20 Mart 2009

KONUMUZ BU DEĞİL

Tam karşımdaki masada makarna saçlı bir kız oturuyor. Kaynamış suya atılmış, eğilip bükülmüş spagettiler var sanki siyah saçlarının aralarında. Etrafındaki fönlü saçlı ve tayyörlü kadınların hiç birini atlamadan gülümseyip duruyor. Aklım almıyor onun bu mekanda bu kadınların arasında nasıl olup da eğlendiğini. Ben mi? Ben mecburen oradayım. Ama konumuz bu değil.

Tayyörlüler kafalarını usul usul birbirlerine çevirip usul usul konuşuyorlar. Kırmızı rujları kenarlardan taşmış dudakları kımıl kımıl birşeyler anlatıyor. İnce alınmış kaşları bir yukarı bir aşağı iniyor. Onların karşılarındakini dinleme ve ilgilendiklerini gösterme biçimi bu. Baktıkça içim daralıyor kendi kendime "beni yaşlandığım vakit bile hippilikten vazgeçirme Sevgili Tanrım" diyorum. Hatta daha da ileri gidip ellili yaşlarda farkına varmadan onlardan birine dönüşürsem eğer kendimi atarım bir yerlerden diyorum. Abartıyorum tabi. Ama konumuz bu değil.

Birazdan kulak tırmalayan bir müzik dolduruyor salonu. Gevrek sesli bir adam başlıyor söylemeye. Israrla "haydi ama hanımlaaaar" diyor. Tayyörlüler nazlanıyorlar. Ama popoları sandalyede usul usul raksediyor. Hiç birinde içlerindeki kurtları dökecek cesaret yok. Bir kaçı çıksa diğerleri hiç durmayıp atacaklar kendilerini piste ya o bir kaç kişinin çıkması için gevrek sesli adamın ellerinden kollarından onları çekiştirmesi gerekiyor. Gevrek sesli adam beni yanıltmıyor. Genelde bu gibi durumlarda yanılmam zaten. Ama elbette konumuz benim yanılıp yanılmamam değil.

Birazdan pistte adım atacak yer kalmıyor. Onlar salındıkça ve az önce sandalyelerinde oturan o kasıntı kadın maskelerini bir bir attıkça içim daralıyor. Sanki pistin hemen kıyısında maskelerden küçük bir yığın oluşuyor. Merak ediyorum müzik bitip sandalyelerine oturduklarında yine o maskeyi bulup takacaklar mı? Yine öyle dirseklerini masaya dayayıp ellerini birleştirerek tam karşılarında oturanı yapmacık bir ifade ile dinleyecekler mi? Aslında bu soruların cevabını biliyorum ya yine de konumuz bu değil.

Daha fazla dayanamayıp kendimi bahçeye atıyorum. Bahçede biri dört yaşlarında diğeri en fazla yedi yaşında iki çocuk var. Deliler gibi koşuyorlar. Ufak olan kaçıyor diğeri onu kahkahalarla kovalıyor. Hızlarını alamayıp önünde durduğum parkedilmiş bir arabaya çarpıyorlar. Arabanın alarmı çalmaya başlıyor. Önce şaşırıp sonra kıkırdayarak kaçıyorlar. Biri pencereden uzanıp arabaya bakıyor birşey olmadığını anlayınca alarmı kapatıyor. Çocuklar bahçenin en uç tarafına gidip bahçe hortumuyla oynamaya başlıyorlar. Biri kana kana su içiyor diğeri de hemen ardından. Sonra birbirlerini ıslatıyorlar. Öyle çok gülüyorlar ki yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyorum. İçeriye dönmeyi canım hiç çekmiyor. Şu çocuklara bakıp sahtelik ve doğallık hakkında düşünmek istiyorum. Çünkü asıl konumuz bu...
Fotoğraf: pro.corbis.com

19 yorum:

  1. Cocuklar sahtelikten, yapmacikliktan ne kadar uzaklar degil mi?
    Bizler sahteligi, yapmacikligi büyürken, nerede, ne zaman ögreniyoruz? Kimler ögretiyor bunu bize? Yoksa bunlar her insanin dogustan icinde de, meydana sonradan mi cikiyor?
    Senin ve kendi sorularima cevap aramam lazim:)

    YanıtlaSil
  2. Çok akıcı ve rahat bir üslubunuz var, tebrik ederim, sıkılmadan okudum.

    YanıtlaSil
  3. "Kral Çıplak" diye bağıran da bir çocuktu değil mi? Büyüdükçe masumiyetimizi yitiriyoruz çoğumuz. Oysa arada durup içimizdeki çocuğun sesine kulak verebilsek!..

    Yazını çok beğendim. Özellikle bağlantı cümlelerini. Gözlemleri de...

