06 Mart 2009

KİTAP ÜZERİNE...

Aldığım ilk kitabı anımsamıyorum. Şimdi o kitabı elime alıp "ilk göz ağrım" diyebilmek için anımsıyor olmayı dilerdim. Ama o vakitler kitapların hayatımda bunca yeri olacağını kestiremediğimden olsa gerek üzerine not düşmeyi ihmal etmiş olmalıyım.

İlk zamanlar, yani ilk kitaplarımı aldığımda onlara "aman ciltleri bozulmasın, aman sayfaları kırışmasın" diye yaklaşıyor kitaplarımı insanlara verirken temkinli davranıyordum. İnsanlar kitapları çalmayı seviyorlardı ya da kitaplara pek saygı duymuyorlardı. Verdiğim kitapların üzerinde çoğu zaman kahve lekeleri oluyor, sayfaların arasından sigara külleri ya da bisküvi kırıntıları çıkıyor ve bütün bunlar beni çıldırtıyordu.

Herşey nasıl zamanla değişiyorsa, benim kitaplarla olan ilişkim de zaman içinde değişti. Sayfaları kırışmasın diye parmaklarımın ucuyla çevirdiğim kitapların sayfalarını çizerek, kenarlarına notlar alarak okumaya başladım. Bir paragraf okuyor boşluk kısımlarına kendi düşüncelerimi yazıyordum. Sevdiğim cümlelerin altını çiziyor, bilmediğim kelimeleri daire içine alıyor, yanlış kurulmuş bir cümleyi dikdörtgen bir çerçeve içine hapsediyordum. "Senin bu kitaplara hiç saygın yok mu?" diyenlere verilecek cevabım da vardı elbet. "Ben onlara saygı duyduğum için onları böyle okuyorum." diyordum. Yalan değildi. Kitap anlaşılmak üzere vardı ve ben de onu anlaşılır kılabilmek için yazıp çiziyordum. Ne de olsa her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardı. Benim ki de buydu...

Elbette başkalarının kitaplarına bunları yapmıyordum. Bunları yapamayacağımı bildiğim için de kimseden kitap almıyordum. Sonuç olarak ev neredeyse küçük bir kütüphaneye döndü. Çünkü, çoğu kez içimdeki dürtüye karşı koyamıyor alıyor da alıyordum. Hepsini okuyup bitirmiş miydim? Elbette hayır. Ne hepsini okuyacak zamanım oluyordu ne de zaten acarlığını çoktan yitirmiş gözlerim uzun uzadıya okumama izin veriyordu. Hoş her iki koşul da sağlanmış olsa bu kadar kitabı okumaya ömrüm yeter miydi? Duyduğuma göre dünya tarihi boyunca yazılmış kitapların listesini okumaya bile bir insanın ömrü asla yetmezmiş.

Artık eskisi gibi ne bulursa okuyan biri olmaktan çoktan çıkmıştım. Zor beğenen, o kitap için ruhunun uygun anını kollayan biri olmuştum. Bir kitabın içine girmem o kadar da kolay olmuyordu. Çünkü kitapların bir zamanı vardı bana göre. Mesela bir ayrılık acısı yaşamışken aşk öyküsü okumaya tahammül edemiyordum. Ya da aklım karmakarışıkken beni derinliğe çekecek cümlelerle başa çıkamıyordum. Bu yüzden de ruh halime en uygun kitabı bulana kadar yirmi sayfa birinden elli sayfa birinden okuyup duruyordum. Önceleri bu yüzden, yani kitapları yarım bıraktığım için, vicdan azabı çekiyordum. Şimdi ise böyle bir azabı taşımıyorum. Biliyorum ki; şimdi burun kıvırdığım, içimi daraltan kitabı daha sonra okuyacak ve şöyle diyeceğim: "Ben nasıl bunu sıkıcı bulmuşum?" Hep böyle olur. Önemli olan doğru zamanda doğru kitabı okumaktır.En azından benim için bu böyle.

Sonuç olarak şimdi tıklım tıkış kütüphaneme bakarken onlarla ilişkimin zaman içinde nasıl da değişmiş olduğunu farkediyorum. Artık kendime saklamıyorum onları. Kitaplarımı çalanlara kızmak bir yana sempati duyuyorum. Okumaya meraklı olup da onlara hayranlıkla bakanlara içlerinden kendi seçtiklerini armağan ediyorum. Kitapları ödünç alıp geri getirdiklerinde üzerlerindeki kahve ya da çay lekeleri, içlerinden çıkan kırıntılar da beni çıldırtmıyor artık. Onlara bakıp okuyanın izlerini sürmeyi seviyorum. Nasıl insanların yolladığı mektuplar, onlardan gelen armağanlar daha sonra anı niyetine saklanıyorlarsa ben de o izleri saklıyor ve onlara bakmayı seviyorum.

