03 Mart 2010

İNSAN, İNSANIN İLACI...

S. aradı geçen gün. Ne çok zaman olmuştu konuşmayalı. Hep aklımdaydı ama hiç aramamıştım. "Ne yapıyor, iyi mi?" diye düşünüyordum ama nedense bunu ona hiç sormadım. Bir telefon uzaktaydı halbuki. Ama telefon bana çok çok uzaktaydı. İnsanların gözlerine bakmadan konuşamayanlardanım ben. Belki de o yüzdendir telefona bunca uzak oluşum.

"Neden hiç aramıyorsun?" dedi. Bahanem yoktu. Bunu ona da söyledim. Hayır kızgın değildi. O ve ben böyle şeylere kızamayacak kadar yakındık. Bu yakınlık ikimizin de bir türlü tanımlayamadığı türden bir yakınlıktı ve bu yüzden bu kadar güzeldi. "Ben bir vefasızım" dedim. "Bununla gurur duyuyor gibi söylüyorsun" dedi. Oysa gurur duymuyordum. Belki sadece fazla benimsemiştim. İnsanları çok ama çok düşünürsen, onları merak edersen, hep aklında olurlarsa ama hiç aramazsan yine de vefasız diye adlandırılabilir misin? Vefa ancak karşıdaki bilirse mi anlam taşır? Belki de vefanın gerçek anlamı budur ve S. haklıdır.

S.'ye kabuğun içinde uzunca süreler kaldığımı söylemedim. Ama o bilir beni. Bu yüzden bana "insanlardan bu kadar uzaklaşırsan iyi olacağını mı sanıyorsun?" dedi. Haklıydı. Benim derdim insanlarla değildi ki? Kendimleydi daha çok. Ve yaptığım, kendimden kaçıp kendime sığınmak gibi saçma birşeydi. Yorgunum diyordum ya aslında tembeldim. İtiraf ediyorum açmadığım telefonlar vardı, cevaplamadığım mailler, mesajlar, reddettiğim gezi, sinema falan filan gibi davetler. İnsan ne sersem,öyle ki; en iyi arkadaşı kendisi sanıyor. Ve yalnız kalırsa içindeki düğümleri daha iyi göreceğini düşünüyor. Oysa nasıl aynaya bakmadan yüzümüzü göremezsek insanlara da bakmadan düğümlerimizi göremiyoruz. S. bunların hiçbirini söylemedi. Benim tüm bunları anlamam için tek bir cümlesi yetti. Belki de tam bu değişme, toparlanma arifesinde aradığı içindir. Doğru zamanda, doğru kişiye, doğru cümleyi söyleyen bir adam olduğu içindir ya da.

Bir saati geçen konuşmamız kahkahalarla sürdü gitti. Kapatırken benim gülmekten yanaklarım, onun ise etrafı rahatsız etmemek için kısmaya çalıştığı kahkahalarından karnı ağrıdı. Ona kimbilir kaç kez teşekkür ettim. Beni kollarımdan tutup sarstığı için, gözümün önünde duranı farketmemi sağladığı için. O ise tıpkı tüm iyi dostların yaptığı gibi önemsemedi bunu. Kendini, yaptığını umursamadan "sadece senin için söylüyorum" dedi "iyi ol diye..."

İnsan her zaman insanın ilacı...  

RESİM: Raymond Peynet

18 yorum:

  1. "İnsanları çok ama çok düşünürsen, onları merak edersen, hep aklında olurlarsa ama hiç aramazsan yine de vefasız diye adlandırılabilir misin?"
    Bu cümlen düşündürdü beni, normalde insanları sık sık arayan biriyim, belki alıştırdım, bu yüzden sürekli aramam beklenir oldu. Biraz aramasam-ki bazen gerçekten telefona uzanmak içimden gelmiyor-hemen sitem yağmuruna tutuluyorum. o yüzden bu cümleni pankart yapıp sitemci arkadaşlarımın yüzlerine açmak geldi içimden.
    Her zamanki gibi çok güzeldi, iyi ki yazıyorsun, sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Benimde senin gibi vefasız iki arkadaşım var aklınızda olunmak yetmiyor bazen. Çünkü siz kabuğunuzdayken araya giren mesafelerde çok şey yaşanıyor.Bazen bir insanı arayıp sadece nasılsn demek bile anlamlı oluyor anlayacağın.

    YanıtlaSil
  3. Ben de telefona uzak olanlardanim ve cok az sayida insaniz sanirim. Kusup uzaklasan cok kisi oldu, ama gercek dostlar hic dert etmedi...

    Gercek dostlar ne kadar gercekler gercekten :)

    YanıtlaSil
  4. Ben de, bende:(
    Ama bu demek değil ki vefasızım..
    Daha az düşünmek de değil,daha az sevmek ya da...Sadece garip bir ürkeklik belki?
    Biliyorum anlamsız ama öyle:(
    Ya da şu var;
    Kendimizi yazarak anlatmaya o kadar alışıyoruz ki...Zamanla konuşmak gereksiz gibi geliyor...
    Ya da konuşmadan anlaşacak dost bulmak lazım:)
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  5. Ne güzel bitirmişsiniz,İnsan her zaman insanın ilacı... diye.
    Öyle zamanlar oluyor ki dostlarımızın bizi düşündüklerini bilmemiz yetmiyor seslerini duymak istiyoruz. Dostların sitemi de bu nedenle olabiliyor bazen.

