15 Mart 2010

pazartesi, pazartesi...

Sabah sokağa adımımı atar atmaz kendi kendime şöyle dedim: "Bugün güzel bir gün olacak ve ben asla sinirlenmeyeceğim. Ve bugün günlerden pazartesi değil." En az son cümle kadar bir önceki ve elbette ondan önceki de yalandı. İnsan güne yalanla başlayınca işi rast gider mi? Gitmez. Ve kim söylemişse adam haklı; yalanın en fenası kendimize söylediğimiz yalanlardır. Ne laf ama.

İşte gün başlıyor. Gün nasıl başlar? "Günaydın" diyerek elbet ve ben koridorda, sokakta karşılaştığım herkese günaydın derim. Derdim daha doğrusu. Bugünden sonra herkese demeyeceğim. Mesele o duvar suratlı kadına... Çünkü muhtemel ki sabahları kendisine günaydın diyen birine aynı şekilde karşılık vermesi gerektiğini otuz yıldır öğrenememiş. Bazı insanlar basit şeyleri bile öğrenemiyorlar ne yapalım. Her neyse konumuz bu kadın değil zaten. Konumuz kötü başlayan günler ve devamında gelenler.

Evet evet haklısınız. Birinin sana günaydın dememesi günün kötü başlaması için bir sebep değil fakat yine de sinir bozucu. Bu değil belki ama sabah gelir gelmez üstelik günlerden pazartesi ise masana kucak dolusu iş yığılması kötü başlamak için itiraf edin iyi bir sebep. Daha kendine gelememiş bir bünye ve karşınızda laklak eden bir güruh ve seninle oda arkadaşının başına yığılmış bir yığın iş. İnsan bu durumda "laylaylaooom hayat güzel, bahar geldi, bak kelebek geçti, kanadı burnuma değdi" falan diyemiyor. Diyebilen varsa alnından öperim. 

İşten kaçan biri değilim elbet. Hatta tam aksine yoğun çalışmayı sevmek gibi bir anormalliğim var bile denebilir. Fakat iş sana soluk alacak zaman bırakmıyorsa o zaman anormalliğim değişir ve gayet tembel bir yurdum insanı olmayı arzulayabilirim. Şunu bir düşün bakalım; Her iki kulağında telefon varsa, sen karşıdaki iki adama laf yetiştirmeye çalışıyorken biri gelip birşey soruyorsa ve tam o an nereden çıktığı belirsiz bir başkası gelip burnuna bir kağıt dayıyorsa nasıl hissedersin? Ben sana söyleyeyim aynen şöyle; Birden o gürültü arasında kör, sağır olup masanın üzerine çıkmış "defoluuuuuuuuun yeter artık"  diye bağırdığını hayal etmeye başlıyorsun. Birden bu saçmalıklar sebebiyle içinden hepten çıldırmış bir manyak çıkabileceğinden şüpheleniyorsun. Sesler susup ortalık biraz sakinlediğinde hayallerin biraz yumuşuyor. Deniz kenarında parmak arası terliklerinden fırlamış ayak parmaklarına bulaşan kumlardan başka bir derdin olmadığı bir zamanı düşlüyorsun. Bu manyak fantazisinden daha iyi geliyor sana. Hoş o manyağın önündeki tüm kağıtları paramparça edip durmadan konuşan, saçma sapan işler icat etmeyi marifet sanan koca ağız patronunun, o koca ağzının içine tıktığın hayal de güzel ama bunu kendine pek yakıştıramıyorsun. Ne de olsa şiddeti tasvip etmiyorsun. Peh peh peh sevsinler seni sevgi kelebeğim. Herkes çığırından çıkabilir öyle ya. Bakınız 3. sayfa haberleri. Tamam abartmayalım elbette öyle olmayacağım. Ama herkes gibi benim de bir hayalim var: bir gün patronumun suratına onun tam bir işe yaramaz olduğunu haykırıp (haykırmak işi ancak Julia&Julia filmindeki Meryl Streep sesiyle yapılabilir sanırım ki o ses bende yok.) kapıyı vurup çıkmak gibi tatlı bir hayal bu. Bu hayalin gerçekleşme olasılığı lotonun bana çıkma olasılığı ile aynı. Fakat loto, toto ve benzeri işlere hiç bulaşmadığımı düşünürsek bu hayalin gerçekleşme olasığı kocaman bir sıfır.