Bundan sonra, yani gelecek yıllarda kitaplarla olan ilişkim nasıl olur bunu şimdiden bilemiyorum ama onlardan hayat boyu vazgeçemeyeceğimi adım gibi biliyorum...

39 yorum:

  1. yine çok huzurlu bir yazı olmuş:) ve şunu düşündürttü bana: kitaplar, yemekler, işler güçler, sevgililer... yani aklımıza ne gelirse gelsin, onlarla aramızdaki kölelik ya da efendilik halini ortadan kaldırıp kendimizi bulduğumuzda her şey daha güzel olacak.

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel bi yazı olmuş kedicim. haklısın her kitabı okumanın bir zamanı var. Hayat ilerlerken herşeyi de değiştiriyor beraberinde. bende acaip hırpalarım kitaplarımı okurken tıpkı köpüşümü vura vura sevmem gibi. başkalarıne verip alamayınca ben hala biraz sıkılıyorum çünkü biliyorum geri alamamalr genellikle o kişinin o kitabı hiç okumayıp bi yerlerde unutması. O zaman kitabıma üzülüyorum oralarda ağlar mı diye.

    YanıtlaSil
  3. okuduğum en samimi yazılardan biri olmuş. onu kesinlikle söyleyebilirim.:)

    ben de ilk aldığım kitabı hatırlamıyorum ama ilk okuduklarımı hatırlıyorum. "İnsanlar Yaşadıkça", Tolstoy-Diriliş", "Jack London-Şampiyon", "Alkatraz Kuşçusu" vs.

    YanıtlaSil
  4. Ben yine de başkalarının kitaplarımı çizmesine gıcık oluyorum. Kütüphanedeki referans kitapları karalayan hocalara-öğrencilere ise ifrit oluyorum :)

    YanıtlaSil
  5. Aydan Atlayan Kedi Hanım:);
    Eski bir kütüphanede kitap aramak ve okumak gibisi de yoktur. İçinden notlar çıkar bazen ve bazen senin gibi içine yazarak okuyanların cümlelerinde hiç düşünmediğin ya da hep düşündüğün "bir şey" buluverirsin. Kütüphanelerde zaman sanki durur. Ben bir kez Shakespeare'le ilgili bir kitapta önceden hocam olmuş değerli bir ismin dersinde alınmış yaklaşık 30 sayfalık ders notu bulmuştum. Ben o hocadan hiç o dersi almamıştım. O'nun o dersi verdiği zamana yetişememiştim çünkü. Nasıl heyecanlanmıştım görsen:) Kitaplar.. Kütüphaneler .. zamanı taşıyorlar bize biraz da..

    Ben de kitaplarayazangillerdenim. Ne kadar yazarsam o kadar sağlam bir köprü kuruyorum sanki "yazılanla".. Kitaplar yazana olduğu kadar okuyana da aittir bence..

    Koskocaman sarıldım Aydan Atlayan Hanım:):) Kızkardeş..

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Aydan Atlayan Hanım:),
    En son üniversitede Meltem diye bi kız arkadaşım bi kitabımı ödünç almıştı. Kitap 'Bir Geyşa'nın Anıları'ydı. Kitabı okudu ama bana ısrarla geri getirmedi. Bi de yüzsüzlük yapıp hatırlatmıştım da. O günden itibaren Meltem'den nefret etmeye başladım. En sevdiğim kitabımı benden ayırmıştı. Ben onu okurken duygulaırmı sayfalarında bırakmıştım çünkü. Aynı kitabın yenisini de alsam o benim için bomboş bir kitap olurdu, anlamsız olurdu. O yüzden Meltem'den nefret etmiştim. Meltem, eğer benim bu yazdıklarımı bir gün okursan şunu bilmeni isterim ki; Senden hala nefret ediyorum , napim elimde değil:) hihihihihi:)

    YanıtlaSil
  7. Çok güzel bir yazı bu Sevgili Aydan Atlayan Kedi...

    Benim kitaplarım da çok fazla geziye çıkmıştır. Öyle ki bir kitabım (Vedat Türkali-Bir Gün Tek Başına) ilk verdiğim arkadaştan da çıkmış pek çok kişiyi dolaşmıştı. Bir gün başka bir arkadaşım, " Bak bu kitabı okudum,beğendim. Okumadınsa al oku!" dedi. Baktım benim kitabım. Kimden aldığını sorunca öğrendim ki ilk verdiğim arkadaştan almamış. Çok gülmüştük bu olaya. Keşke gidenler bu şekilde geri dönebilse...Gitsinler,ama yine bana dönsünler istiyorum.