    Çok güzel bir iç dökük yazısıydı.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. Raymınd ne de güzel yazmış. Tamam şaka şaka:D.
    Ben herikisinide yapanlardanım galiba. arayamayanlardanım ama aynı zamanda belki aramayana da ara ara gücenenlerden. Anladım ki, arama ve hatır sorma işine biraz fazla ara verince bir daha aramak gitgide zorlaşıyor. sanki içinde garip bir utanç var bu durumun. yaa epeydir aramadım, şimdi ne diycem utancı. Ben Ramaya katılıyorum, çok haklı, bu aramamalar sormamalar esnasında çook şeyler yaşanıyor. Kopuyorsunuz ister istemez. sanki bana göre dostluk, arkadaşlık, vs birliktelik demek, gerekirse bir maille bir telefonla da olsa etkileşimde olmaya devam etmek demek. Arayıp sormayınca elbette sevmekten vazgeçmiyor insan. Ama sence bu sevgi kurumuş bir gül gibi kalmıyor mu biraz dalında. İlişki demek paylaşım demektir. Bu paylaşım ister iyi olsun isterse kötü, paylaşımsızlık yoklukla eşdeğer olmasa da paylaşımın yerini tutmaz.

    YanıtlaSil
  7. Vayyy. Empati haa.. Güzeldi.
    İmza : V For Vendetta :))

    YanıtlaSil
  8. Hem sevgili yazarımız, hem de yorum yazanlar ŞAAHAANEE yazmışlar..
    Ben, kardiyografi gibi ruh hallerine sahip bir insan olarak, hem çok vefalıyım, hem vefasızım.
    Vefa bence kalpteki samimiyeti yaşama ve yaşatma derecesiyle ölçülmeli; numara çevirme hızının, iletişimde kalma dakikalarına bölünmesiyle değil.

    Yalnız Guguk Kuşu ilk cümlesiyle kopardı beni :))))

    ee niye aramıyorsunuz ne zamandır beni? :p:p

    YanıtlaSil
  9. telefon özürlülerdenim ben de.sevmiyorum telefonla konuşmayı.konuştuğum insanın mimiklerini görmeden,araya kablolar girmişken sesini duymak keyif vermiyor bana.ama ayrı düştüklerimiz çok.o yüzden telefon şart.yalnızlık iyi gelmiyor,gerçekten insan insanın ilacı,tıpkı kurdu olduğu gibi...

    YanıtlaSil
  10. harikulâde bir yazı.

    arama/aramama, kabuklar, yorgunluk ya da tembellikler..

    benim aklıma telefon numaralarının üç haneli olduğu zamanları getirdi, çocukluk dönemi yani. bir kıyı kasabasında yaşıyorduk. bizim evinki 686'ydı meselâ. babamın işyeri 258. epey bir böyle gitti. sonra önlerine 1 geldi hepsinin. sonra da iş çığrından çıktı zaten.

    diyeceğim, insanlar arasındaki bağ, o günlerde bugünkünden daha zayıf değildi sanırım. ama kimse kimseye serzenişte bulunmuyordu "niye aramıyorsun epeydir," diye. arayan, bir nedenle ona ihtiyacı olduğunda arıyordu diğerini ve aranan da biliyordu ki kendisine ihtiyaç var. bu, şu anlama geliyordu aynı zamanda: telefon çalıyorsa muhakkak önemli bir şey vardır.

    hâl-hatır mı? onun için doğrudan görmeye gidiyordu insanlar birbirlerini. öbür mahalleye, kasabaya, hatta şehre. ben böyle pat diye gelen bir sürü dost, ahbap hatırlarım meselâ geçmişten. böyle olunca, serzenişler de gelme/gelmeme üstüne oluyordu haliyle.

    ne çok şey değişmiş.. 'yüzünü gören cennetlik,'in kapsama alanı daralmış, ve yerini 'sesini duyan cennetlik,' almış. kimileri de bu arızalı değişime bir türlü alışamamış, duruma adapte olamamış. biraz böyle olmuş sanki..

    YanıtlaSil
  11. Bazı insanlar vardır kaldığın yerden devam edersin.Böyle insanlar benim için çok önemlidir.Gerçekten var öyle bir iki arkadaşım hiç arayıp sormayan ama her defasından kaldığımız yerden devam edebildiğim.O kadar keyifli oluyor ki.Bir sene görüşmüyorsun, ardından hiç sitem edilmeden geçen yıl virgülü koyduğun yerden cümleye yeni kelimelere devam ediyorsun.Vefasızlık değil bu,karşılıklı anlayışa dayanan bir kavram bence.

    YanıtlaSil
  12. Bazen sevdiğim ve çok değer verdiğim insanları aramayı, hal hatırı bende erteliyorum. sonrasında kendime kızıp dursam da, aradan biraz zaman geçince de mahçup mahçup aramaya çekiniyorum.