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. Sahnenin kenarindaki maskeleri toplayip o cocuklarin eline tutusturasim ve paramparca edislerini seyredesim geldi, ama galiba konumuz bu da degil :))

    Ellerine, yuregine saglik sevgili kedicim:)

    YanıtlaSil
  5. kesinlikle yaşla ilgili bir kavram...
    hani çocuklar bir şeyi en özünde yaşıyorlar... yani eğlenmekse eğlenmek... ağlamaksa ağlamak... olur ya mini bir çocuk kimseden çekinmeden salya sümük ağlaya bilir ..bu bir başarıdır...
    ...işte onlar, hayatta yoğurtdun kaymağını yiyen varlıklarımız.... eğer bizde seviyorsak o kaymağı mutlaka çocuklar kadar yüzeysel (?!) olmamız gerek ... ama büyüdükçe kaymak gibi bir tabakada kalmıyorda daha çetrefilli düşüncelerle herşeyin dibine kadar dalıp yoğurtda bulanıyoruz kaymakda kalmıyor karışıp gibiyor ... belkide biraz saf olanları, biraz daha az zeki olanları ...yani herşeyi her yönü ile düşün(e)meyen insanları çocuksu bulmamızın sebebide budur....

    ama şu gerçek ki ...çoğu zaman çocuk kadar olamıyoruz ... :S..

    YanıtlaSil
  6. Çocuklar hiç sahte değillerdir o yüzden hem masum hem de çok eğlencelidirler:)

    YanıtlaSil
  7. çocuk olmak.......
    bi parça çocukluğumuzu içimizde taşımak...
    hepimiz aynı duraklardan geçiyoruz.
    ama durduğumuz yerlerdeki izleri neden şimdiye getiremiyoruz?

    YanıtlaSil
  8. Sahtelik ve doğallık böyle mi güzel kelimelere dökülür? İnsan eksilen yanlarını kendine ait olmayan rengi uymayan yamalarla yamayınca doğallığını doğal olarak kaybediyor işte.Kimbilir maskeli gezenlerin içine girsen ne tür çemberlerden, ne acı deneyimlerden geçmiş de bu hale gelmişlerdir.Bir az deşmeye gör içlerini; teselli edip kendilerine güvenmeleri için ne biçim efor harcıyacağına da eminim.Çocukların doğallığına gelince,; saf olan yanlarımız onlar.Kirlenmemiş, közlenmemiş,küle dönmemişler.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  9. BELGİN: Ne yazık ki sonradan öğreniyoruz ve kimimiz bunun adına eğitim kimimizde toplumsallaşma diyoruz. Büyümek kendini yitirmek midir?

    H.Y. ERGÜN: Çok teşekkür ederim :)

    AYSEMA: Çocuksu diye yerilen davranışlar aslında gerçek bir insan olabilmek için ne kadar önemli ve gerekli değil mi? Masumiyet bir parçacık da olsa kalmalı içimizde...

    KREMALININ ANNESİ: :) Bu benim de içimden geçmedi desem yalan olur.
    Nerelerdeydin sen annecik. Uzun zaman oldu...

    IVIR ZIVIR: Bu doğru. Çoğu zaman bir çocuk kadar olamıyoruz. Belki de hayatta hep eksikliğini duyduğumuz budur.

    ATEŞBÖCEĞİ: Kesinlikle çok eğlenceliler :)

    UZAĞA GİDEN KADIN: O izleri yeterince derin kazımadığımız için belki de...

    SUFİ: Çok teşekkür ederim Sevgili Sufi'ciğim...

    YanıtlaSil
  10. bir de böyle herkese tek tek cevap yazmıyor musun.. çok tatlı bi insan olmalısın kedi.

    YanıtlaSil
  11. Teşekkür ederim b. :) Tatlı mıyım bilmem ama şu an şımarmış bir kediyim :)

    YanıtlaSil
  12. Umut
    Köhne apartman bloklarının arasındaki
    Parke taşlarının çatlaklarından fırlamış
    Bir yaban otu şimdi

    (Bu ülke çocuklarına yazılmıştır)

    YanıtlaSil
  13. Hiç unutmamak için hep tekrarlayayım diye aklımın içine kazıdım sözcük sözcük... Çok teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  14. Kedi'ciğim, yine şahane bir yazı okudum sayende.
    Çocuk gözlerin doğallığı ve masumluğu hiç bir şeye değişilmez bence.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  15. Çok teşekkür ederim Özlem'ciğim :)

    YanıtlaSil
  16. Uff ya kedicik, ben de çok seviyorum lay lay lom giyinmeyi ama eşim habire beni süzüp: 40 yaşına yaklaştın hatırlatırım diyor. EE naapalım, senin dediğin gibi tayyör mü giyeyim yani. Olmaz yaaaa. Uff bayılırım o makarna saçlara hele bide siyahsa. Benimkilerde kıvırcığa yakın zaten. Şimdi şimdi önlerden 5-6 tane beyazlar görünmeye başladı. Ben onları da çok seviyorum. Bide normal yapıları bozuk olduğu için diğerlerinin arasından pırtt diye fırtlamıyorlarmı? komik oluyo. Amaaaan be 40 neki, sen beni bi de 80 ninde gör. Dimi kediciğim?

    YanıtlaSil
  17. Çok güzel bir yazı bu... Konuya gelebilmek için;) sürükleyip götürüyor... Eline sağlık...

    YanıtlaSil
  18. Çok teşekkür ederim Sevgili Serdar...

    YanıtlaSil
  19. Hiç vazgeçmemek lazım kendimiz olmaktan Sevgili Guguk Kuşu. bu yüzden kimin ne dediğine bakmadan ve teslim olmadan akıp giden zamana hep kendisi olmalı insan...

    YanıtlaSil