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  8. Ben kitaplarima da, gunluk gazeteye de kiskanc bir insanim.. :-((
    Gazeteyi ilk ben acayim isterim nedense.. Kitaplarimi saklarim.. Cunku bazen tek bir satiri yeniden okumak icin acarim, bakarim..
    Okumak icin veriririm ama geri gelsinler isterim..
    utanayim mi?

    YanıtlaSil
  9. Yaşadığımız sürece hiç birimiz kitaplarımızdan vaz geçemeyeceğiz ki kediciğim:)

    YanıtlaSil
  10. Tamamen okunmamışlık hissi vermesini istemem de kül ya da çay kahve lekesi biraz fazla değil mi?

    Not alma ve altını çizme(gerçi artık altını çizmek yerine küçük bir tik koyuyorum) huyum yüzünden başkasından kitap almam genelde ben, bir de elimde kalsın isterim kitaplarım o notlara bakarak kendi okuma yolculuğuma çıkayım,neler beni etkilemiş göreyim vs.

    YanıtlaSil
  11. Bazen hani derler ya insan insana benzer veya duygu birlikteliği eş anlamlar üretir. Senin yazdıklarını okumayı işte bu yüzden çok seviyorum. Bak şimdi dükkandayım. Abuzeri yaktım tüttürüyorum (Abuzer bu arada benim 16 senelik nargilem)kahvemi yudumlarken yorumunu okudum. Öncelikle sayfamda seni görmek çok büyük bir mutluluk benim için. Aslında dün okumaya fırsatım olmadığı yazını ise şimdi biraz önce her cümleyi tane tane, sindirerek büyük bir keyifle okudum.

    Kitaplar benim DNA yapı taşlarım gibi. İlk kitabım Rahmetli Hasan Abimin elime daha 13 yaşımdayken tutuşturduğu Reşat Nuri Güntekinin "Çalı kuşu" eseri olmuştur. Kelimelerin büyüsüne işte ilk o yıllarda kapıldım. Yıllar boyu haftalıklarımdan, kenarda köşede birikintilerimden, bazen çeşitli koleksiyoncuların, sahafların yanında yaptığım çıraklıklarımdan dolayı zaman içinde kitaplardan bir dünya yaratmıştım kendime. O yıllarda annem çok kızardı bana. "Evde yiyecek ekmek yok, bu hınzır olanca parasını yine romana vermiş diye, a salak oğlum sende her genç gibi neden normal biri olmadın sanki". Annemin bu lafları aklıma geldikçe halen gülümserim. Kafam iyiyse kahkaha bileatarım. Söyle bana sence, ben ne kadar normalim. :) veya en ne kadar normalsin annemin gözünde. Aslında annemin sözleri toplumsal yaramızın acı gerçeğidir bu ülkenin üzerine çöken. Bizi anlamsızlaştıran bir yüz karası. Kendimize özgü fikirlerimizin gelişmesini istemeyen, bizi tabulara esir bırakan bir sistemin bunalmış kendi insanımız. Sen ben ve bir çok ateş böceği ise uçabildiğimiz kadar aydınlatıyoruz kör karanlıkları. Bu yüzden dilime gem vuramıyorum, belkide sırf bu yüzden kabalığımı yalakalandıramayıp, istesemde bir türlü kibar ve nazik bir beyefendi olamıyorum.

    İnsan bütünü kucaklamalı. O bütünün ilk önce eksik yanını sarıp sarmalamalı. Bu değişimle olur.

    Yıllardır biriktirdiğim kitaplarımdan bir arkadaşımın tavsiyesine uyarak küçük bir sahaf dükkanı açtım. O kadar mutluyumki, halen elime bir çok okunmuş, içleri okunmuş olduklarından hayat kokan, ikinci el kitaplar elime geçiyor. Benim kitaplarımla yer değiştirip, benim hayatımdanda parçalar başka yaşamlarda nefes buluyor. Aslında sana yazmak istediğim çok kelimem var ama burası yorum köşesi gibi olduğundan saygızılık yapmak istemiyorum. Ben kaptırdımmı kendimi nerede duracağını bilemeyen bir adamım. Kalemimi karşılıklı samimi bir sohbet havasında kullanmam birazda karşımdaki insanın içtenliğinden kaynaklı.