    Güzüel bir yazıydı, insanı şöyle bir silkeleyip, çok zaman verme gülmelere-hal hatıra dedirtiyr. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  13. LEYLAK DALI: Sanıyorum nasıl sevdiğimizi söylemeyince sevmemiz yarım kalıyorsa vefa da gösterilmeyince yarım yamalak birşey oluyor galiba. Sitem meselesine gelince, ben sitem etmekten ve sitem edilmesinden hoşlanmıyorum. Biri neden beni aramıyor diye soracağıma kendim aramayı tercih ediyorum. Bazen oluyor insan ne konuşmak istiyor ne dinlemek. Fakat bazılarının bu süreci benimki gibi uzun sürünce sorunlar çıkıyor galiba :)
    Çok teşekkür ederim.

    RAMA: Haklısın. Bizim hepimizin birbirimize ihtiyacımız var. Bazen "nasılsın seni merak ettim" cümlesi bile insanı koyu bir karanlıktan kurtarabilir. Ben bundan böyle daha çok dikkat edeceğim. Artık o vefasız yaftasını taşımak istemiyorum.

    TURKUAZ DENİZ: İşin tuhafı benim dostların hiçbiri küsüp uzaklaşmadılar. Belki de onlara dayanıp böyle kalmaya devam ettim ben. Ama doğru değil bu yaptığım(ız). İnan bana insan gerçekten insanın ilacı.

    ZUZULARIN ANNESİ: Bak bu konuda haklı olabilirsin, kendimizi yazarak ifade ediyor olmanın sözlü iletişime belki negatif bir etkisi vardır. Ama iş sanırım ikisini birden yürütebilmekte. Deneyelim mi ne dersin?

    ÇINAR: Evet bu yüzden de onları kendi kendimize düşünüyor olmak, sevmek çok da anlam taşımıyor. Dostluğun bir anlamı da birilerine destek olmak onların yanında olduğunu hissettirmek değil mi? Belki bir kısacık telefon konuşması göründüğünden çok daha fazla anlam içeriyordur.

    GUGUK KUŞU: Biliyor musun yazıyı yazarken hala bu konu üzerinde düşünmeye devam ediyordum, netleştirmeye çalışıyordum. Yorumlarınız sayesinde herşey artık yerli yerinde ve ben bu konuda kendimi mutlaka ama mutlaka değiştirmeye karar verdim.
    Bu arada Raymond esprisi de harikaydı :)))

    SYRACUSA: :)) teşekkür ederim.

    MÜGE: Çok doğru bir noktaya işaret etmişsin Müge. Samimiyet. Ama sanıyorum o samimiyet olmayınca zaten zamana yayarak ya da pat diye koparıyor çoğumuz iletişimi.

    KARA KİTAP: Ben de hiç ama hiç hoşlanmıyorum telefondan ama çok arkadaşım çok ama çok uzakta. Başka şansımız yok. Onlara hep telefonda söylerim ah karşılıklı oturuyor olsaydık da öyle konuşsaydık diye.

    AA: Ne kötü değil mi teknoloji hızla ilerliyor ama biz kopuyoruz ve eskiyi deli gibi özlüyoruz. Daha basit ve kolay anlaşılır bir hayatı geride bırakmışız şimdi tüm bu karmaşanın içinde bütün olarak kalmaya çalışıyoruz. Belki de ondan böyle yarım yamalak herşeyimiz. Hatta bazen dostluklarımız bile...

    BUĞDAY TANESİ: Benim de birkaç arkadaşım var öyle. Uzun zaman görüşmeyiz ve kaldığımız yerden devam ederiz. Ama ben bu ara bunun doğruluğunu sorguluyorum. Elbette karşılıklı anlayışa dayanıyor ama bence uzun uzun kopmamalı insan.

    EFSA:Kendini koy aramaya çekindiğin insanın yerine. Mesela seni uzun zaman aramamış biri arasa ne hissedersin? Ben çok mutlu olurum ve neredeydin diye sormam. Bazen eskide kaldığını sandığın birinin sesini duymak çok güzeldir.

    YanıtlaSil
  14. Son cümlen tüm yazında olduğu gibi şahane Fulya, gerçekten insan insanın ilacı.
    Kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
  15. Çok teşekkür ederim Özlem'ciğim :)

    YanıtlaSil
  16. S. gerçek bir dost...

    YanıtlaSil
  17. sanırım arayan, soran taraf hep oluyorum arkadaşlık konusunda. Bu konuda oldukça hassasım.. bu çok da iyi birşey degil aslında... gel-git'ler yıpratıyor insanı biliyor musun? "neden,niçin"lere fazlaca takılınıyor sonra. Durum kendini suçlamalara kadar varabiliyor:)) değişmem gerek galibaa:))) eline sağlık.. sevgiler.

    YanıtlaSil
  18. ABİ: Kesinlikle...

    YAĞMUR ZAMANI: Aslında belki de çok sorgulamamak gerekiyor arkadaşlıklarda böyle durumları.

    YanıtlaSil