29 Mart 2010

Düşe kalka...

Çoğu insanın içine kazılmış karamsarlık. Her olayın kötü sonla biteceği, tüm mutlu zamanların sonunda gözyaşı olduğu, geleceğin hep kötü şeyler getireceği ve umutsuzluğun insanın olmazsa olmazı olduğu çoğumuzun içine kazınmış. Bu yüzden "nasılsın?" diyenlere "aman nasıl olayım işte" deyişiyimiz. Yine bu yüzden dertten tasadan oluşmuş adamlar ve kadınlar olarak bu hayatı gittiği yere kadar sürüklemenin adına hayat deyişimiz. Ve elbette bu yüzden kendi hayatlarımızı kurtarmanın en akıllıca yaşam olduğunu sanmalarımız, "aman herkes yapıyor ben yapmışım çok mu?" tarzı cümlelerimiz.

Bizim öykülerimiz mutlu ailelerle başlar mesela. Biz o mutlu ailelerin akıl almaz mutluluğunun hezimetle sonuçlanacağını bilir daha o mutluluk sürerken kaygılanmaya başlarız. Sonra deriz ki; mutluluğun sonu mutlak bir hezimettir. Ne kadar mutlu isek şimdi o kadar acı çekeceğimizin işaretidir. Nazar değer mesela, başkasının gözü kalır mutluluğumuzda ve herşey altüst olur. "Ne yaparız?" deriz öyle bir durumda "nasıl kalkarız altından?" İçkiye mi sığınsak, kendimizi mi vursak yoksa kendimizle birlikte ailemizi de yanımızda götürsek seçeneklerini düşünür dururuz. Çare gitmektir aklımızca. Kimse kalıp savaşmayı tahayyül etmez. Düşmüşsen yeniden kalkmak gibi bir seçenek yoktur çünkü bizim öykülerimizde. Düşmüşsen düşmüşsündür. Maskarasısındır artık herkesin. İnsanlar konuşuyordur arkandan. Seni kıskananlar içten içe gülüyorlardır. Sefilsindir artık. Beklenen olmuştur. Kahırlanıyorsundur, diyorsundur ki; "ben bu hallere düşecek adam mıydım, kadın mıydım?" Hiç aklına gelmiyordur herkesin her an başına birşeyler geleceği. Ve yine hiç aklına gelmiyordur, pek azının başına gelenlerden sağ sağlim çıkacağı. Çünkü sen filmlerde, gazetelerde, öykülerde ve romanlarda kendini vuran adam ve kadınlarla büyümüşsündür. Bu yüzden doğal olan bu sanıyorsundur. Ve kimse sana olduğundan daha güçlü olduğunu söylememiştir. Sen de öyle olup olmadığını sınama zahmetine bile girmemişsindir. Düştüğünde kendine acıma yolunu seçmişsindir ve hiç gösterilmeyeni, gösterilmediği için göz ardı edivermişsindir. Halının altına süpürülmüş toz gibidir umut hayatında. Sen onun orada olduğunu, değerli olduğunu farkedene kadar da orada kalır.

Oysa mutluluktan mutsuzluğa sürüklenmiş adam ve kadınların küllerinden yeniden ve daha güçlü doğduğu hikayeler de mevcuttur bu hayatta. Evet başlarda umutsuzluğa düşerler onlar da, kendilerini içkiye vurur, bir kaç kez ölmeyi ciddi ciddi düşünürler, hatta bazıları denemeye bile kalkarlar, ama ölemeyecek kadar, savaş alanını terketmeyecek kadar gururludur bu adam ve kadınlar. Tüm korkularına rağmen denerler. Titrer elbet elleri, bacakları ama denerler. Olmaz yeniden denerler, bir daha bir daha... Bilirler ki, hayat sana ne vereceği belli olmayan bir ebeveyn gibidir. Ve yine bilirler ki, defalarca düşse defalarca kalkacak güç vardır insanoğlunun bacaklarında. Unutmazlar ki, böyle öğrenir insan hayatı, düşe kalka.

Düşe kalka...

Düşe kalka...

Resim: Albert Joseph Moore

7 yorum:

  1. Fulyacım, hepsi doğru gözlemler ve belki de deneyimler... Ve çok insanî.. Dünyanın her yerindeki insanlar için geçerli.
    Hani büyüklerimizin dediği şeylere eskiden burun kıvırırdık ya, büyüdükçe "doğru söylemişler" dedirten lâfları vardır ya.. Onlardan bir tanesi de "elle gelen düğün bayram". Buradaki yazıya tam tamına uymamakla birlikte, ucundan uyuyor: yani sadece benim başıma gelmiyor bunlar, tarzı bir yaklaşım yine de rahatlatıyor insanı.