    Buradaki çocuk esirgeme kurumunda 6-10 yaş kısmına arkadaşlarımla bir kütüphane yarattık. Bunlar yapılabilir şeyler, pek bir önemi yok aslında ama beni en çok mutlu eden tarafı haftanın belirli saatlerinde o kütüphanede, o minik yavruları etrafıma toplayıp çeşitli masal kitaplarından pasajlar okumak oluyor. Kimileri yer minderlerinin üzerinde uyumuş, kimileri dans geçen bir bölümün içinde parke zemin üstünde kendi etrafında dönüp, bir masal karakteri gibi dans etmeye başlıyor. O an onlara ne okumuşsan, o karakteri yaşamaya başlayan çocuklarımız var. Bunu düşünebiliyormusun. Kelimeler çok etkili işte sırf bu yüzden yaşamlarımızda. Ben bugün onların masalcı dedeleriyim. Zamanla doğru söylenecek bir kaç kelime aydınlanma vesilesi olacak o bir kaç çocuğun zihinlerinde. İşte benim isyanım bu günler o küçücük beyinlere gericiliğin tohumları ekilerek, önümüz kesilmeye çalışılıyor.

    Bizler birer ateş böceğiyiz, sorumluluklarımızı bilerek karanlıkları izole edeceğiz. Ben buna yüreğimden inanıyorum ve sende inan. Seni alnından öpüyorum.

    Saygılarımla

    Ahmet.

    YanıtlaSil
  12. Galiba ben henüz sizin ilk dönemleriniz gibiyim, galiba artık törpülenmeliyim. Ama kitabı ödünç alıp getirmeyenlere kızmaktan sanırım vazgeçemem. Çünkü ben o kitaba ulaşmak için emek sarfediyorum. B ir kaç kişiye daha ulaşsın istiyorum.

    YanıtlaSil
  13. o kadar uzun yazdım ki, yoruma sığmadı. :)

    YanıtlaSil
  14. JOA: Zaman zaman biz kitapların kölesi oluyoruz zaman zaman da onlar bizim... Ama ben, beni bir köle gibi kendine bağlayan kitapları okumayı seviyorum :)

    GUGUK KUŞU: Geri verilmeyen kitapların akıbetini hep merak ederim. Birinin başının tacı olmuşsa sorun yok ama bir yerlerde unutulmuşsa işte bu kötü...

    SERA: İşin kötüsü ben ilk okuduklarımı da anımsamıyorum. Büyük ihtimal Emil Zola'nın Meyhane'siydi :) Belki de bilerek ve düşünerek ilk okuduğumdur o.
    Çok teşekkür ederim...

    FERULAGO: İnsanların kitaplarla olan ilişkilerini anlayabiliyorum. Neden kızdıklarını da... Hepimizin tıpkı insanlarla kurduğumuz ilişkiler gibi başka başka ilişkileri var kitaplarla. Peki kendi kitaplarını çizmek konusundan ne diyorsun Sevgili Ferulago?

    KARÖSHİ'M: Sevgili Karöshi Hanım :)Ben de kitapların içinden düşen notları sevenlerdenim. Bu yüzden eski kitapları toparlardım sahaftan. Kütüphanelerdekilere bayılırdım. İz sürmek hele de bilmediğimiz tanımadığımız insanların anılarına dalıp onların nasıl insanlar olduğunu hayal etmek keyifli değil mi? Sevgiler kızkardeşime...

    MUTFAKTAKİ DELİ: Sevgili Deli umarım Meltem'le sokakta karşılaşmazsın. Elinden çekeceği var gibi görünüyor :)

    AYSEMA: Ne yazık ki çoğu gidip dönmüyor. Bazen düşünüyorum da öyküler nasıl dünyayı dolaşıp duruyorsa kitaplar da bu şekilde mi yolculuğa çıkıyorlar acaba :)

    MEHTAP P.G: Gazete konusunda ben de aynıyım :) İlk ben okumak isterim. Nedenini hala bilmiyorum ama öyle :) Kitaplarımı ben de saklamayı severim. Hep bende dursunlar isterim ama insanların okuması da hoşuma gidiyor. Belki onu okurken hissettiğim coşkuyu paylaşacak ortak arıyorumdur kendime :)

    ÖZLEM: İyi ki böyle...

    LUDMİLLA: Benim pek çok kitabım bu şekilde döndü. Çay ve kahve lekeleriyle :) Hatta bir tanesinin sayfalarında salça lekeleri bile vardı. Güldüm yemek yerken okuyan insanları severim. Ben de yaparım çünkü bunu :) Yemek ve kitap ikisi bir aradan nefis olur.

    KARA KALEM:Pek çok kişi bana hala aynını söylüyor "bu kadar kitabı ne yapacaksın? bütün paranı kitaplara mı harcıyorsun?" dinliyor muyum? Hayır. Vazgeçecek miyim? Yine hayır.
    Bir ateş böceği olmak. Bunu sevdim. Ben de geçen sene bir köy okuluna (ki kütüphanesinde en az kitap olan köy okuluydu.) kitaplar götürdüm. Bir kaç çocuğun hayatında bir kaç cümlelik bir değişimin neler yapabileceğini tahmin edebiliyor musun? Bunda minicik bir payım olsa yeter. Aslında her birimizin birey olarak sorumluluğu var.
    Yorum olarak kendini sınırlamana gerek yok. İstediğin gibi sohbet eder gibi bu kadar sıcak ve samimi yazmana neden itirazım olsun :)Sana en içten saygı ve sevgilerimi yolluyorum...