Bütün bu saçmalıklar içinde öğleni buluyoruz. Öğleden sonra saçma bir toplantı daha sonra yine binlerce iş var. Ama ben sükunetimi korumaya çalışıyorum. (Kararlılık diye buna derim ben. Sevsinler beni.)  Koca ağız geliyor yine. Bana birşeyler anlatıyor. İlk cümleden sonra bunun o aptal anı-fıkra-şaka karışımı şeylerden biri olduğunu anlayarak dinlemiyorum. O da dinlemediğimi biliyor. Ama bazı adamlar böyledir. Dinleniyor olmak onlar için önemli değildir. Konuşmaya öyle odaklanırlar ki gerisini boşverirler. Neyse ki benim patron da böyle adamlardan biri. Gün telefonlar, toplantı, konuşmalar, konuşmalar ve konuşmalar, acele etmek zorunda kalmalar bütün bunlar arasına bir bardak çay ve sigara sıkıştırmaya çalışmalarla geçiyor. Ne gün ama...

Eve dönerken sabah kendime söylediğim laf geliyor aklıma. Gün güzel geçecekmiş de yok bugünün pazartesi olduğunu unutacakmışım da. Peh peh peh. Yarın, "bugün berbat bir gün olacak" desem gün bana aksini kanıtlar mı acaba? Evet bunu yarın denemeliyim. Evet.

RESİM: Paul Flinders

16 yorum:

  1. Aslında günün güzel geçeceğine gerçekten inandığında güzel geçiyor bazen.

    YanıtlaSil
  2. Evet bu doğru. Ama bazı günler biraz oyuncu oluyorlar, eğleniyorlar bizimle galiba :) "Vay sen misin bunu diyen" diyip ne varsa üzerimize salıyorlar :)

    YanıtlaSil
  3. pöfff.. pazartesi sabahlarını ve hatta sabahları hiç sevmem. bu yüzdendir ki birilerini günaydın konusunda es geçebilirim.. ya da en azından geçmeyi çok isterim.. misal sammiyetinden şüphe duyduğum lakin mecburen iletişim kurduğum, gülüp oynadığım tiplere sabahları asla tahammül edemem.. acaba ''sabah başka akşam başka'' diyorlar mıdır benim için?

    neyse işte, hiç sevmem...

    sabahları hiç sevmem ama sabahın 7,.30 da düşüyorum yollara...

    YanıtlaSil
  4. söylemiş miydim,

    sabahları hiiiçç sevmem..:))

    birde tayin istiyorum ama olmuyor..:)

    YanıtlaSil
  5. ha olmayınca tayin, daha bi nefretle gidiyorum işe.. misal amirimi görünce tüylerim diken diken oluyor...

    kusura bakma aydanatlayankedi, günlüğe çevirdim burayı ama içimi dökmeliyim...

    YanıtlaSil
  6. gitmek için heyecan duyacağım bir iş istiyorum.pazartesilerin kabus olmayacağı bir iş.resme bayıldım bu arada,nerden buluyorsunuz böyle güzel resimleri.

    YanıtlaSil
  7. bir çok blogta bgn pazartesi sendromu gördüm ama bendede nedense pazar sendromu var ertesi günün pazartesi olacağını düşünerekten (:

    YanıtlaSil
  8. Küçük kızım işine severek gidiyor, henüz çok genç, ikinci yılı; ama benim yüreğim eriyor çalışma temposunu gördükçe.

    Sabah gidiyor, gece geç saatlere kadar işte çalışıyor; ayrıca eve de iş getiriyor. Özel sektör işin tadını kaçırıyor bazen.

    Ohh ben de içimi döktüm işte.

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  9. GEREKSİZ ADAM: Dök içini dök sorun değil. İnan bana söylediklerin hiç yabancı değil :)

    KARA KİTAP: Sanırım hepimizin derdi aynı. hepimiz severek gideceğim bir iş istiyoruz ama öyle bir iş var mı? adı üstünde iş iştir :) Resimlere özel bir merakım var. İnternet de nefis bir kaynak. :)

    RAMA: aynı sendrom yani pazar sendromu bende de vardı ama sanırım biraz atlattım. Çünkü kendimi anın tadını çıkarmaya alıştırmaya çalışıyorum :)

    AYSEMA: Eve iş getirmeler beni delirtiyor. Bazen akşamları hala çalışıyor olmanın beni deliliğe bir adım daha yaklaştırdığını sanıyorum.

    YanıtlaSil
  10. "Çünkü muhtemel ki sabahları kendisine günaydın diyen birine aynı şekilde karşılık vermesi gerektiğini otuz yıldır öğrenememiş" biraz klişe değil mi? Bu bir gereklilik midir? Ya da bir nezaket kuralı ise kime ne ki bundan? Birine günaydın deme sebebimiz, o kişinin bize günaydın demesi isteğimizden mi ileri geliyor? Bencilce değil mi? Biz nasıl ki çevremizde gördüğümüz "-meli,-malı" kurallarını kendimize göre değerlendirip, "İnsanlar sorgulamadan önüne konulanı alıyor","İnsanlar kibarlık adı altında birbirlerine maske takıp, sahte sahte gülümsüyor","ben bu kuralların esiri olmayacağım" diyebiliyorsak, asık suratlı leydinin de kendine göre bunu deme hakkı yok mudur? Sen içindeki samimiyetle günaydın dedin diye, elma da seni sevmek zorunda mı kedicik:))
    Bence biraz kötü bir algı bu.
    Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  11. Biri sana günaydın dediğinde refleks olarak günaydın diyor insan. Ve birinin günaydınına günaydınla karşılık vermek illa onu sevdiğin ya da buna benzer birşey hissettiğin anlamına gelmiyor ki dürüstlükten gayrı birşey olsun. Eğer bu bir seçim sorunu ise merhabalara karşılık vermeyelim. Ya da biri iyi akşamlar dediğinde başımızı çevirip geçelim. Nasıl bir hayat olacağını tasavvur edebiliyor musunuz? Evet nezaket gerekliliktir bu kadar basit şeylerde. Fakat sırf nezaket için hoşlanmadığın insanlarla gülümseyerek oturup konuşmak ve buna benzer şeyler ise nezaket değildir bence. İkisi arasında dağlar kadar fark var. Öyle değil mi? Onun bana günaydın dememesi önemli mi? hayır değil.

    YanıtlaSil
  12. Onun günaydın dememesinin önemli olmadığını biliyorum zaten ama, yargıya da gerek yok bence. Şahsi fikrim dil bir algılayış biçiminden ileri gidememiştir ve ortaklaşmalar da her zaman olması gereken muktedirlerden değildir. Nihayetinde "gereklilik, lazımiyet" denilenler safsatadan ibarettir.
    Bu aslında es geçilmiş ancak çok büyük bir sorun insan hayatında. Herşeyin beklenti ya da tatmin tabanlı olduğuna dair bir işaret. Pos bıyıklı amcamız bunu benden daha güzel ifade etmiştir ya aslında, tüm bunlar bizim mutluluk çıkarlarımıza denk düşmekte. Çıkarlarımız uyuşmadığında ne olacak peki? Devreye genel ahlak kuralları, genel kibarlık kuralları, genel saygı kuralları, genel ilişki kuralları, genel günlük gelir geçer üfürük kuralları gibi şeyler girecek. Ya biz kendi metabolizmamız gereği bunu uyduracağız ya da uydurulmuşlardan bir tane seçeceğiz. Örneğin ben haddim olmayarak tüm bunları senin güzel sayfalarına karalarken, bunun güzel bir karşılıklı paylaşım olduğunu düşünüyorum. Senin de cevap vermeni bekliyorum. Ancak sen "Sana ne ulan, pos bıyıklı amcanı da al git" diyebilirsin. Ben buna ayıp ama derim kendimce. Ayıp nedir ki?
    Yahu kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz, sonra hayatı durduk yere kompleks hale getirip "Neden" diyoruz... Tüm bunlar senin tek cümlen sebebiyle mi döküldü.. Sakın yanlış anlamayınız Azizem, İçine benim anılarım girdi, toplum izlenimlerimiz girdi, koca koca kitaplar girdi, olay büyüdü, büyüyor, bir şey daha yazarsam kıyamet bile kopabilir kedicik, allahtan 9 canın var:)

    YanıtlaSil
  13. Sevgili Adsız (bu arada adını ve kim olduğunu bilmeyi dilerdim :) Belki buradan söylemek istemiyorsundur ama kediye söyleyebilirsin en azından mail atarak :) O zaman belki sebeplerimi daha iyi açıklayabilirim birebir.) İşin garibi ne biliyor musun; kurallara aşırı tepki veren biriyim ama bu günaydın meselesinde anladım ki insanları incitmemeye kurallardan daha çok önem veriyorum. O nedenle kimseden günaydını esirgemiyorum. Belki de bu nedenle anlayamıyorumdur neden denmediğini. Ama bazı arkadaşlarım var ki onlar da günaydına karşılık vermezler. Onlara tepki vermem neden biliyor musun? Çünkü onların sabah nasıl hissettiklerini ve ne kadar kızgın olduklarını bilirim. Fakat bu söz ettiğim kişi yazıdaki kişinin sebepleri başka. Onları yazmadım buraya.
    Not: "Ancak sen "Sana ne ulan, pos bıyıklı amcanı da al git" diyebilirsin." Bu sözün beni çok güldürdü. Ama emin ol demem. Tam aksine birşey yazdığımda karşı çıkan yorumları seviyorum ben. Sanırım tasvip edilmekten ziyade tartışmayı sevdiğim için :)Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  14. Neden denmediği açık değil mi? Denmiyor çünkü demeyi seven sensin, demeye karşı herhangi bir istek taşımayan (nötr, belki de değil, belki de gerçekten sevmiyor seni:))bilemiyorum ki)leydimiz, senin sevdiğini ne zaman yapmak ister? Sadece çıkarlarınız uyuştuğu zaman. En azından günlük hayatta benim rastladığım örnekler bu şekilde. Şahsi fikrim, sen bundan zevk aldığın müddetçe bu sadece seni ilgilendirir, ve aynı durum başkasında herhangi bir istek oluşturmuyorsa o da kendisinin bileceği iştir. Öyleyse sen demeye devam edersin, çünkü sen demekten zevk alıyorsun, karşı taraftaki hanımefendi dememeye devam eder, çünkü bu durum ona anlamsız geliyordur hala. Ve durum sadece senin zevk aldığın kısmı net olarak anladığın zaman değişir. Sen birine günaydın demekten zevk alıyorsan ve bunun esas nedeni karşı tarafın sana günaydın demesiyse örneğin, dediklerimin hepsi anlamsız kalır.
    Adlarımızı ve kim olduklarımızı neden devreye sokmalıyız ki? Daha önce de bahsetmiş olduğum bunca kural varken meydanda az daha birbirimiz tanısak dalmaz mıyız artık o kurallara? Şu an birbirimizi tanımadığımız için ve dolayısıyla aramızda herhangi bir arkadaşlık durumu mevcut olmadığı için sen bana istediğin gibi küfür edebilirsin, ben buraya istediğim laf kalabalığını boşaltabilirim. Sen bunlardan istediğini yayınlayabilirsin, ben yayınladığını görünce aklıma ilk gelenleri karalamaya devam edebilirim. İnanır mısın, hakkımda kısmını okumuş değilim; ne kadar az bilgi, o kadar çok objektiflik, çünkü ne öncelikli amacım seni kırmak, ne de seni mutlu etmek,sadece ben de kendi fikirlerimi karalıyorum, deyim yerindeyse tatmin oluyorum bunu yaparken. keza senin için de aynı şeyler geçerlidir sanıyorum Azizem.. midir?

    YanıtlaSil
  15. Neden denmediği açık değil mi? Denmiyor çünkü demeyi seven sensin, demeye karşı herhangi bir istek taşımayan (nötr, belki de değil, belki de gerçekten sevmiyor seni:))bilemiyorum ki)leydimiz, senin sevdiğini ne zaman yapmak ister? Sadece çıkarlarınız uyuştuğu zaman. En azından günlük hayatta benim rastladığım örnekler bu şekilde. Şahsi fikrim, sen bundan zevk aldığın müddetçe bu sadece seni ilgilendirir, ve aynı durum başkasında herhangi bir istek oluşturmuyorsa o da kendisinin bileceği iştir. Öyleyse sen demeye devam edersin, çünkü sen demekten zevk alıyorsun, karşı taraftaki hanımefendi dememeye devam eder, çünkü bu durum ona anlamsız geliyordur hala. Ve durum sadece senin zevk aldığın kısmı net olarak anladığın zaman değişir. Sen birine günaydın demekten zevk alıyorsan ve bunun esas nedeni karşı tarafın sana günaydın demesiyse örneğin, dediklerimin hepsi anlamsız kalır.
    Adlarımızı ve kim olduklarımızı neden devreye sokmalıyız ki? Daha önce de bahsetmiş olduğum bunca kural varken meydanda az daha birbirimiz tanısak dalmaz mıyız artık o kurallara? Şu an birbirimizi tanımadığımız için ve dolayısıyla aramızda herhangi bir arkadaşlık durumu mevcut olmadığı için sen bana istediğin gibi küfür edebilirsin, ben buraya istediğim laf kalabalığını boşaltabilirim. Sen bunlardan istediğini yayınlayabilirsin, ben yayınladığını görünce aklıma ilk gelenleri karalamaya devam edebilirim. İnanır mısın, hakkımda kısmını okumuş değilim; ne kadar az bilgi, o kadar çok objektiflik, çünkü ne öncelikli amacım seni kırmak, ne de seni mutlu etmek,sadece ben de kendi fikirlerimi karalıyorum, deyim yerindeyse tatmin oluyorum bunu yaparken. keza senin için de aynı şeyler geçerlidir sanıyorum Azizem.. midir?

    YanıtlaSil
  16. İşte tam bu noktada haklısın (ne zaman günaydın demeye istek taşır, çıkarlarımız uyştuğu zaman)Bu doğru çünkü daha dün sabah odama geldi bana günaydın dedi ve benden bir konu hakkında bilgi istedi. Ben de "bugün günaydın deme gününde misin?" dedim. Anlamadı. Geçen sabahki olayı anlattım. Pek de inandırıcı olmayan birşeyler saçmaladı. Sonra ona istediği bilgiyi verdim. Hatta elimden geldiğince yardımcı oldum çay söyledim, sohbet ettim, hiç de kızgın değildim bütün bunları yaparken. Ben insanlara çoğu zaman kızmam sadece neden öyle davrandıklarını anlamaya çalışırım. Bu yüce gönüllülükten değil insanlara duyduğum önü alınamaz meraktan kaynaklanıyor :) (Sanıyorum sana yazdığım bir önceki yorumda ne kadar meraklı bir beynim olduğunu gayet açık ve net olarak sunmuşumdur :) değil mi?) Bu arada yazdıklarını okuduktan sonra düşündüm de ben insanlara bana günaydın desinler diye günaydın demiyorum. Bunu gerçekten sevdiğim için yapıyorum. Sabah gülümsenerek söylenen tek sözün biraz da sihirli olduğuna inanıyorum galiba (evet sihre hala inanıyorum:) O yüzden de güzel birşey bekleyen değil güzel birşey sunan olmayı tercih ediyorum. Günaydınların, iyi akşamların, kolay gelsinlerin sebebi bu.(Beni kendi nedenlerim üzerine düşünmeye ittiğin için ayrı bir teşekkür)

    Adlar konusunda haklı olabilirsin. Tanışıyor olmak, dost arkadaş olmak insanın objektifliğini yok edebilir. Ama şunda yanılıyorsun ben seni tanımadığım için sana asla küfür etmem tam aksine ne söylersen söyle nezaketle yaklaşır ılımlı davranırım. Tanımadığım insanlara sinirlenmem ben çünkü. ama arkadaşlarda iş değişir. İşte onlara istediğim gibi küfüredebilirim :)yakın arkadaşlardan dostlardan söz ediyorum elbette. Bir de yayınlama konusu var ki bilmiyorum dikkatini çekti mi ben yorumları denetlemem çünkü benim onayıma ihtiyaç duymadan sayfada yayınlanırlar. Henüz (saçma sapan reklamlar hariç)hiç bir yorum silmedim. Neden sileyim ki? Ben nasıl yukarıya fikirlerimi yazıyorsam insanlar da buraya istediklerini yazabilirler. Fikirlerini her zaman burada okumak isterim. İstediğin kadar içini dökebilirsin, sınır yok. Ben buraya ne için mi yazıyorum; kafamın içindeki kelimeler ağır geldiği için. :) hepsi bu.

    YanıtlaSil