    Ve 'zaman'... O da bıktı belki bizim ona sırtımızı dayamamızdan ama yine de son kertede ona sığınmakta yarar var. Savaşmaktan asla kaçmamak lâzım tamam, yalnız bir noktaya geliniyor ki bazen, elden başka bir şey gelmiyor. Kendi adıma 'elimden geleni yaptım, vicdanım rahat' dediğim an, zamanın kapısında bitiyorum. Bunu son kez yaptığımda, neredeyse rica edecektim zamana "n'olur bu defa daha hızlı geç de, iyice geride kalsın bu sıkıntı" diye...
    Allah'tan saatler ileri alındı da, 1 saat kâra geçtim dermişim, diyerek, sevgiyle bitiriyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Sevgili aydanatlayankedi,

    Keşke; "üzüm üzüme baka baka kararır!" atasözünü kendimize uyarlarken örnek aldığımız insanlar böyle seninde belirttiğin gibi küllerinden yeniden varolabilen insanlar olabilselerdi!..

    ama nedense bizler daha çok karamsarları, çabuk pes edip hayata sırtını dönenleri ve aslında çoğunluğu böyle düşünen insanları kendimize model almayı yeğliyoruz!

    oysa hayatın içinde güzellikler kadar olumsuz şeylerinde yeri olduğu ve elbet bu istenmeyen tatsız şeylerden bizim de nasibimizi alabileceğimiz gerçeğini unutmamamız ve silkelenip tekrar düştüğümüz yerden ayağa kalkabilmemizinde mümkün olduğunu bilmemiz gerekiyor!..

    bazen ayaklarımız yerden kesilip havalanıyor!
    bazen yerlerde sürünüyor!
    bazende de yaralarımızı sarıp sarmalayarak tekrar ayağa kalkabiliyoruz!

    yeter ki biz isteyelim her şey mümkün!

    güzel bir hafta dilerim...
    sevgilerimle

    YanıtlaSil
  3. MÜGE: Canım Müge hepimizin dayanamadığı, hayatın gırtlağımıza dayandığı bir nokta var lakin insan kendini nasıl büyütürse zorluklara dayanabilirliği de onunla ölçülüyor. Mesela hep şu var kafamızda: "ya benim başıma gelirse ne yaparım?" ne yapacaksın üzüleceksin, ağlayacaksın, isyan edeceksin ama geçip gidecek. Herkes herşeye dayanıyor mu evet çoğu dayanıyor. Hayatı kendi doğası içinde kabul etmekle ilgili biraz da. Becerebiliyor muyuz? işte onu zaman gösterecek.

    ESMİR: İşte ben bu yüzden yıkılmış ve sonradan yeniden varolmuş güçlü kahramanları olan filmleri izler, kitapları okurum. İnsan o kahramanları ister istemez model alıyor kendine. Kısaca neye bakarsak ucundan kıyısından o oluyoruz. Ben de iyi bir hafta diliyorum sana Sevgili Esmir.

    YanıtlaSil
  4. Genelde şöyle bir kanı vardır. Kendi başımıza gelen, en büyük felakettir. Daha fazlasını yaşayan insanlara kör ve sağırızdır. Çünkü en acınacak durumda biz olmalıyızdır. Acılara tutunup kalmayı severiz millet olarak. Oysa ki savaşmak, düşe kalka başarmak da bir seçenektir. Yeter ki onu seçecek kadar yürekli ol...

    YanıtlaSil
  5. Off kedicim gene çok güzel söylemişsin yahu, kalemeine yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  6. biz ''çok güldüm, yakında ağlayacağım'' söylemleriyle yetişmiş bireyleriz ne yazıkki...

    YanıtlaSil
  7. YEŞİM: İşte yaşamak da bunun için yürek işi. Hayatın sana verdiği herşeye "eyvallah" demek. Acının üstesinden gelmek güzellikleri gönül dolusu kucaklamak. Hepi topu bu değil mi yaşamak?

    ÖZLEM: Çok teşekkür ederim :)

    GEREKSİZ ADAM: Ne yazık ki haklısın. İçimize işlemiş bu bizim. İnsan kendi kahkahasından korkar mı? Korkarız biz. O kahkahaları kötü şeylerin işareti sayarız.

    YanıtlaSil