    LALENİN BAHÇESİ: Aslına kitaplarını geri alamayanların öfkelerini anlıyorum. Bizler için çok değerli olan birşeyin kaybı bu. Ve buna kızdığı için kimse kimseyi suçlayamaz...

    KRİSTENSENN: Ama ne yazmıştın merak ettim :)

    YanıtlaSil
  15. Bisküvi ve kahve lekesini mazur görme evresi hariç tamamen aynı yollardan geçmişiz. Ha bir de
    (ç)alınan kitaplarım için af çıkarmaya hiç niyetim yok benim. Zira okurken üzerine düştüğüm notlar ve altını çizdiğim cümleler o kitabı yeni bir şey yapıyor:Benden bir şey. Onun için de hiç kusura bakmasınlar vazgeçemem kitaplarımdan. Çok isterlerse aynından almaları için para bile veririm ama benimkini değil.

    YanıtlaSil
  16. Kitaplarla olan ilişkindeki dönüşüme bayıldım. Bende ruh halime göre okuyorum. Senin yazdığın gibi karmaşık ruh hallerimde karmaşık kitaplar okumak beni daha çözülmez bir duruma sokabiliyor. Kitap okurken bütün kahramanları canlandırıp zihnimde yaşatmayı seviyorum. Kitap bittiğinde etkileyici bir film izlemiş gibi oluyorum, hatta daha da derin hissediyorum. Çok güzel bir yazı, benim kitaplarla ilgili böyle bir yazı yazabilmem için daha kırk fırın kitap okumam lazım, eline sağlık.

    YanıtlaSil
  17. simdi yorumlarda cevabinda da gordum...hani bazi insanlar soruyormus ya ne yapacaksin bu kadar kitabi diye...

    kendileri ne yapacaklarini bilememelerindendir...yoksa sormak akillarina bile gelmezdi hatta utanirlardi sormaya...

    bir de kitaplari cizmek uzerine bi sey diyim:)
    bence kitaplarin alti ustu kenari cizilmeli..muzelik eser gibi tutulmamali...kitabin iste o zaman karakteri olusuyor ve bize anlattiklari daha bir anlam kazaniyor...ben de cizerim oyle...yazarim
    kucuk notlar alirim...

    okudugunu ciddiye almanin gostergesi belki de...

    ve yine ne guzel yazmissin...tesekkurler:)

    YanıtlaSil
  18. Bu yazıyı çok sevdim. Yorumları da ayrı ayrı. Aklıma Aziz Nesin geldi. Bir yerde okumuştum, Aziz Nesin'in kitap okumak üzerine söylediği bir kaç cümleyi. Kitap okumak ciddi iştir, kitap yatarak okunmaz. Masada okurum ben kitaplarımı, notlar alırım demişti hatırladığım kadarıyla. Kitabı ciddiye alacaksın arkadaşım! diyordu en sevdiğim yazar. İnsan sevdiklerinin öğüdünü tutar, değil mi?

    YanıtlaSil
  19. ŞİRVAN: O yazıp çizdiklerimiz de hayatlarımızın bir parçası aslında. Sanırım sadece kitabı değil anılarımızı da çalıyorlar.

    OWL: Bir kitabın içine girebilmek kolay değil. Onun içinde yaşayanları benimsemek, o zamanı ve yeri çok kolay değil. Sanırım neye hazırsak onu görmek istiyoruz kağıt üzerinde...
    Çok teşekkür ederim güzel sözlerine...

    BİRAZ: Üzerine yazıp çizdiğimizde sanki bizim bir parçamız haline geliyorlar değil mi? Birinin ortaya attığı fikir üzerine konuşmak tartışmak gibi bunu yapmak :)

    KUBBESİZ: Haklı Aziz Nesin okumayı ciddiye alma konusunda. Çünkü kelimelere dökülmüş fikirler ve hayatlar her zaman saygıyı hakeder. İyi ki var kitaplar değil mi? Onlar insanoğlunun birbirlerine olan en önemli bağları...

