19 Aralık 2008

CUMA MEKTUPLARI

Bugün aklımda sana masalsı sözcükler yazmak vardı. Hani gözlerin o kelimeler üzerinde dolaşırken seni bu dünyanın gerçeğinden bir anlığına koparacak ve güzel bir dünyanın varlığına, yalan da olsa, inandıracak sözcükler... Evet aklımdalardı. Ama olup bitenden sonra sözcüklere dökülemediler. Rüzgara kapılan yapraklar gibi bir başka zamana uçup gittiler.

Bilirsin, hayatın planları hiçbir zaman bizimkilere uymaz. Ve çoğu zaman da bizi omuzlarımızdan tutup silkeleyecek ve gerçeği o kalın parmağıyla gösterecek kadar da acımazsızdır. Bugün olup bitenin özeti bu. Ama eğer ayrıntıyı merak ediyorsan, ki ben olsaydım ederdim, dinle o vakit.

Güzel bir sabahtı. Herşey ve herkes olması gerektiği yerdeydi. Yadırganacak en ufak birşey yoktu. Ve bu yüzden tüm alışıldık şeyler içinde olduğu gibi rahattım. Ta ki o adam eline yazdığım metni alıncaya kadar. Bana türkçe dersi vermekle başladı işe. Ki T harfinden bile haberi olmayan biriydi bu. Ama önemli olan bu değildi. Türkçeyi biliyor olması ya da olmaması diğer tavırlar yanında hiç ama hiç sözü edilecek birşey olarak düşünülemezdi. Alanı olmayan birşeyde sırf benim üstüm diye bana akıl veriyor olması ve üstüne üstlük sırf eleştirmek, öfkesini çıkarmak amacıyla kaba bir şekilde konuşuyor olmasıydı asıl sorun. Eleştirilerin hiç birinin içini dolduramıyordu. Çünkü, yapılan işte en ufak bir hata yoktu. Eğer eleştirileri haklı olsaydı özür dilemeyi ve hatamı telafi etmeyi bilir, şu an burada bunun sözünü ediyor olmazdım. Ve Bay Kendinibilmez de bu mektupta aslında hiç de hak etmediği yeri kaplıyor olmazdı. Gereken cevapları verdim öfkeme hakim olmaya çalışarak. Ki adil olmayan hiç birşey karşısında hakim olamadığım öfke sesime, sözcüklerime, yüz kaslarıma yansıdı ne yaparsam yapayım. İşin yolunu konuşmayı kısa kesmekte buldum çünkü öğrendim ki bazı insanlara ne kadar açıklama yaparsan yap kafalarının duvarından tek taşı oynatamazsın. Ve ben hiçbir zaman bu kadar ağır taşlardan örülmüş duvarlarla mücadele etmem.

Daha sonra öğrendim ki bizim Bay Kendinibilmez aslında başka birine öfkelenmiş. Öfkesine kurban ararken ben çıkmışım karşısına ve uğramışım gazabına. Çok fazla sorumluluk varmış üzerinde de, hepsini taşıyamıyormuş da, o nedenle bu kadar sinirliymiş de, bazen yanlış kişilerden çıkarıyormuş öfkesini de benden çok özür diliyormuş. Önemli değil dedim. Ama önemliydi. Çünkü, bunu daha sonra bana ya da bir başkasına yine yapacak, sonra yine pişman olacak ve özür üzerine özür dileyecekti. Ve kalpler kırıldıktan sonra yapılandan ders alınmadıktan sonra da özürlerin hiç bir anlamı olmayacağını asla öğrenemeyecekti.

Evet sana masalsı sözcükler yazacaktım. Hepsi aklımdaydı. Ama hayat masallardan yana değildi bu sabah. O gerçekleri gözümüze sokmaktan yanaydı...

Resim: http://www.hp-lexicon.org

21 yorum:

  1. Mücadele etmemen konusunda tebrik ederim. Ben çok ettim, dediğin gibi tek taşı oynatamadım. Baktım ki kendi kafamı oynatıyorum ve çok üzülüyorum, acı çekiyorum, kızıyorum işte o zaman bu yoldan dönmek gerektiğini anladım. Sonra bana bunları hissettiren herkesi çıkardım hayatımdan, bir de baktım ne göreyim? Ya da görmeyeyim mi desem? İnsan yok! Bir Nefis kalmış...

    YanıtlaSil
  2. Mücadele etmiyorum yerinden oynatamadığım taşlarla çünkü yoruldum. Ve anladım ki; umutsuz bir çaba bu yaptığım. Onlardan çok var evet. Ama onlar gibi olmayanlardan da çok var. Ve benim hayatımda sadece ve sadece beni böyle yormayana yer var.
    Artık öfkelenmek istemiyorum...

