28 Mart 2010

şal

Annem bana şal örmüş. Şal gibi daha önce hayatıma girmemiş bir nesneyi önceleri biraz yadırgasam da sonra sonra garip bir biçimde sevmeye başladım. Tüm gün hava hiç de soğuk olmamasına rağmen o şala sarınıp Ayfer Tunç okudum. Pencereden çok sevdiğim gün ışığı ayaklarım üzerinde oynaşıp duruyorken şala sarındım da sarındım. Annem içeriye girdi; "sevdin mi?" dedi sevmiştim elbet sevmesem tüm gün üzerimde taşır mıydım onu? Gülümsedi. Tam giderken arkasından seslendim. "Hem sırtımı hem de içimi ısıtıyor o benim." Biri sana, seni düşünürek yapılmış birşey armağan ettiğinde insanın içi nasıl ısınmaz ki? Hele ki onu annen yapmışsa, hele ki o şal gibi sarınıvereceğin birşeyse, hele ki ona sarındığında annen usulca arkandan yaklaşıp kollarını sana dolamış gibi hissediyorsan nasıl ısınmaz için?

Sarılmak ve sarınmakla ilgili bu kadar şeyi düşünmüşken aklıma P. geldi. P. kimseye sarılmazdı. Ve birinin ona sarılmasından da hiç hoşlanmazdı. Eğer onunla yakınsanız ve birden içiniz kaynamış da sarılmışsanız ne yapacağını bilemez, beceriksizce kollarını omuzlarınız üzerinde birleştirmeye çalışır ama bir o kadar da huzursuz olur, aptalca bulurdu yaptığı şeyi. Benim gibi ailesinde herkesin birbirine sarıldığı biri ile elbette bu konuda uyuşamazdı P. Ben sürekli dokunarak konuşan biri iken o mümkün olduğunca el kol temasından kaçınırdı. Ben içi sürekli kaynayıp da insanlara sarılan biri iken P. içinin kaynamasını yine içinde bırakırdı. Ve zaman geçti P. sarılmanın önemini ucundan kıyısından anladı. Artık yaptığını aptalca bulmadan sevdiği insanlara sarılmayı becerebilir hale geldi. Dahası bundan hoşlanır oldu. Buna sevindim elbette. Çünkü ben sevgiyi sözlerden çok vücut dilimizin ifade edeceğine inanırım. Birine seni seviyorum demektense sımsıkı sarılmayı tercih ederim, birini sevimli bulduğumda ona bunu söylemektense saçlarını karıştırıp, yanaklarını sıkmayı tercih ederim vs...

Sonra aklıma küçük oğluna hiç sarılıp öpmeyen o kadın geldi. Buna onun nedenini sorduğumda böyle bir alışkanlığı olmadığını söylemişti. Bu nasıl bir alışkanlık olabilir ki, insan kendi çocuğuna sarılıp öpmez mi? Çok garip. O kadına çocuğun insanlardan bu kadar uzak oluşunun bir sebebinin de bu olabileceğini söylemiştim. Ve bizim ufaklığın örneğini vermiştim. Onun sürekli sarılıp, öpülerek büyüdüğünü, bu nedenle çok cana yakın olduğunu, tanımadığı insanlara yaklaşmakta pek güçlük çekmediğini falan filan. Bununla alakası olmadığını söylemişti. Bilmiyorum belki de yoktur ama bana öyle gelmiyor.

Şalıma sarınmış oturur ve Ayfer Tunç'un kitabının kapağına bakıp bütün bunları düşünürken telefon çaldı. Kızlar toplanmışlar, hemen gel dediler. Gittim. Biraz bizim yumurcakla oynadım, biraz kızlarla sohbet ettim. Pencereden içeriye gün ışığı doldu, çay bardaklarının içinden geçip ellerimize vurdu. Pazar günü olması gerektiği gibi oldu. Biraz kitap, biraz gün ışığı, hafif düşünceler, biraz sohbet, biraz bebek gıdısı ve gülümsemek... Evet tam olması gerektiği gibi. Plansız, programsız, kendiliğinden...

Resim: Henri Matisse

7 yorum:

  1. Güzel, keyfinin yerinde olmasına sevindim.
    Ayfer Tunç okumana da (hangisi?)Çok severim kendisini, bir imza gününde tanışmıştık, tanıdığım en okuruna yakın yazarlardandır.
    Hele annenin ördüğü şala sarınman daha da hoşuma gitti, hem şalın, hem annenin tadını çıkar, ben çok özlüyorum. (Annene sağlıklı uzun ömürler diliyorum ayrıca)
    Çay bardaklarının içinden geçen gün ışığıyla mutlu olabilen bir arkadaşım (günün birinde tanışabilmeyi umduğum) olması hepsinden çok hoşuma gitti.
    Sevgiler yolluyorum o arkadaşa:))

    YanıtlaSil
  2. Şalları ve onları biriktirmeyi çok severim, annem şal öremez ben ördürür ona hediye ederim. Yine de nedense -sanırım tam da senin dediğin gibi bişey- şal anne gibidir bana. Sarındığımda iyi hissederim. Çok keyifli bir pazar yazısıydı, teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  3. LEYLAK DALI: Güzel bir pazardı. Oysa pazarlara hala kıramadığım bir önyargım vardır benim. Ama insan plansız olunca günün kendince ilerlemesine izin verince öyle olmuyormuş. Belki bu pazarla birlikte önyargımdan kurtulurum ki bunu çok istiyorum.
    Ayfer Tunç'u çok ama çok severim. Okuduğum en iyi yazarlardandır. Evvelotel'i okuyorum şimdi. Her cümlesini öpe okşaya.
    Şalım şimdi de üzerimde. Annemin elleri hep sırtımda gibi. Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Anneme güzel dileklerini ileteceğim.
    Çay bardaklarının içine gün ışığı dolması gibi küçük şeyleri toplamaktan haz duyuyorum. Hayat bana o küçücük gözden kaçmış şeylerin toplamı gibi geliyor. Ben de bir gün seninle tanışmayı umuyor ve bunu çok istiyorum. İçten sevgilerimi yolluyorum sana Sevgili Leylak Dalı.

    DEMET: Ben teşekkür ederim. Şalla hiç ilişkim olmamıştı şimdiye kadar. Şalın sadece şal olmadığını biliyorum artık ve buna şaşırıyorum.

    YanıtlaSil
  4. sarılmak gibisi yok ki bu dünyada... var diyen yalan söylüyor:)

    YanıtlaSil
  5. Kesinlikle aynı fikirdeyim. Bir zaman şöyle birşey duymuştum; Birine sarıldığında sendeki negatif duygular ona pozitif enerji olarak geçiyormuş, onun negatif duyguları da sende pozitife dönüşüyormuş. Dönüştürücü ve harika bir gücü var sarılmanın yani :)

    YanıtlaSil
  6. senin sadeliğinin ve kendiliğinden hep var olan yaşama sevincinin ne olduğunu sanırım anlamaya başladım. 5-6 yaşlarından sonra hepimizin kaybettiği bu özellikler sende hiç eksilmemiş. hepimizin hayatından olabilen, sıradan diyebileceğimiz olaylar, gündeik hayatın içinde fark etmeden geçtiğimiz detayları sen yakalıyorsun ve tüm bunlardan yola çıkarak hayata dair büyük anlamlara ulaşıyorsun. hayat, ayrıntıla girebilme özgürlüğüdür diyordu bir yazar. sen özgürsün be fulyacan.

    YanıtlaSil
  7. Ben küçükayrıntılartoplayıcısıyım :)
    severim onları.

    YanıtlaSil