    YanıtlaSil
  20. Ben ilkokulda basladim okumaya ve okumayi cok sevdim. Ögretmenimiz bilirdi fakir oldugumuzu, her zaman kitap, dergi alamiyacagimizi. Bize okumayi sevdirmek icin; ne bulursaniz, kagit üzerinde, okuyun, bu bir sigara paketi, icine ekmek, yiyecek sarilmis gazete kagidida olsa, okuyun demisti. Ben ögretmenimin bu sözünü hic unutmadim, daha hala her nerede bir kagit görsem, mutlaka okumaya calisirim, hastalik gibi bir sey.
    Ilkokulda okulumuzun Kütüphanesini okuyup bitirmistim nerdeyse.
    Kitaplarimsiz bir hayat düsünemiyorum, hele bir yerlerde, tesadüfen elime düsen, kullanilmis kitaplarin icinden cikan mektuplar, eski resimler, cok severim böyle sürprizleri.
    Yedi yasindaki kücük cadim da artik tam anlamiyla bir kitap kurdu.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  21. Ben de aynı fikirdeyim kitap okumak bir hastalık ya da bağımlılık gibi. Bir kez başladığında ve tadına vardığında asla vazgeçemiyorsun...

    YanıtlaSil
  22. Ben kitap okumaya başladığım ilk günden beri kat yeri kalmasın diye kitabı çok fazla açmadan okuyanlardanım :) Altını çizmek, not almak filan amanın silah zoruyla bile yapamam! Ödünç veririm ama peşine de düşerim. Haklısın, herkesin yoğurt yiyişi farklı :)
    Bir de benim de kitap okuyabilme dönemlerim vardır. 3 ay hiçbir şey okuyamam mesela, sonraki 4 ay deli gibi okur onlarca kitap bitiririm. O 3 aylık kitap oruçlarımın sebebi ise daha komik; dünya üzerinde trilyonlarca süper kitap var ve bunları okumaya benim ömrüm yetmeyecek düşüncesiyle kitaplardan soğuyorum. Cins miyim neyim :)

    YanıtlaSil
  23. İlk okuduğum kitap değil, ama neredeyse kabını öpecek kadar sevdiğim ilk kitap Roald Dahl'ın "Matilda"sıydı, sanırım 9 yaşındaydım okuduğumda. Kitapçının rafına konulabilecek kadar tertemiz, üstüne titreye titreye okuduğum kitabımı en yakın arkadaşıma ödünç vermiştim. Kitabımı aylar sonra, sayfaları ve kapağı dışarı kıvrılmış, pis bir şekilde arkadaşımın elinde gördüm, son görüşüm de o oldu. Ben de hala o kızdan nefret ediyorum!
    Yıllar sonra üniversitede sevgili "Belgariad"cığımın ilk cildini yine en yakın arkadaşıma ÖDÜNÇ verdim. Veriş o veriş, ne okudu, ne geri verdi. Bir daha tövbe!

    YanıtlaSil
  24. LA SANTA ROJA: Ben de bazen öyle oluyorum. Okuyamıyorum. Kafama allak bullak oluyor bazı kitapları o kafayla geçip gitmek istemiyorum. Sonra bir zaman geliyor elime ne geçerse okuyor yutuyorum :)

    ALİS: sanıyorum çok değer verdiğimiz birşeyin oa hiç değer vermeyen ellerde heder olup gidişine tahammül edemiyoruz. Dediğim gibi eğer kitabın değerini biliyorsa alsın ama onu parçalara ayırıp bir kenara atacaksa uzak dursun kitaplarımdan :)

    YanıtlaSil
  25. Kitaplar sözkonusu olunca benim için akan sular durulur. Kitaplar benim herşeyimdir. Kitaplarımı kimseye vermek istemem, vermek zorunda kalırsamda kafamdabir tarih belirlerim ve o tarihje kadar kitabım gelmezse gider yüzsüzlük yapar isterim. Kimseyey kitap vermeyi sevmediğim gibi, başkasından da kitap ödünç almayi sevmem ve almam. Bende kitaplarda sevdiğim cümlelerin altını çizerim, oğluma küçük küçük notlar alırım. İlerde nasıl osla tüm kitaplarım oğluma kalacak. İçimde inaılmaz bir okuma açlığı var. Ve okumayı öğrendiğim gübnden beri de bu açlığı doyuramamışımdır. Kitaplara olan duygumu en güzel anlatan kelime ise; TUTKU.

    YanıtlaSil
  26. Bu kesinlikle bir tutku. Acaba bir zaman sonra bu tutkusu sönmüş olan var mıdır? Ben hiç rastlamadım böyle birine. Bu tutku ölünceye kadar içinden çıkmıyor insanın bence.