    YanıtlaSil
  3. Çok yorucu gerçekten de...

    Öyle olmayanlar da var elbette. Çok mu bilmem, çok olduğuna pek inancım yok ama çoğun peşinde de değilim... Kapım hep açık öyle olmayanlara... Az olsun, öz olsun. Kimse kafamı bozmasın, üzerimde masturbasyon yapmasın.

    Cuma mektuplarını seviyorum aydan atlayan kedi.

    YanıtlaSil
  4. İnan bana çoklar. Ama onlar da bizler gibi yorulmaktan bıkıp usanmışlar, çekilmişler köşelerine.
    Kimse kafamı bozmasın benim diyorsun ya ben de tüm gün "BENİM DENGEMİ BOZMAYINIZ" diye diye dolaştım.

    Ben de senin kaleminden çıkan her çizgiyi seviyorum Kabakmeltemi :)

    YanıtlaSil
  5. Sevgili Kedi'cim;
    Keşke sen yine de bizleri dünyanın gerçeklerinden koparıp masalsı sözcüklerin içinde rüzgara kapılan yapraklar gibi havalandırsaydın.Bay kendinibilmezin bugünkü görevi seni parlatmakmış aslında.
    "Bize itibar eden değil bizi taan eden yani eleştiren yükseltir" der dedemiz.o da pozitifini sana aktarması gerekmiş terazin ağırlaşmış fena mı?Sonra, dostun acı sözü dokunur insana...Sabırla beklenen bu cuma mektubunu saymıyoruz.Bekliyoruz sevgiler.

    YanıtlaSil
  6. Sufi'ciğim insan hep hayatını masala dönüştürmek istiyor ya dünya onu ayaklarından çekip o sert zemine indiriveriyor. Ben böyle bir günün içindeydim bugün. Aklımın masallarını silip atacak kadar öfkeliydim. Doğru muydu? Hayır değildi. Ama henüz öfkeyi yenebilecek kadar güçlenmedim. Eleştirilmeye itirazım yok. Tam aksine "eleştirileyim ki kendimi yenileyenlerdenim" diyenlerdenim. Ama inceliklerden yoksun olan buna ilaveten adil olmayan hırpalıyor beni.
    Bir dahaki sefer masallar olacak söz veriyorum. Ve ben öfkeden biraz daha arınmış olacağım. Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  7. Kendinibilmezler kendini bilmez özürlerine sığına dursun, bizi masallardan ayrı koymasin yeter ki.. Masallar hep var aslında.. Sadece oturup içine girmeli, kendinibilmezleri bilinmezlere bırakmalı.. Olur masal kalplilere bu olur.. O yüzden garipsemedim bugunünü...

    YanıtlaSil
  8. Bu tip abiler ya da ablalar sadece bizim ustumuz oldugu icin akilsizlik dolu akillar verirlerken ben de rahatsiz oluyorum ama diger yandan da o zavalliliklarini gordukce ne kadar da yetersizlik duygulari icinde kivrandiklarini farkediyorum. Boyle dusununce bir sey degismiyor ama en azindan kafama takmamam gereken insanlar olduklarini anliyorum. Kendini ve yerini bilen insan alcak gonulludur diye dusunuyorum. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  9. İstikrarla cuma mektubu yazıyor olmayı sana çok yakıştırıyorum.

    YanıtlaSil
  10. sevgili aydan atlayan -iyi ki atlayan kedi- ve kabak meltemi...
    Nazım'ın da dediği üzre
    "Realiteler umrumda değil diyemiyoruz"
    ve masalsılarımız, masallarımız gerçekle örseleniyor...
    e bunları da "Demek ki yaşıyorum" demek için kullanmalı belki...
    onlar da kalem ucunda adama benziyor sayenizde:)

    YanıtlaSil
  11. BRAJESHWARİ: Masallar hep var. Ama bazen biri gelip perdeyi çekiveriyor üstlerine ve görünmez oluyorlar. Perdeyi kaldırdım. Masallar geri döndü şimdi :)

    BİRAZ: Bütün gün olaydan ziyade buna neden bu kadar çok kızdığımı düşündüm ve kendi kızgınlığımdan rahatsız oldum. Bu kadar çok kendinibilmez varken ve onlarla sürekli karşılaşıyorken nedendi bu kadar kızmak? Sonunda buldum: günün rahatlığına öyle sığınmıştım ki o rahatlığa uzanan ele öfkelenmiştim. Hani salıverirsin ya kendini, hiçbir olabilirliğe hazır değilsindir. Olan biten buydu.

    KRİSTENSENN: Ben ise hala bu yegane istikrarıma şaşıyorum :)Mektup olduğu için belki böyle... Bilemiyorum.

