28 Aralık 2008

ELLER...

-Kim o?
-Abıla Allah rızası için bir sadaka ver?
Kapıda uzun mu uzun boylu, yapılı otuz yaşlarında bir kadın duruyor. Kadına bakıyorum o da bana. Öfkeme hakim olmaya çalışarak kadına soruyorum.
-Sana iş bulsam çalışır mısın?

Omuz silkiyor.
-Bak bir arkadaşım temizlik yapacak birini arıyor. İyi de para verecek.
Eee ne diyorsun. Bak olur dersen hemen ararım. Sen de gidersin. Evet?
Hala bakıyor yüzüme.
-Abıla boşver sen işi de bana bir emek parası ver.
Öfkeden delirecek gibi oluyorum. Artık çenemi tutamıyorum.

-Sen de hiç utanma yok mu? Gururun onurun yok mu? Hadi işsizlikten dileniyorsun diyelim ,sana iş buldum diyorum oradan para kazanabilirsin diyorum sen hala benden ekmek parası istiyorsun. Ben sana artık tek söz bile etmem.

-Abıla para vermeyeceksen bari şeker, bulgur falan ver.
Kapıyı yüzüne kapatıyorum.
Anneannem bana kızıyor. Kapıya gelen insan geri çevrilmezmiş. Sinirlerim iyice geriliyor.
-Bak anneanneciğim. Sabahtan beri kapıya 3 dilenci geldi. Ve bu 3 kadın sapasağlam kadınlardı. Gençlerdi. Az önce duydun. Sana iş bulayım dedim utanmadan benden sadaka istemeye devam etti. Eh tabi ister kolay para, emek yok çalışmak yok.

-Tamam tamam diyor anneannem. Haklısın. Onlara para vererek kolaycılığa alıştırıyoruz.

-Tabi ya. Sen ben ve diğerleri para verdikçe bu adamlar neden çalışsınlar? Çalışmazlar tabi. Hatırlamıyor musun haberlerde çıkan dilencileri. Adamların ceplerinden dünyanın parası çıkıyor. O kadar parayı çalışarak kazanabilir misin kazanamazsın. Bugün el kadar çocuklar canları çıkana kadar çalışıyorlar. Aldıkları para ne kadar? Bu dilencinin bir günde topladığının kaçta kaçı? O çocuğun günahı ne peki? O çocuk da mı dilenci olsun? O da mı onurunu ayaklar altına alsın da kapı kapı dolaşıp ondan bundan para istesin? Bu adil değil. Hiç adil değil. Ve biz bu adamlara para verdikçe onlar Allah'ın adını kullanıp bizi sömürdükçe toplumun çürüyüşünü hızlandıracağız. Yarın bir gün dilenciliğin çalışmaktan daha karlı olduğunu düşünen bir tembeller ordusu ile karşı karşıya kalabiliriz.

-Tamam tamam haklısın. Haydi beni güneşe çıkar. Biraz bahçede oturalım. Sen de sakinleş bari.

Bahçe duvarına dayıyoruz sandalyeleri. Güneşin altında bir süre susuyoruz. Anneannem'in kafasını karıştırmış olduğumu okuyorum yüzünden. Gülüyorum. Bir yanı beni haklı buluyor bir yanı ise kapıya gelen insanının geri çevirilip çevirilmeyeceğini düşünüyor.
-Anneanneciğim eğer o adam açsa, kapına gelen adam yani, onun karnı doyurulur. Onu öylece sokakta bırakamazsın. Susuzsa su verirsin. Açsa yemek... Ama ben aç ve susuz olan insanlardan söz etmiyorum. Ben tembelliği ve insanların duygularını sömürmeyi adet haline getirmiş olanlardan söz ediyorum. Merak etme torunun zalim değil.

Gülüyoruz. O sırada sokağın başından çok ama çok yaşlı bir adam görünüyor. O kadar yaşlı ki ikiye bükülmüş neredeyse. Yüzü kırışık içinde, kolları bacakları incecik. O incecik kollarında mavi bir sepet. Sepetin üzerinde bembeyaz kar gibi bir bez. Adam yaklaşıyor. Duruyor yanımızda. İncecik sesiyle birşeyler söylüyor. Duyamıyoruz. Anneannem:

-Ne dedin gardaş duyamadım, diyor.

Adam yeniden mırıldanıyor. Anneannem elini uzatıp sepetin üzerindeki bezi kaldırıyor. Simitler ortaya çıkıyor. O an anlıyorum adamın simit sattığını. "Bu kadar da olmaz" diye geçiyor aklımdan. "Az önce gelene bak bir de şu zavallı adamcağıza. Sanki bu ikisi bir hikayenin olmazsa olmaz parçaları gibi ard arda geldiler. İnanılır gibi değil."
Kalkıyorum sandalyemi ona veriyorum. Anneannem küçük cüzdanından para çıkarıyor. Alabildiği kadar simit alıyor. Adamın şaşkın bakışlarına cevap veriyor hemen anneannem:

-Çok kalabalığız biz. Torun torba bir sürü adam. Hepsine alayım da eksik kalmasın kimse.
Adamın yüzünde ışıklar büyüyor büyüyor büyüyor. İncecik sesiyle benden su istiyor. Ona hem su hem de bir bardak çay getiriyorum. Defalarca teşekkür ediyor. Ellerine bakıyorum sarılıp öpülesi ellerine. Kışın bu soğuk gününde titreyerek alın teriyle ekmeğini kazanmaya çalışan bu adama sonsuz bir saygı duyuyorum. Çayını içip usul usul geldiği yoldan geri dönüyor. Anneannem kucağında simitlerle ardından bakıyor.
-Şimdi anladın mı anneanne söylemek istediklerimi diyorum. Bu kadar yaşlı bir adam alın teri ile para kazanırken ben diğerlerine para vermem.
Anneannem başını sallıyor. Hala adamın ardından bakıyor. "haklısın kızım"diyor "haklısın"

RESİM: Albrecht Durer

20 yorum:

  1. ay Kedicim ay;
    Dilenene para verip gevrekçiyle pazarlık edenler de var.Bir gün onları da yazmalıyız.Bir yüzüğe milyar lira ödeyip 3-5 kuruş para kazanmak için soğukta meyva satanla pazarlık edenler var.Ben de bir gün Kırşehir'de yeni doğan bebeğime kadın arıyordum çalışmam lazım çünkü. Kapıma kucağında çocuğuyla gelip dilenen kadına senin teklifini yaptım "gel benimle çalış hem bebekleri birlikte büyütürüz "diye.
    "babam izin vermez evlerde çalışmak ar meselesi bizim için "dedi.Dilenmek ar değil çalışmak ar nasıl felsefeyse.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba;
    Bugün sanırım normalden daha duygusal bir gün geçiriyorum gerçi normalde de öyleyimdir ama:)Yazını okuyunca içim burkuldu gözlerimden aktı birkaç damla.Sana sonuna kadar katılıyorum. O amca çalışsın gençler yatsın olacak iş mi?Ben de böyle öğrendim kapıya gelen çevrilmez.Ama artık insanları biraz ayırt etmek gerekiyor.Senin karşına çıkan gibi çook insan geliyor kapılarımıza.Üzülüyorum elbet ama kızıyorum da.Bu arada Albrecht Durer in bu fotoğrafının hikayesi de çok etkiler beni görünce aklıma geldi.Sevgiler kocaman.

    YanıtlaSil
  3. bazen dilencilerin pişkinliklerine anlam veremiyorum. ters bir şey söylediğinizde sizden daha çok söz söylüyorlar. onlar haklı biz haksız duruma düşüyoruz. onaltı yıldır aralıksız çalışan bir insan olarak havadan para bekleyenleri hoş görmem pek mümkün değil açıkçası. ekmeğini çalışarak kazananların yolu daima açık olsun diyorum.

    YanıtlaSil
  4. 'esit olmayan insanlara esitmis gibi davranmak en buyuk haksizliktir" diye bir yazi asiliydi bir hocamin duvarinda...yillar once gordugum bu yazi hic aklimdan cikmadi...o dilenci ile o simitci esit insanlar degillerdi... Ve ayni sekilde davranmak haksizlik olacakti.
    Biri ekmegini kazanmaya calisirken digeri parazitligi seciyordu hem de secmeme imkani varken.
    Yine can alici bir konu secmissin...kalemine de yuregine de saglik.

    YanıtlaSil
  5. Çok iyi yapmışsın ve çok da haklısın...

    YanıtlaSil
  6. benzer olaylar benim de başıma geliyor. özellikle selpak mendil satan çocuklara kıyamıyorum. arkadaş ortamında otururken bir tanesi yanaşsa birkaç kişi parayı verip göndermeye çalışıyor, deli oluyorum parayı iki kat veriyorum belki ama sonunda çantamın içi açılmamış selpak paketleriyle doluyor. biliyorum verdiğim para her halükarda çalışmayıp evde bekleyen babaya, anneye vs gidiyor ama hiç değilse o çocuğun pratikte bir dilenci olmasına rağmen teoride " bir mendil satıcısı" olduğunu düşünmek istiyorum. bir ara parmakları çalıştırıp bununla ilgili bir yazı yazmalıyım ben de..

    YanıtlaSil
  7. Seni çok tanidik buluyorum artık. Sanirim hayatimda da yaşatıyorum burda okumak dışında...

    ellerine sağlık..

    YanıtlaSil
  8. SUFİ: İşte o insanları ben bir türlü anlayamıyorum. Emeği ile alınteri ile para kazananlarla pazarlık et ama dilenciye hiç düşünmeden para ver. Eh dilenciden bir nevi sigorta satın aldıklarını düşünüyorlar. Hani bir kaza olunca derler ya "verilmiş sadakamız varmış" diye. Ben çok duydum dilenciye para verip bununla kazalardan belalardan korunacaklarını söyleyen insanları. İhtiyacı olana elbette yardım etmeli. Onlar açken tok olmak ve kılını kıpırdatmamak insanlık adına büyük bir ayıp ama dilencilerin böyle insanlar olduğunu düşünmüyorum. Yoksul olup da kimseden tek kuruş almayan canını dişine takmış çalışan pek çok insan var.
    Dilencinin "ar" anlayışına ise çok şaşırdım. Çalışmak ar meselesi ha? O zaman her birimiz Arsısız :)

    TUĞBA: Duygusal olamk bence çok güzel. O bizim insanlığımızın işareti. Dökülen yaş dünyada hala birilerinin hali ile kendini özdeşleştirenlerin olduğunun en güzel örneği. Seviyorum o yüzden senin gibi insanları. Benden de sana kocaman sevgiler Tuğba'cığım.
    Durer'in hikayesini severim. O ellerini çizişinin hikayesini. Beni de çok etkiler o resimler her baktığımda.

    OWL: Bir gün sokakta yürürken bir dilencinin önünden geçiyordum. Kadın bana "Allah kazadan beladan korusun seni kızım bir sadaka ver" dedi. Ben öylece geçince arkamdan "Allah belanı versin" dedi. Güler misin ağlar mısın şimdi buna :)
    Dediğin gibi: "ekmeğini çalışarak kazananların yolu daima açık olsun" ve ekmekleri bol olsun evlerinde.

    BİRAZ: Sorunumuz toplumda olup biteni tartarak davranmak değil hep öğrenilmişler üzerine yaşamak. "Kapıya gelen geri çevrilmez." diyordu anneannem de. Oysa yaşadığımız iki olay kimin çevirilip kimin çevrilmeyeceğinin en güzel kanıtıydı. Emeği ile çalışana sonsuz saygı toplum parazitlerine ise hiçbirşey... Çünkü bu toplumda hangi davranışı, kendi davranışımızla onaylarsak o davranış daha da güçlenecek.

    KABAKMELTEMİ: Çok kızdırdı beni o kadınlar çok. Her haftasonu öyle çok kapı çalıyor ve öyle çok dilenci geliyor ki anlatsam az kalır. İşin garibi işyerine bile geliyorlar. İnsan onlara bakınca "kimse çalışmıyor mu bu ülkede?" diye sormadan edemiyor.

    ALASSE_İSİS: Aslında o çocuklar da apayrı bir durum. İnsan onlar için ne düşüneceğini ne yapacağını bilemiyor. Verdiğin para ile ne alıyor bilemiyorsun. Sigara mı içiyor zararlı bir madde mi alıyor bilmek mümkün değil. Ben onlara yiyecek ya da içecek alıyorum. Çareyi bu şekilde davranmakta buldum.

    BRAJESHWARİ: Ben de öyle, seninle ruhlarımız arkadaş...

    FERKUL: Aynı şekilde düşünen ne çok insanız ne güzel. Çalışmayı öven parazitliği dışlayan... Dilerim bir gün bu toplumda kendi hayatlarına adapte eder bu düşünceyi. Çalışmak el üstünde olur dilenmekse en ayıp...

    YanıtlaSil
  9. Gazeteci bir arkadaşım parkta deste deste paralarını ve bi kucak bozuk parayı şıkırdatan bir dilenciyi görünce " bu haber kaçmaz" deyip fotoğraflamaya başlamış. Dilenci bu durumu fark edince önce ayakkabıları arkadaşımın kafasına fırlatıp sonra parkın içinde kovalamaya başlamış. Ama adam normalde sakat =D yazını okuyunca aklıma bu olay geldi.

    YanıtlaSil
  10. Sanıyorum pek çoğu sakat numarası yapıyor. Bu konuda gerçekten uzman olmuşlar artık. İnsanların duygularını ne kadar çok sömürürlerse o kadar çok kazanacaklarını biliyorlar. İşin en acı yanı çocukları dilendirmek için gerçekten sakatlamaları. İnsan dehşete düşüyor.

    YanıtlaSil
  11. Bir de milleti sadakaya alıştıranlar var oy uğruna...

    "Otur evinde, çalışma! Ben sana kömürünü de kumanyanı da gönderirim!

    Dilenciler hiç olmazsa dolanıyor kapı kapı değil mi ama! Ya bunlar?

    YanıtlaSil
  12. Eh doğru ya biz bireysel çabalarla uğraşaduralım insanlar emeksiz kazanç sağlamasınlar diye ama olay baştan kopsun böyle.
    Ne desem bilmem ki...

    YanıtlaSil
  13. Giderek artan yardımlar münasebetiyle, geçen gün biz de arkadaşlarımla aynı şeyi konuşuyorduk. Önceden insanlar, "yeter ki iş verin çalışayım" derlerdi. Şimdi kimse çalışmak niyetinde değil. Herkes her şeyin kolayının peşinde. Ülkemizin düşürüldüğü bu hal neden rahatsız etmiyor insanları, anlamak mümkün değil...

    YanıtlaSil
  14. Balık tutmaktansa balık vermeyi tercih edersek düşeceğimiz hal budur. Ne yazık...

    YanıtlaSil
  15. İyi akşamlar ne güzel bir konuya parmak basmışsınız teşşekkür ederim çok haklısınız ama büyüklerimiz nedense kapıya gelen kişiyi çevirmenin bir suçu günahı varmış gibi davranıyorlar okadar sağlam ve dinç insanlar neden çalışıp kazanmasın ekmeğini okadar kolaymı hayat bende sizin tüm düşüncelerinize katılıyorum ellerinize yüreğinize sağlık baaşrılar

    YanıtlaSil
  16. Sevgili Şirinem, hayatta çoğu zaman hep eskiden beri süregelmiş sözler üzerine hareket ediyoruz. Bir zamanlar o söz doğruluk payı taşıyordu belki. Belki o zamanlar gerçekten ihtiyacı olan insanlar dışında hiç kimse kimsenin kapısına gidip birşey istemiyordu. O nedenle bu söz o zamanlar için doğru olabilir. Fakat şimdi şu zamanda insanlar çalışmak yerine avuç açmayı tercih ediyorlarsa o söz artık geçerli değildir.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  17. Bu konuda benim bir yöntemim var. kapıya gelen dilenciye "aç mısın? açsan sana yemek yedireyim" diyorum. "yok tokum sen bana para ver" diyeni direk yol havası ile uğurluyorum :)
    İşin garibi daha soframa oturup yemek yiyen olmadı...

    YanıtlaSil
  18. Aslında en iyi yöntem bu. Böylece kapıya gelmiş aç birini çevirmiş olma olasılığını da ortadan kaldırmış oluruz.
    Hiç aç bir dilenci ile karşılaşmamış olman da düşündürücü. Demek ki dertleri açlık değil.

    YanıtlaSil
  19. Evet maalesef öyle. Sadece 1 kere Ankara'da öyle birine rastlamıştım. Beraber lokantaya gittik, adamcağız gerçekten de açmış. Gözümle gördüm de inandım...

    YanıtlaSil