    YanıtlaSil
  27. Merhabalar;
    anlattıklarını okurken bir yandan da kendimi izledim.kelimelerini başımla onaylıyordum okurken..kitaplarla ilişki ne kadar da önemli birşey.önceden ben de senin gibiydim kıyamazdım kitaplarıma.sadece okurdum. ama şimdi onlarla daha iç içeyiz daha samimiyiz ve onları daha iyi anlıyorum.birbirimizi keşfettik sanki..insanların kitaplara karşı tutumları başka başka.ben de hiç hoşlanmıyorum kitabıma hor davranılmasından.onlara gözüm gibi bakıyor koruyorum.kitap gerçekten hayat bencee..ayrıca Paul Auster i de çok severim been..Sevgiler

    YanıtlaSil
  28. Hani sorarlar ya "hobileriniz?" nedir diye
    "kitap okumak, müzik dinlemek..." diye yazar ya güzide vatandaşlarımız. Hobi'nin vakit geçirmek için yapılan bir şey olduğu altdüşüncesiyle. Halbuki hiç bir hobi yoktur ki boş zamanlarda yapılsın. Hobi kendisine zaman yaratır, başka şeylere ayırdığınız zamandan çalar ve gitgide yaşam tarzınız olur. Hobi olarak kitap okumak nasıl olur? Herhalde bir facia olur. Bir de uykudan önce 1-2 sayfa okuyanlar vardır, onu da hiç anlamam. Ben ne zaman elime bir kitap alsam mümkünse sonunu görene kadar durmayayım isterim. Uyumak için kitap okuma düşüncesini de oldum olası yadırgarım.

    İlk kitabım hababam sınıfıydı, okumayı söker sökmez almıştı babam. Döne döne okumuş, kitabı neredeyse parça pinçik etmiştim. Uzun süre güzel bir karton kutuda sakladım, çıkarıp okuyup yerine geri koydum,kutsal kitap gibi. İkincisi de Çalıkuşu'ydu hala her yıl mutlaka bir kez okurum.

    YanıtlaSil
  29. TUĞBA: Kitapseverin kıymetlisi değil mi kitaplar? Hor kullanıldığını görmek hele de bir kenara atılıverdiğini görmeye ben de dayanamıyorum. İstiyorum ki benim kadar kıymet veren birinin elinde olsunlar. Gözüm arkada kalmasın :)

    PSİKOPATİ: Hobi olarak kitap okurum diyenleri ben de hiç anlamamışımdır. Sanırım okumayı hayatın bir parçası yapanlar için gariptir bu. Uyumak için okumak ise bir kitaba ve yazara yapılan en büyük hakaret kaldı ki ben kitap okurken uykum gelmesi bir yana uykusu varsa bile uykuyu unutanlardanım :)

    YanıtlaSil
  30. çok severek okudum bu yazıyı ve kendimden çok şey buldum içinde :)
    ben içi cız ederek kitap ödünç verenlerdenim, ödünç verdiğim çok kitabın geri dönmediğini bilirim. yaşamış ve yaşanmış olan kitapları daha çok seviyorum, karakter sahibi yapıyor onu gerçekten de üzerindeki türlü yazı, çizi ve izler...

    kitap ödünç alacak olursam da genelde biraz okuduktan sonra dayanamaz gider kendime de bir kopya alırım o kitaptan. çok obur bir kütüphanem var anlayacağınız :)

    YanıtlaSil
  31. Ben de ödünç aldığım kitabı çok seversem ve not alma, çizme ihtiyaı duyarsam mutlaka kendime bir kopyasını alırım. Aslında ödünç aldığım kitapları okumaktan hiç hoşlanmıyorum. Eğreti geliyor. Benimseyemiyorum bir türlü :)

    YanıtlaSil
  32. __ Paul Auster "yükseklik korkusu" çok keyifliydi :)__

    YanıtlaSil
  33. Onu seviyorum. Her okuduğumda iyi ki yazıyor diyorum :)

    YanıtlaSil
  34. güzel yazı olmuş... eskilere götürdü beni... mahalleden bir sürü çocuk banka banka gezer dergi isterdik onların üzerinde yata kalka ve manavdan aldığımız bir şeylerin koyulduğu kesekağıdındaki (rahmetli Oğuz abimizin gırgır'ındaki) avanak avni'yi görüp zorla önüme gelene okuta okuta okumayı yazmayı öğrenmiştim ve kendim alıp kendim okuduğum ilk kitap da dünyayı gezmek için evden kaçan bir çocuğun gezici bir sirke katılmasını anlatan "kalp para"ydı :)...

    kendimi bildim bileli okudum... kapıda birileri giderken koş ayakkabıyı getir derler ben gider ayakkabılığın rafındaki eski gazeteleri okurken orada takılır kalırdım :)

    okulda edebiyat dersinde bile sıranın altında gizli gizli başka şeyler okurdum...

    askerde kitap yasaktır... ben tuvaletlere kapanıp gizli gizli okurdum...

    evde gürültüden patırtıdan okuyamazsın mutfağa kaçar orada okurum...

    işyerinde sigara molasında cep telefonuma yüklediklerimi okurum, okurum da okurum...

    bir ara kitaplıktı, raflardı vs. heves ettim ama baktım ki taşınırken bir araba da onlara tutmak lazım koli koli kitap...

    kim görecek ne diyecek bunları sen mi okudun denilince evet dediğinde ne oluyor ki allaşkına boşver dedim... zaten kızım olmadan önce belki yüzlerce kitabı adetim olduğu üzere nerede bitirmişsem orada bırakırdım, otobüs, pastane, park, gemi, tren, kahve hiç farketmez... hop kardeş kitabın kaldı derler genelde ben de yok yok ben geldiğimde de oradaydı der bırakır giderdim, kimbilir ne oldu o kitaplara?

    en güzeli de budur bence...

    sonra baktım böyle olmuyor aldım kitapları götürdüm sahafa verdim bendekileri onun yerine başka kitap aldım (diyelim 300 liraya mı alıyor benim 70 kitabı ben aynı 300ü hiç ellemeden oradan 50 kitap alıp dönüyorum) böyle böyle bayağı bir hatırı sayılır kitap değişimi yaptım... taa ki kitaplar sıfırlanıncaya kadar...

    artık çocuklarım kendi kitaplarını biriktiriyor, okuyor, yırtıyor, atıyor, yazıyor, değiştiriyor hiç karışmıyorum, çünkü evde kendi adıma sakladığım bir tane bile kitabım yok. kim ne yaparsa yapsın... okudum mu, okudum, ne kaldıysa bana odur kârım ne diye hayatım boyunca saklayayım onu hemen vedalaşırım... o kitabı başka birilerinin okuyacak olması bende durmasından daha faydalı olur diye düşünürüm hep... şimdi artık ona da gerek yok e-kitap formatı en güzeli, indir indir oku, oku oku sil... param olduğu eski günlerdeki gibi yine 3-4 kitabı bir arada okuyabiliyorum bu sayede yoksa neredeeeee... kitap olmuş 10-25 TL... her 2-3 günde bir kitap okusan ne tutar senede?

    bugüne kadar bir ev parası vermişimdir artık akıllandım kitaba para vermiyorum :) internetten indirip öyle okumak zorundayım bu ülkede ekmek kitaptan daha önemli, ekmek alacak para bulamadığım zamanlar da oldu ve o zamanki pişmanlığı bir daha yaşamamak için mecburen kimden nereden ne bulursam onu alır okurum bitince de önce yakınımdakilere veririm alırsalar ne alâ yoksa hemen hoooop... ben gelmeden de vardı başkası bırakmış abi :)

    kitaplar değil içinde yazanlar önemlidir, benim için hep böyle olmuştur, yazarını ve ismini unutacak kadar...

    YanıtlaSil
  35. Ben e-kitap okumayıbaşamayangillerdenim :)
    İlla elime değecek kağıt olacak sayfa çevireceğim...

    YanıtlaSil
  36. ah ahhhh... ben de o sayfalar elim değsin isterim :) ama ellemek parayla bakmak bedava :)

    (tabii bu arada bedava okunan kitaplarla elde edilen tasarrufu da özellikle istediğimiz kitaplara yatırıyoruz yine o ayrı :) )

    YanıtlaSil
  37. Doğru söylüyorsun. Kitap fiyatları gerçekten çok pahalı. Ve ben buna deli oluyorum. Sonra herkes şikayet ediyor "neden kimse okumuyor?" diye.
    Aslını istersen ben şöyle düşünüyorum; kitapları daha ucuz kağıtlara bassalar, kapakları da bu kadar gösterişli olmasa ya da hem şimdiki gibi hem de daha ucuz hazırlanmış kitaplar olsa herkes kendi bütçesine uygun olanı alsa o zaman belki sorun bir şekilde çözümlenir. Bazı yayınevleri bunu yapmışlar. Elbette her kitap için değil. Beni rahatsız etmiyor kitabın dışı ya da sayfaları. Yeterki çeviri düzgün olsun ve okunabilsin.

    YanıtlaSil
  38. Bende üzerine titrediğim kitaplara eskisi gibi değil daha farklı bakıyorum ikinci kez okumayacağım kitapları bir daha bana geri vermemek kaydıyla kitapla ilgili insanlara veriyorum, kenarlarına notlar alıyorum. Çok hoşuma giden aklımı kurcalayan paragrafları eskiden bir daha aradığımda bulamazdım böyle işaretleyip notlar alınca çok daha pratik hem. :))

    YanıtlaSil
  39. İnsan değiştikçe hayattaki herşeye bakışı da değişiyor galiba. Ben asıl bundan 5 yıl sonra kitaplara nasıl davranırım onu merak ediyorum :)

    YanıtlaSil