emeğimiz kadar zengin olurdu. Belki bi gün...

    sevgiyle

    YanıtlaSil
  7. ekmeğin kokusuna emeğin kokusuda eklenince bir başka güzel kokmuş ekmekler.

    YanıtlaSil
  8. Her geçen gün emekler büyürken ekmekler küçülüyor. Dolaylı dolaysız vergilerle çalışanın emeğini sömürüyorlar.Güzel bir öykü olmuş. Eline, yüreğine sağlık...

    YanıtlaSil
  9. Halis Abi için üzüldüm epey , yazık olmuş onca emeğe .

    YanıtlaSil
  10. GUGUK KUŞU:Sanırım bir insanın malının değil de hayallerinin, umutlarının çalınması ve adalate olan güvenlerinin sarsılması çok daha kötü. Çünkü, malı yeniden elde edebiliyorsun ama sarsılan inancını tekrar eski haline getirebilmek için çok ama çok uzun zaman geçmesi gerekiyor.

    SUFİ: Toplumda ekmeğe duyulan saygının kaybolması sanırım çürümenin en büyük işareti. Emekle kazanılmış ekmeği hiç emek vermeden alıp kendine mal edenler çoğaldıkça derin bir hayalkırıklığıyla sarmalanıyoruz. Ve ekmeğin böylesine ziyan edildiğini gördükçe, sokaklara atılmış ekmeği kimse alıp ayak altından çekmedikçe ve bütün bunlar olup biterken milyonlarca insanın açlıktan öldüğü akılda hiç yer etmedikçe insan olmaktan utanıyoru bazılarımız.

    EVA: Biliyor musun Sevgili Eva bu tip öykülerde içi cız edenleri gördükçe yeniden yeniden umutlanıyorum. "Yürek taşıyan insanlar hiç de az değil" diyorum.

    EVVELZAMANİÇİNDE: Asıl ben teşekkür ederim...

    UZAĞA GİDEN KADIN: Dilerim o gün çabuk gelsin.
    Çok teşekkür ederim.

    OWL:Çok teşekkür ederim :)

    AYSEMA:"Her geçen gün emekler büyürken ekmekler küçülüyor." Ne garip bir tarafı var bu hayatın. Bazı şeyler ters işliyor. Ve emek artıp ekmek küçülünce insanların hayata ve adalete duyduğu inancı eskisi gibi tutmak mümkün olamıyor.

    SRQLUCİDDREAMİNG: Ben de öyle... Giden emek bir yana bazı şeylere inancını yitirmiştir.

    YanıtlaSil
  11. Bizim kültürümüzde gerçekten de ekmeğin değeri çok büyük. Aslında ekmeğin edindiği bu yerin asıl sebebi onun sembolik anlamı; buğdayın yetişmesi, işlenişi, ekmek haline getirilinceye kadar sarfedilen onca emek.. Ve yine bizlerin onu alabilmek için harcadığımız emek. Gel gör ki zamanla "ekmeğe saygı" tuhaf bir şekilde çarpılmış.. Sokaklarda onca artık yemek çöplere dökülürken küften kaskatı ve yemyeşil olmuş ekmeklerin bile atmaya kıyılamayarak bir poşete konarak bahçe demirlerine asılması, buna karşılık emeğin sömürülüşüne kimsenin karşı çıkmayışı... O kozalakları çalan "eşekler" de belki yere düşen ekmeği alırken üç kere öpüyorlardır...
    Hikaye tadındaki bu düşündürücü yazın için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  12. Ben de o hırsızların aynı biçimde ekmeği yerden alıp ona saygı duyup duymadıklarını merak ettim. Bu tip ikiyüzlülükler o kadar yaygın ki eğer böyle ise bunu hiç garipsemem. İşin komik yani o insanlar bu ikiyüzlülüklerin farkında bile değiller...

    YanıtlaSil
  13. Ekmek kokusu, emek, hayatin kokusu... Bu kadar mi güzel ifade edilir...Alkisliyorum seni.

    YanıtlaSil
  14. Çok teşekkür ederim Sevgili Demet :)

    YanıtlaSil
  15. Ekmegin kokusu burnumu sizlatti Kedi, tadi da kendisi de kokusu da aci burada. Halis abiyle birlik olup su kozalaklari calan hergeleleri pataklama arzusu dogdu icimde! esek sipalari!

    YanıtlaSil
  16. İnan bana Halis Abinin anlattıklarından sonra benim de içimden o adamları bulup bir güzel pataklamak gelmişti.

    YanıtlaSil