    CAN ANAR: Gerçek her zaman masalları örseliyor evet. Ama asıl olan tüm bu katı gerçeğe rağmen o masalları hala içimizde tutabilmek galiba Can, ne dersin?

    YanıtlaSil
  12. belki bu yüzden onlar masaldır
    o katı-sıvı gerçeğe rağmen oldukları için...

    YanıtlaSil
  13. Boşver arkadaşım, güzel kalbini bunlarla yorduğuna aslında hiç değmediğini hepimiz bir gün bir yerde anlıyıoruz. O zamana kadar bunlar canımızı sıkıyorsa içtei derinde bi ryerde belki de farkında olmadığı mız bir yaraya dokunduğu içindir. Bu işin bizle ilgili yanı ve bizi ancak daha ileri götürür. Bay çok bilmişin ise bu yolda pek yol katedemediği belli; ne yazık ona...

    YanıtlaSil
  14. CAN ANAR: Kesinlikle...

    BAŞAK: Şöyle bir bakıyorum da; en çok kızdığım insanlar aslında hiç de üzerinde bu kadar durulmayı hak etmeyenler. Belki onların anlayamadığım tavırlarıdır bu kadar üzerinde durmama sebep. Neden bu şekilde davrandıkları, davranışlarının sonucunu göremiyor oluşları ve o önü alınamaz bencil duruşları...

    YanıtlaSil
  15. Aydan Atlayan'ım;
    Masalsı sözcüklerin aklındadır hala ama aynı sözcükler değildir yaşadıklarından sonra.. Sen buna kızmışsındır.. ki ben olsam ben de kızardım.. Bencil duruşlar yıpratıyor ve umarım gündelik yaşamlarımız dışında bizi yıpratmalarına izin vermeyecek bir kalkan ediniriz kendimize.. Ama o kalkanı edinmek istememize rağmen edinmek zorunda bırakılmak da gayet can sıkıcı bir durum..

    Sevgiler.. Özledim senii..

    YanıtlaSil
  16. İstemememize* Bu me'lerde hep sorun yaşıyorum.. Ne de çok geliyorlar yanyana durduklarında:(

    YanıtlaSil
  17. Özür, özür dilenen açısından bir hiçtir ve fakat özür dileyenin en azından bu erdeme sahip olduğunu gösterir. Ee bu da bir şey(mi?)dir.

    YanıtlaSil
  18. KARÖSHİ'M:Ben kalkanla yaşamak istemiyorum kızkardeş. Asıl kızdığım bu benim. Kalkanla nefes alamıyorum. Tüm gözeneklerim tıkanıyor...
    Ben de özledim seni...

    KAKULE: Peki özür dileyen sürekli aynı hatayı yapıyor ve sürekli özür diliyorsa, bu birşey midir? Özür dilemek; "şu an hata yaptım ve özür dileyerek bunu bir daha tekrarlamayacağıma söz veriyorum." diyor benim sözlüğüm. En azından ben böyle yapıyorum. Fakat diğer özür dileyenler sözünün eri değiller galiba. Buna erdem diyebilir miyiz ne dersin Sevgili Kakule?

    YanıtlaSil
  19. Özür kendine bakışın neticesi, eğer sammimi ise, hatalarını görme cesareti. Bazen de herkese eşit paşlatırıldığına inandığım vicadnın sesi. Kimi de bir gönül alma çabası.

    Evet özür dileme bu yüzden bir erdem olmalı, bir alışkanlık, rutin bir süreç olmaktan çıkıp, karşındakine derisini çıkarıp boynunu büktüyse.

    Özür dileyen dilediğinin elini kolunu bağlar, insanlığını uyandırır, çoğunda karşındakin vicadanı uyandırır. Bir zorlama vardır bu pişmanlık ifadesinde, ve çoğumuz afetmenin de bir erdem olduğunu düşündüğümüzden kabullenıveririz fazla sorgulamadan

    YanıtlaSil
  20. Özür dilemenin ve affetmenin erdem olduğuna ben de inanırım. Ama samimiyet olduğu sürece. Dediğim gibi benim sözlüğümde özür "hatamın farkındayım ve bir daha yapmayacağım" anlamına geliyor. İşte bu samimiyeti taşıyan özür her zaman kabulümdür. Lakin, aynı hata defalarca bana ya da bir başkasına yapılıyorsa o özürün ancak lafta kaldığına inanırım. Çünkü, özür hatayı farkedeip o hatayı bir daha kimseye yapmamayı gerektirir.

    YanıtlaSil
  21. Haklısınız Fulya Hn. size tamamen katılıyorum. İçinde vicdanın sesi olmayan, pişmanlık duyulmadan yapılmış her özür aldıkları tepkiyi geçiştirmek için yapılmıştır gibime geliyor.

    YanıtlaSil