13 Mart 2012

ışığa uçar bütün pervaneler...

Ben çok sıkılınca saçmalıyorum, bakma bana sen. Dilimi kontrol edemiyorum mesela. Ne söyleyeceksem tersi çıkıyor ağzımdan. Sana bakınca içim ısınıyorken saçma sapan konuşuyorum işte. Bana dünyada olmuş olabilecek en güzel ışıkken sen, aptalca cümlelerle hissettiğim herşeyin üzerini çok acaip gri bir tozla kapatıveriyorum. Dedim ya bakma bana sen. Ben hiçbir zaman söyleyeceklerimi tam olarak ifade etmeyi beceremiyorum.

Aslında korkuyorum biliyor musun? Sanki benim sözcüklerim senin kulaklarından içeriye girerse, sakladığım herşey anlamını yitirecek sanıyorum. Ve o sözcükleri söylemeye başlarsam, bir daha hiç duramayacağımdan korkuyorum. Bilirsin ne kadar çok sözcük varsa inanmak o kadar güçleşir ve belki de herşey bir o kadar gülünçleşir. Ben aslında belki de bana inanmayacağından korkuyorum.

Bir başlangıç lazım bize biliyorum. Ve ben bu kadar yorgunken ve unutmuşken başlamak nasıl birşey, sen hatırlat istiyorum. Tekin olmayan denizlere yelken açamıyorum belki. Ya da ayağım toprağa değsin istiyorum. Kanatsız olduğumun farkına vardığımdan beri gökyüzünden korkuyorum.

Ah benim canımın içi, senin gördüğümden başka birşey olduğunu keşfetmekten endişeleniyorum ben asıl. Ve sen böyle kayıtsız durduğun müddetçe korkularımdan uzun şallar örüyorum ikimize. Dünya bizi korkumuzun altında hiç bulamasın istiyorum ya da. Dillendirilmeyen ne varsa şu yeryüzünde eğer konuşmazsak hepsi bizim olur diye hayaller kuruyorum. Bir masalın prensesi olurum ben sen de benim kahraman şövalyem olursun sanıyorum. Ve bütün bu masal içinde hala toprağa basamayan ayak parmaklarıma bakıyorum. Beni ancak senin bir cümlen indirecek dünyaya bunu da biliyorum. Ve sen böyle suskun olduğun sürece herşey daha mı iyi olacak yoksa daha mı kötü inan bana hiç mi hiç emin olamıyorum...

Fotoğraf: :Heartbeatoz

2 yorum: