14 Aralık 2008

AĞAÇ KOVUĞUNDA...

Saklambaç bu. Biri ebe olmuş, ben saklanmışım, oyun bitmiş ama benim saklandığım yerden çıkmaya niyetim yok. Rahat gelmiş o ağacın kovuğu. Öyle rahat gelmiş ki "tüm ömrü buracıkta çürütebilirim." demişim. Gündüz olmuş hep göğe bakmışım gece olmuş yine öyle... Öylece kalakalmışken aklımdan geçirmişim: "Saklanıp kalayım burda, kendime öyküler anlatayım, biraz nefes alayım. Kaçmaktan kovalamaktan ve yine kovalamaktan kaçmaktan ayrı durayım..."

Böyle görünüyorum ruhumu çıkarıp göğe astığımda. Tepeden bakınca kendime böyle... O ağaç kovuğunda oturmuş, kalakalmış, hali olmayan halime bakıyor da bakıyorum. Gizlendiğim yerle, gizlendiğim yerin dışında gürül gürül akan hayat arasında duran boşluğa çıkıyorum sonra. "Ya kal ya git karışıver içine" diyorum. Öyle ya; ya yaşar insan ya da yaşamaz, ötesi var mı ki? Yok...

Önce "Korkuyorum "dedim. "Tüm gördüklerimi yeniden görmekten ve dahasını görmekten ödüm kopuyor." Ve "İnandığım herşeye ters düşen bir dünyanın içinde nasıl yaşayayım?" dedim. Bunca kötülük varken ya o kötülüğün bir parçası oluverirsem günün birinde ya o kötülüğün bir parçası olduğumun farkında olmazsam... Dahası, dahil olduğumda ona, yerimi buldum sanırsam... "Yok yok" dedim "saklan. Olmazsın böylece hiç birşeyin parçası..." Kendime yalan söylemişim, sonradan anladım.

İnsan bir yerde çok uzun kalırsa, hele de dışında bırakırsa kendini dünyanın, anlıyor aslında saklanmış olmadığını. O saklandığı yerin gizlenmek için değil soluklanmak için olduğunu anlıyor. Güç toplamak, karşı durabilmek için, kızdığı ya da öfkelendiği ne varsa onlarla yeniden savaşabilmek için durup beklediğini, beklemenin korkaklıkla uzaktan ya da yakından ilgisi olmadığını anlıyor.

Ve yine anlıyor ki; insansa uzak kalamaz iyi kötü ne varsa dünyadan. Böyle ağaç kovuklarında ömür çürütemez. Özler ucundan kıyısından hayatı. Sonra şaşar kalır kendine. Nasıl da derin derin soluklar aldığına, tek başına da olsa karşı durmak için elinden geleni ardına koymayacağını söyleyen haline şaşar kalır. Çıkar o kovuktan ve bakar ormana. Diğer kovuklardan çıkan adam ve kadınlara... Güçlü bacaklar ve güçlü soluklar, parlayan gözler ve kendi çokluklarına şaşıran insanlara bakar kalır.O insanların içlerindeki ses kocaman bir koro olur sonra, şöyle der hep bir ağızdan; saklanmak her zaman korkudan değildir. Saklanmak bazen soluklanmak içindir. Dinlenmek, kendini dinlemek, yeniden kendisi olmak içindir.

Saklandım ve soluklandım ben de. Saklandım ve korkudan sandım. Ve anladım ki ben korkak değil sadece yorgundum...

Fotoğraf: Engin Güneysu


4 yorum:

  1. Saklambaç


    nerde yitirsem
    hep sende buluyorum
    baslangiçlarimi

    sense
    hiç bitmez gibi
    bende oynuyorsun
    tüm saklambaçlarini

    Tekin Gönenç


    Aklıma bu şiir geldi :D...Çok samimi bir yazı olmuş canım kendi kendimize oynadığımız saklambaçlara güzel bir örnek :D

    YanıtlaSil
  2. Yazının birinci kısmı için:

    Delikanlı bir İngiliz abimiz (john Berger) şöyle diyor, "Bir şeylere katılmayarak temiz kalabilirsin. Ama aynı zamanda bilgisiz de kalırsın.

    Yazının finali için:

    Demek istediğini anlıyorum, öte yandan, korku biraz yorar insanı...

    Zihin açıklığın daim olsun...

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Bana yazdın adeta bu yazıyı.. Oyle okudum..

    YanıtlaSil
  4. PORTAKALMAVİSİ: Çok güzeldi, çok teşekkür ederim.

    BOŞ ARSA: Yorulunca ağaç kovukları var ama, değil mi? :) Soluklanıp devam edebilmek için...

    BRSJESHWARİ: Aynı ormanın ağacıyız, ondandır :)

    YanıtlaSil